2 yıllık yolculuğumuzun en zoru; Langar geçidi

Khorog’da birçok bisikletçiyle karşılaştığımız ve dinlendiğimiz 6 gecenin ardından sonunda tekrar düşüyoruz yollara… Hostelden Björn, Jens, Yan, Victor ve Solen ile çıktık fakat pazardan ekmek alacağımız için yolculuğumuz 1 km bile beraber süremedi. Öğleden sonra Solen ve Victor’u yakalayıp akşama kadar beraber pedalladık. Kamp yeri bulmak gerçekten zorluyor bu vadide… Gün boyu 60 km yapıp, ayrıca bir 8 km de kamp yapacak yer bulmak için pedalladık (969 m tırmanış) . Zich adlı bir köyde attık kampı.

Sabah Solen ve Victor 10 dakika erken ayrıldı ve bu onları son görüşümüz oldu. Charlotte’un selesi deliklere girip çıkmaktan aşağı iniyor ve bu sebeple dizleri ağrıyor. Çok fazla dayanamadığı için 45 km (465 m tırmanış) sonunda Ishkashim çıkışındaki Ryn köyünde durduk. Aslında burada Afgan sınır kapısı var ve normalde açık fakat geçtiğimiz günlerde hemen sınırın dibindeki pazarda silahlı bir saldırı olduğu için kapalı. Ishkashim’den bolca alışveriş yaptık. Erken duracağımız için ve hala ateş yakacak odun bulabildiğimiz yükseklikte olduğumuz için pizza yapacaktık. Alışveriş sonrası bir dayının kayısı bahçesinde kamp attık. Dayı bize ateş ocağını gösterip, bahçesini bize emanet etmekten çok mutluydu. Tepemizdeki kaysıları görünce; kaysımız var, şekerimiz var, suyumuz ve ateşimiz var, ee daha ne duruyoruz deyip kayısı reçeli yaptık (Güncelleme; ilerleyen günlerde karşılaştığımız bisikletçilere bu harika fikrimizden gururla bahsederken hemen hemen herkesin yaptığını öğrendik, havamız söndü).

D0480 (31)-FOW-Tajikistan

Charlotte sabaha rahatsız uyandı. Pizza hamurlarını pişmeden gömmekten tabiiki! Dizi de sakattı zaten, bir de gün içinde 2 defa tekeri patlayınca cila oldu üstüne… 47 km’de (625 m tırmanış) durduk. Günün tek enteresan olayı Marco Polo keçilerinin kafataslarıyla yapılmış bir çeşit anıttan geçmemizdi.

D0481 (50)-FOW-Tajikstan

Ertesi gün, Khorog’dan beri asfalt olan yola veda ettik. Hatta bir ara bildiğin çöm kulunda ittire kaktıra ilerledik. Birkaç km sonra şimdiye kadar hikâyesini sıkça duyduğumuz toprak kaymalarından birine denk geldik! Zaten yol boyu tabelalar vardı ‘Dikkat toprak kayabilir!’ diye. Yolu yıkıp götürmemişti ama yola biriktiği için yolu kesmişti. Çamurun üstünden geçen bir kamyonda tam devrilecekken takılı kalmış, kurtarılmayı bekliyordu. Onlarca kamyon da yolun temizlenmesini beklerken kilometrelerce kuyruk yapmışlardı. Bisikletleri hemen aşağıdan ittirip geçtik karşı tarafa. Bisikletim çok yaşa!

Öğle yemeğinde yanımızda Japon bir bisikletçi belirdi; Ga. Khorog – Osh arasını 11 günde yapmalıymış çünkü tatili o kadar. Dün sabah Khorog’dan çıkmış, bizim 4 gecemize tekabül ediyor. Şirin şebek bir elamandı (Güncelleme; sonradan öğrendik ki ilerleyen günlerde bisikleti kırılmış ve yolun geri kalanını bir kamyonetle tamamlamış).

Akşam yine çok zorlandık kamp atacak yer ararken çünkü rüzgâr çok feci esiyor. Rüzgâra karşı durabilecek kuvvette çadırlar olsa bile, nehrin kıyılarda bıraktığı kumlar her yere giriyor. Çadırın fermuarlarına girdiği için 2 çadırın da fermuarları bozuldu. Rüzgârdan korunacağız diye minik ağacımsı otların arkasına sığındık. Yer kum ama en azından yerde kalıyor. Tek derdimiz dikenli bitkiler olması. Bitkilerin arasından kıvrıla kıvrıla yer ararken Eric tekerini patlattı, dün de Charlotte ve Nico! Artık yarına kısmetse sıra bende! 47 km ile Nizhgar’dayız (639 m tırmanış). Gece boyunca çadırlar arasında mekik dokuyan tilkinin pati seslerini duyduk. Fiti fiti dolandı durdu pıtırcık…

Bugün Kalai Khumb’dan beri vadi tabanından takip ettiğimiz nehre veda ediyoruz. Artık nehri geride bırakıp dağlara doğru pedallama vakti. Tüm Pamir’in bence en zorlu geçidi Langar, kapı gibi dikilmiş karşımızda! 2700 metreden 3500’e çıkıyoruz ve orada kalıyoruz. Artık Kırgızistan’a kadar (18 gün) 3500 m yüksekliğin altına inmeyeceğiz. Langar, köyün adı ve tırmanış da köyün içinde başlıyor. 7 km’de 700 m yükseliyoruz. Saçma eğimli dönemeçlere alışkınız ama alışkın olmadığımız şey dönemeçlerin rüzgârın getirdiği kumla dolmuş olması. Direksiyonu çeviremiyoruz bile. Direksiyonu çevirmek bir yana, inip itmek bile zor. Bir de üstüne, zigzag aralarındaki evlerin merdivenlerinden tırmanıp bir sonraki zigzagta seni yakalayıp bisikletin arkasından çeken bebeler var! Zaten bir tarafımdan soluyorum, bir de bisikletimi çekiştirmeniz eksik kalmıştı. Bütün güzel güzel uyarmalarıma rağmen durmadıkları için hiç yapmayacağım şeyi yapıp bağırdım çocuklara. Sonra da geçit bitince oturdum ağladım. Pişmanlıktan mı sinirlerim boşaldığı için mi daha önce hiç bu kadar zorlanmadığım için mi bilemiyorum. Belki de her şey üst üste geldi. Tırmanış biraz rahatlayınca mola verdik ve arkamızdan Thorsten belirdi. En son Khorog’da görmüştük. Köyün birinde durup bir dağa tırmanmış köylülerle, o sebeple gerimizde kalmış. 34 km sürüş ve 822 m tırmanışın ardından 3500 m yükseklikte kamp kurduk. Hayatımdan daha önce sadece 1 kere bu kadar yüksekte kamp kurdum. O da bir Ağrı tırmanışıydı. Şimdi ise 7000 metrelik Hindi kuşu dağlarının zirvelerine karşı kahvemi yudumluyorum.

 

Sabah yola çıkar çıkmaz Fransız bit çifti taşıyan bir jeep durdu yanımızda. Halimizi gören Fransızlar bir Fransız peyniriyle hayallerimizi renklendirdiler fakat peyniri kapıp önden giden Thorsten’i bir daha göremeyecektik.

Bütün gün yer yer derin kumlu yolda ittirerek ama çoğunlukla slalom yaparak hoplaya zıplaya gittik. Kilometrelerce bomboş uzanan arazide yalnızız. Huzur bu! Bu huzura bir de çift hörgüçlü develer eklenince, değmeyin keyfimize. Nehrin karşı tarafında su içen develerin hörgüçleri henüz dolamamıştı zira bir garip büküktüler.

D0484 (164)-FOW-Tajikistan

Yol Langar’dar beri çoğunlukla çöl kumu… Virajlar dar ve yer yer sağ yanımız uçurum. Bu riskli yolda giderken yine bir kamyon kuyruğuna denk geldik. Toprak kayması mı acaba diye kamyonların arasından fiti fiti ilerlerken ‘keşke toprak kayması olsaymış’ dedirtecek bir görüntüyle karşılaştık. Kamyonun biri uçuruma yuvarlanırken asılı kalmış, yarısı parçalanmış, kuyruktaki şoförlerin hepsi yardıma koşmuş ama insan gücüyle kurtarılabilecek gibi değildi. İş makinası lazım ve oraya ulaşabilecek yol da kamyon kuyruklarıyla kapalı. Adamcağızın ekmek teknesi uçurumda parçalanacak, yazık…

DSC02341-PLQA-Tajikstan

Bu yol gerçekten çok zorlu; zıplaya zıplaya gidiyor bütün araçlar ve bir sürü şey döke saça gidiyorlar. Yol boyunca bulduklarımızın haddi hesabı yok; harika bir bisiklet pompası, fotoğraf makinası, yağmurluk ve diğer küçük çaplı şeyler… Fotoğraf makinesi bulduğuma sevinirken, daha 5 km olmadan delikanlının biri koşa koşa geliyordu. Fotoğraflara bakmıştım ve çocuğu tanıdım. Bir damla gözyaşıyla makinasını teslim ettim. Kıymetimi bilsin, herkes yapmaz!

Duşanbe’den beri gözlerim aşırı kızarık ve korkutuyor. Neredeyse çantalardan birini tek başına doldurabilecek ecza çantamızda göz damlası da var. Onunla biraz rahatlıyorum ama gün boyu toz toprak güneş epey hırpalıyor gözleri.

Bugün cancanlıydı yol; Buhara’da karavanla dünya turu yapan İspanyol bir çiftle karşılaşmıştık. Pamir’in orta yerinde birden karşımıza çıktılar karşı yönden. Şansa bak… Bizim geride bıraktığımız o kumlu yere kadar gidip geri geleceklermiş. O koca karavanı kuma saplamak gibi bir riski göze almak istemiyorlar.

46 kilometrelik (749 m tırmanış) günlük sürüşün ardından Khargush’daki polis kontrolüne 9 km kala 3677 m rakımda kamp attık.

Ertesi sabah 9. kilometredeki kontrol noktasında pasaportlarımızı ve izinlerimizi kontrol ettirdik. Burası bir yol ayrımı aslında; M41 anayoluna doğru gidebilirsin ya da daha ıssız olan doğuya doğru gidebilirsin. Doğuya gideceksen planını önceden yapmış olman ve Duşanbe’de oraya özgü izni almış olman gerekir. Biz o tarafa gitmemeyi tercih etmiştik. M41 yoluna doğru dönünce yaklaşık 15 gündür takip ettiğimiz Afganistan sınırını arkada bırakmış ve Pamir’in derinliklerine dalmış oluyoruz. Polis kontrolünden 16 km sonra başka bir geçide vardık; 4344 metre yükseklikteyiz. Yolculuğumuzun şimdiye kadarki en yüksek geçidi ama daha da yükseğine haftaya ulaşacağız! Bizimkilerin hayatlarında bulundukları en yüksek nokta; benim de bir tek Ağrı tırmanışım var. Bu sebeple hepimiz için güzel bir tecrübe! Geçitten biraz inince öğle molası verdik. Mola sırasında başım ağrımaya başladı. Bu kadar yükseklikte aklimatizasyon zorluğu yaşayıp beyne kalıcı hasarlar verme hatta ölme riski söz konusu. Ama biz cidden çok yavaş yükseldik. Hiçbirimizin bu sorunla karşılaşacağını sanmıyorum. Tamamen güneş kaynaklı baş ağrısı olduğunu düşünüyorum. Yine de bir diş sarımsağı yedim çiğ çiğ; yükseklikte baş ağrısı için iyi ama kokulu bir ilaç. Psikolojik etki midir yoksa gerçek etki mi bilemiyorum ama baş ağrım çat diye geçti. Çok yaşa benim kokulu ilacım!

D0485 (92)-FOW-Tajikstan

Her gün bisikletçilerle karşılaşıyoruz; önceden duyduğumuz Japon bisikletçiyle öğle molasında karşılaştık. 2 delikanlı bütün tırmanış boyunca bisikletlerini itmişler çünkü bisikletleri gerçekten kötü durumda. Bu çocuğu duymamızın sebebi de çanta yerine naylon poşetlerde eşyalarını taşıyor olması. Yola düşmek için son model eşyaların olmasına gerek olmadığının canlı kanıtı!

DSC02581-PLQA-Tajikstan

Geçitten önce 2 göl geçtik. Sayelerinde manzara daha da güzeldi. Ayrıca ilk kez dağ sıçanı / marmot gördük. Pamir’in geri kalanında dakika başı görecektik. Geçitten sonra bir göl daha vardı. Erken olmasına rağmen bu manzarayı kaçırmamak için 33. kilometremizde durduk (674 m tırmanış) ve 4000 metre rakımdaki gölün kenarına kamp attık. Göl maalesef tuzluydu, hatta acıydı. Arıtmak anlamsız olacaktı. Bu sebeple kızlar çadırı kurarken, erkekler de geçtiğimiz yolda minik bir akıntıdan su almaya gittiler.

Gecemizi yıldızların göle yansımasını izleyerek geçirdik.

DSC02598-PLQA-Tajikstan