Chiang Mai fil diyarında iki gün

Chiang Mai fil diyarında iki gün

18

EYLÜL 2016

 

1254. gün – 24667 km
Mae Wang, Tayland

Hep denir ya ‘ömürlük bir tecrübeydi’ diye… Biz de her yaşadığımız sıradışı tecrübe için -ki böyle bir seyahatte epey oluyor- bu tanımlamayı kullanırdık. Ta ki bugüne kadar! Fillerle aramda kalmasın, yazayım da dünya alem bilsin… Ben bu hissi meğer ilk kez yaşıyormuşum!
Bu satırları hemen yanımdaki 3 filin bakışları altında, dışarda yağan muson yağmurlarından bizi koruyan çatımızın altında, ateş başında, ormandan henüz topladığımız bitkilerden yaptığımız sıcacık çayımı yudumlarken yazıyorum. Oy ne uzun cümle oldu be! Ama başka türlü tanımlanamazdı bu an…
Bisiklete bin, file değil!
Tayland’a gelen, gelmek için araştırma yapan herkes bilir. Bu ülkede fillere dair uzun yıllardır süregelen bir tartışma var; fillere binme turizmi! Vahşi ortamından koparılıp turistlere eğlence olsun diye fiziksel zorluk yaşatılan fillerin olduğu kamplarla dolu Tayland. Ama son yıllarda bu konuda artan farkındalık üzerine ek bir turizm geliştirilmiş. O eski fil terbiyecilerine giden ve ‘Bu sizin geçim kaynağınız, anlıyoruz. Ama hayvanlara yazık…. Turistler bu hayvanların üstlerine binmeden de filler aracılığıyla size para getirecekler. Nasıl mı? Onlara sevgilerini vererek, besleyerek, beraber çamurda yuvarlanarak.’ ana fikirli bir konuşmayla filleri zorlu yaşamlarından kurtaran kuruluşlar var. Bunlardan biri de Chiang Mai Elephant Land. Biz de bu sebeple onları tercih ettik. Fillere yemek ve sevgimizi vereceğiz, ağırlığımızı değil!
Çamur banyosunda mayışan tombik filler
Telif hakkı Chiang Mai Elephant Land
Hayvanları kendimi bildim bileli hep severim ama hiç ‘ay kuzucuk, çok şekersin’ kıvamında olmadım. Meğer bu hisleri bana yaşatacak hayvanla henüz karşılaşmamışım bugüne kadar. Karnını okşadığında zevkle hırlayan fil mi olur ya? Kedi misin sen, köpek mi? Bi’ kendine gel! Filsin oolum sen! Koskoca fil! Öyle el âlemin ortasında o şekilde tatliş hırlarsan ben de sana kocamanca sarılmak için vücudumun bütün uzuvlarını şimdiye kadar hiç açmadığım kadar açarım arkadaş! Tombik bebe! Öpmelere kıyamadım ya, ‘ ay çamura bulanmış yalnız!’ demedim sarıldım hep… Gerçi bütün çabalarıma rağmen hortumundan başka yerine ulaşamadım ama o da yeter. Bi’ de elimdeki muzlara dalıyor şapşal… Ben ağzına bir muz verirken, o arkadan sinsice hortumuyla sepetimdeki muzlara dalıyor. Görmüyoruz sanki!
Telif hakkı Chiang Mai Elephant Land

Beslenmeden sonra yürüyüşe çıkıyoruz. Ormanın derinliklerinde patikalar çıkıyoruz, iniyoruz. Her inişte kendini salıyor. Seviyor çamurda kaymayı. Ha bir de yol üstünde uygun ağaç bulunca hemen dayanıp kaşıyor kendini. Katur kütür ses geliyor. Ağaçtan mı derisinden mi bilemiyoruz!

Sonra bi de çamur da tepişmece, çamurla masaj yapmaca kısmı… Çamur havuzuna gidildiğini görünce yerleri sarsa sarsa bir koşuşları var ki nasıl anlatsam bilemiyorum. Hortum bir yerde, dudak bir yerde, bacaklar başka tarafta, kuyruk nerde kim bilir? Löp löp… Ve cuuup çamur yığınının ortasına dalıyor… Yayılıyor ve pozisyonunu alıyor ama bir yandan da gözünün ucuyla ‘ geliyorsunuz di mi masaj yapmaya’ diye bize bakınıyor. O şekerliğe tabii ki biz de boş değiliz. Mayomuzu giymiş hazırız, pozisyon al, hop atla! Fille fil ol! Zaten aratmıyorum! O çamur senin, bu çamur benim derken hepimiz seferber olmuş, boşluk kalmayacak şekilde fili sıvıyoruz. O da hoşnut bir şekilde minik minik oynaşıyor ellerimizin arasında. Gövde bitince bacaklarına geçmek için ellerimizi çamur havuzuna daldırırken bakıcısı ‘bacaklarından gıdıklanıyor, oraya masaj yapmıyoruz’ diyor. Nasıl yani? Neredeyse 5 santimetre kalınlığında derin var ya! O sırada arkadaşlardan biri ‘aa ondan mı kıpraşıyormuş biraz önce?’ diyor. Meğer o bacaklardan birine yapmış habersizce. Bakıcı diyor ki ‘Çok gıdıklanırsa aniden ayağa kalkmaya çalışabilir ve çamurda ayağı kayıp üstünüze düşebilir.’ Gerçi üzerinde ‘Üstüne fil düştü!’ yazan bir mezar taşı çok havalı olabilirdi. Yine de filin rahatça kalkması için çamur banyosundan çıkıyoruz.

Biz heyecan ve mutluluğumuz tavan yapmışken, günün programını bilmediğimizden ötürü ‘hadi nehre’ komutu gelince şaşırıyoruz. Bir yandan ‘bu çamura bulanmış vücutlar nasıl temizlenecek?’ sorumuzun cevabını alıyoruz. Zaten deli akan suya, sabahtan beri yağan yağmurun suyu da eklenince el ayak yaparak ancak ilerleyebiliyoruz dibi iri taş ve dallarla dolu nehirde. Dönemeci alır almaz o da ne? Bi Anadolu’nun yüce dağı Ilgaz değil ama yine de yükseklerden akıyor buz gibi berrak sular… Bir yandan ayağımızın altında kaya var mı diye bakarken, bir yandan da önümüzde beliren şelaleyi izlemeye çalışıyoruz, öte yandan da arkamızdan nehre inen filden hızlı olmaya çalışıyoruz. Hayat zor, kardeş! Sonunda şelalenin altındayız ve elimize tutuşturulan tuvalet taslarıyla arkamızdan bize yetişmiş olan fili çamurlarından arındırmak görevimiz! Onu temizleyip yolluyoruz ve sıra bizde… Kafamızı delecek hızda gelen damlalardan korunarak şelalenin altına giriyoruz.

Buradan sonra grubun geri kalanı Chiang Mai’ya geri dönüyor ama biz 2 günlük paket aldığımız için geceyi bungalovlarda doğanın içinde geçireceğiz. Vietnam’dan tayfun gelmiş, burada bir ‘bardaktan boşanırca’ havası… 3 saniye içinde ateşi yakıyor amca. Nico’nun gözlerinde ‘Vay anasını ya’ edası çünkü onun ateşleri 15 dakikadan önce yanmıyor. Ateş başında, dağ köylüleriyle birlikte onların yaptığı yemekleri yiyoruz. Dışarda yağmur, filler ormana götürülmüş gece için, hoş sohbet, biraz da pirinç viskisi…

Ertesi gün erkenden işini çok iyi bilen iki köylüyle ormanın derinliklerine dalıyoruz. Fillere ilaç yapmak için ot, kök, gövde toplayacağız. Yanımızda da bizi kaplanlara ya da abartmayım yılanlara karşı korusun diye 2 köpek… Yürüyüşün ardından öğle yemeği için pirinç tarlalarının ortasında yapılmış bir kulübede duruyoruz. İlk önce toprakları kazarak çekirge yakalıyoruz. Bunların fillere verilecek ilacın içeriği olduğunu sanarken birden tavada kızartmaya başlıyor amca çekirgeleri. Benim fal taşı gözleri görünce de kahkahayı patlatıyor. Nico tadına bakıyor. ‘Güzeeeel’miş! Yemekleri yedikten sonra kahve içelim diyor amca ve bambuya su koyup ateşte kaynatmaya başlıyor. Ardından da daha ince bir bambudan bardaklarımızı kesiyor, oyuyor… Bambuda kaynayan suyun tadı başkalaşmış, kremsileşmiş ve kahveyi yumuşatıyor.

Yemekten sonra biraz daha yürüyerek kampa dönüyoruz ve ilacımızı yapıyoruz. Topladıklarımız arasında tek bildiğim ginseng, diğerleri muallak olarak kalacak… Filin kolayca tuvaletini yapabilmesi içinmiş bu ilaç. Tadı acı olduğundan muz koyup eziyoruz her şeyi dövecekle. Sonra oluşan ezmeyi top yapıp fillere veriyoruz. Ama bu sefer direk ağzına, hortuma değil… Verim kaybı olmasın, zaten minnacık olan ilacın hepsini direk yutsun diye…

Artık gitme vakti… Tombik filleri son kez besleyip, son kez öpüp, onlara son kez sarılıp vedalaşıyoruz. Bana mı öyle geldi yoksa suratlarında bir hüzün ifadesi mi var?

Fillerle böylesi bir yakınlaşmayı sağladığı için Chiang Mai Elephant Land ekibine çok teşekkür ediyoruz çünkü müşteriden çok bir arkadaş gibi, onlardan biri gibi karşıladılar bizi. Koca kütleler içeren unutulmaz bu anıyı hafızamıza atıp, kalbimize oyup dönüyoruz Chiang Mai’ya.

Siz de fillere bu kadar yaklaşıp, sarılıp, onların yamacında doğada bir gece geçirip böyle unutulmaz bir anınız olsun istemez miydiniz?

Liebster Ödülleri ; Frogs On Wheels hakkında 11 gerçek

Liebster Ödülleri ; Frogs On Wheels hakkında 11 gerçek

11

EYLÜL 2017

 

G+1247 – Km 24.562
Lampang, Tayland

Liebster ödülleriyle bir kaç ay önce yollarımız kesişti. Tam olarak ne olduğunu bilmesek de önceden duymuştuk. Liebster ödülleri, blog sahiplerinin birbirlerine yönelttiği sorularla yeni blogların tanınmasını ve internet takipçilerinin yeni dünyalar keşfetmesini sağlmak için oluşturulmuş bir çalışma.
Bizi ödüllere aday olarak gösterenler les Enfants du Mékong isimli dernek adına Güneydoğu Asya’da 6 ay seyahat eden Nicolas ve Lucas… Bu kuruluş, okul çağındaki çocuklara ek eğitim vererek yaşam koşullarını geliştirmeyi hedefliyor. Mayıs 2017’de Bangkok’ta tanıştığımız Nicolas ve Lucas, maceralarını V’Asie Roule isimli sitelerinde yayınlıyor.
Bizi aday gösterdikleri için onlara teşekkür ediyor ve sorularına cevap verip, hakkımızda bilmediğiniz 11 gerçeği açıklıyoruz.
Frogs On Wheels hakkında bilmediğiniz 11 gerçek

YATAY BİSİKLETLE SEYAHAT EDİYORUZ

Hangi bisikletlerle seyahat ettiğimizi biliyor olabilirsiniz ama neden bu sıradışı bisikletleri tercih ettik, onu biliyor musunuz? Gökben’in ankilozan spondilit adında omiriliği etkileyen romatizmal bir hastalığı var. Normal bisiklette kronik ağrılar ve omiriliğin kilitlenmesi gibi sorunlar yaşıyordu. Fransa’da çeşitli yatay bisiklet markalarının dağıtıcılığını yapan Vélofasto ‘dan Philippe sayesinde birçok yatay bisiklet deneyip Azub  markasında karar kıldık.

(HALA) BALAYINDAYIZ!

Başlangıçta sadece çılgın bir fikirdi; evlenip dünya sandığımız gibi miymiş diye bakmak için yollara düşecektik. Ekim 2013’te evlendikten sonra, sevdiklerimizle vedalaşmak, işlerimizden istifa etmek ve Gökben’in Avrupa vizesi için gereken resmi işleri halletmek birkaç ayımızı aldı. Yaptığımız şeyden zevk aldığımız süre boyunca bu balayının devam edeceğini söyleyebilmek bize mutluluk veriyor!

TİBET’TE PEDALLADIK!

Tibet’in büyük çoğunluğu sınırlandırılmış ve hatta bazı kısımları turizme yasaklanmış olsa bile hala kültürel ve tarihi olarak Tibet’e bağlı muazzam bir kısım var özgürce gidilebilen. Bu bölge Qinghai, Sichuan, Yunnan ve Gansu eyaletlerine yayılmış durumda ve harika bir doğaya sahip. Rakımı 4500 metrelere varan bu bölgede Ekim-Kasım 2016’da pedallama fırsatımız oldu.

SEYAHAT BOYUNCA HİÇ UÇAK KULLANMADIK!

Bisikleti kendi belirleyeceğimiz ritimde yavaşça seyahat etmek ve mevsimleri takip ederek manzaranın ve kültürün peyderpey değişimini gözlemleyebilmek için tercih ettik. Bu sebeple uçağa binmemek üzere planlarımızı yapıyor; bisiklet, otobüs, tren eğer denizyolu varsa gemi kullanıyoruz. 24000 km’yi geride bıraktık ve hala sözümüzü bozmadık!

OKULLARDA SUNUM YAPIYORUZ

Fransa, Türkiye, Gürcistan, İran, Çin, Laos ve Tayland’da okullarla temasa geçerek değişik yaş aralıklarındaki çocuklara yolculuğumuzdan ve bisikletlerimizden bahsettik. Coğrafya, dil, teknololoji ve kültürlerden bahsederken parlayan gözleri gördükçe yaptığımıza daha da sıkı sarılmaya başladık. Daha çok yol alıp, daha çok çocuğun hayallerine dokunmak istiyoruz.

ÇİN’DE İNGİLİZCE ÖĞRETTİK

Çocuklara sunumlar sayesinde edindiğimiz tecrübelerin ardından Çin’in Chengdu şehrinde 1 yıl çalışıp İngilizce öğretmek teklif edildiğinde hemen kabul ettik. Bu Çin’i içeriden hem profesyonel düzeyde hem de kültürel düzeyde keşfetmek için güzel bir fırsattı.

 

GERİ DÖNÜŞ TARİHİMİZ YOK

Yola düşerken ne kadar uzağa gideceğimizi ya da ne kadar süreceğini bilmiyorduk. Nisan 2014’te yola çıktık ve hala yoldayız. Bu maceraya ancak bunun kadar heyecanlı olan başka bir tanesini bulursak, bütçemiz ya da motivasyonumuz biterse ya da ‘evimiz’ diyebileceğimiz bir yer bulursak bir nokta koyarız.

10 ÜLKEDE TÜRKÇE İLETİŞİM KURDUK

Türkçe biliyor olmamız Balkanlardan itibaren Orta Asya üzerinden batı Çin’e kadar günlük yaşamımızda bize çok yardım etti. 100 milyondan fazla insanın Türkçe konuştuğu bu bölgede dil bizim için hiç sorun olmadı. Hatta kültürel ve sosyal etkileşim için benzersiz bir avantajdı!

GEÇTİĞİMİZ ÜLKELERDEN EDİNDİĞİMİZ HATIRA EŞYALAR; MIKNATIS, BAYRAK VE KAĞIT HARİTA 

Tabiki tecrübe edilen her an ve her duygu hatıralarımızda sonsuza kadar yer bulacak. Ama geçtiğimiz her ülkeden aldığımız birkaç minik hatıra eşya da yok değil; bisikletlerin arkasına astığımız bayrak, bisikletin üzerine yapıştırdığımız bayrak etiketi, pedallarken kullandığımız ülke haritası ve günün birinde evimizin buzdolabına asmak için aldığımız mıknatıs… Hafif ve kullanışlı…

“FROGS ON WHEELS” İSMİNİN ARDINDAKİ GERÇEK

Fransız’ların takma ismi olmasının yanında, Gökben’in arkadaşları tarafından verilen takma ismi de ‘Kermit’… Aynı zamanda, imkansız görülen şeylerin bile mümkün olabileceğini anlatan bir Amerikan atasözüne de ithafta bulunuyor: ‘If frogs had wheels, they wouldn’t bump their butts.’

V’Asie Roule’dan Lucas ve Nicolas’nun bize yönelttiği 11 soru

1 – EN GÜZEL KARŞILAŞMANIZ?

Her gün sizi güzel bir tesadüften bir diğerine yönlendiren bir ritminiz olduğu zaman bu soruyu cevaplamak zor bir hal alıyor. Ama bizi derin hislere boğan birkaç kişiden bahsetmek isteriz; sokakta tesadüfen karşılaşmamız sonucu harika 2 gün geçirdiğimiz Sırp Vladimir ve Vesna, Laos’ta tanıştığımız ve yaşam felsefeleriyle bize ilham veren Fransız Isabelle ve Jacques… Aslında bu liste epey uzar gider…

2 – EN ÇOK ZORLANDIĞINIZ KONU?

Hiç tereddütsüz vizeler! Bazı ülkelere karadan giriş politik, diplomatik, zaman kısıtlaması ve benzeri sebeplerle çok zorlu olabiliyor! Bizimse işimiz daha da zor çünkü Gökben Türk pasaportlu, Nico Fransız pasaportlu… İki farklı pasaport olunca vize işlemleri de farklı oluyor. Birgün uzaylıların varlığı kesinleşince, dünya pasaportu almayı umut ediyoruz, böylece sınır sorunu ortadan kalkacak!

3 – SİZİ YOLA DÜŞÜREN?

Basit; gitme görme isteği! Tanışmamız ve aynı şeyi hayal ediyor olmamız bir şanstı! Dünyayı kendi gözlerimizle keşfetmek, seyahat etmenin heyecanı, bu macerayı paylaşabileceğimiz doğru kişiyi bulmuş olmak karar vermemizi kolaylaştırdı ve bizi yola çıkana kadar şuanki gibi mutlu etmiş olan hayatlarımıza veda edip düştük yola…

4 – SEYAHATİNİZ, DÖNÜŞÜNÜZÜ NASIL ETKİLEYECEK?

Biz bu seyahatin sonunu bir ‘dönüş’ olarak görmüyoruz. Sadece hayatımızın bu kısmında yerleşik değiliz. Bir gün yerleşik hayata geçtiğimizde hayatımızın son 3,5 yılında yaşam şeklimizi şekillendiren seyahat, misafirperverlik, karşılıklı yardımlaşma ve açıkfikirlilik kavramları çerçevesinde doğa dostu bir yaşam oluşturacağız kendimize.

5 – SEYAHAT BÜTÇENİZ NEDİR?

Yola çıkmadan önce, yeterli olup olmayacağını bilmeden günlük kişi başı 10 euro’luk bir sınırlama getirmiştik kendimize. Ama yoldayken geliştirdiğimiz yaşam şekli, takipçilerimizin destekleri (kartpostallar, bağışlar), gönüllü olarak çalıştığımız yerler sayesinde günlük 2 kişilik harcamamızı 15 euro’ya indirdik. Bu bütçe; yemek, konaklama, vize, teknik ekipman, ziyaret de dahil olmak üzere herşeyi kapsıyor.

6 – ŞAŞIRTICI BİR YEMEK TECRÜBENİZ?

Çin’de farkına varmadan kedi ya da köpek yediğimize dair şüphelerimiz var! Tayland’da ise böcekler… İpek böcekleri, başlangıç olarak fena değil aslında!

7 – YOLCULUK BOYUNCA YAPTIĞINIZ YA DA TECRÜBE ETTİĞİNİZ EN İLGİNÇ ŞEY ?

Bu yolculuk boyunca yaşadığımız her tecrübe hem benzersiz hem de duygusal açıdan seyahatimizi son derece zenginleştiriyor. Bu yolculuğun kendisi başlı başına başımıza gelen en enteresan şey!

8 – EĞER GERİ GİDECEK OLSAYDINIZ, NEREYE GİDERDİNİZ ?

Tacikistan’ın Pamir bölgesi, hem fiziksel hem de psikolojik olarak epey zorlayan bir bölge. Bu zorluk ona ıssız kalma özelliği getirmiş. Etrafını çevreleyen yüksek rakımlı dağların arasında medeniyetten uzakken kendinize daha çok dönüp, kendinizi dinleme fırsatınız oluyor. Özellikle beraber pedalladığımız arkadaşların varlığı, Pamir’deki yolculuğumuzu daha da benzersiz kıldı.

9 – GİTMEYİ HAYAL ETTİĞİNİZ YER ?

Nepal… Gökben, üniveriste yıllarının çoğunu dağlarda geçirmiş ve bir gün Himalayalar’a gideceğini hayal etmiş. Myanmar – Hindistan arasındaki sınırların kapalı olması nedeniyle şu anda oraya gidemiyoruz ve bu ‘uçağa binmiyoruz’ kuralımızı bozmak için bize bahane veriyor!

10 – KARŞILAŞTIĞINIZ EN MİSAFİRPERVER ÜLKE?

Türkiye, İran ve Tayland’ın misafirperverliklerini anımsamak içimizi her daim ısıtıyor. Davetler o kadar çoktu ki yolumuza devam edebilmek için hayır demeyi öğrenmek zorunda kaldık!

11- EN ÇOK NEYİ ÖZLÜYORSUNUZ?

Geride bıraktıklarımızı; ailemiz, arkadaşlarımız ve kebap!

 

2017 Liebster Ödülleri için adaylar …

Şimdi sizi yeni bloglarla tanıştırma sırası bizde! Takip ettiğimiz ve bilinmesi gerektiğine inandığımız bu blogları komik oldukları ya da yolculuğunuzu daha da tatlandıracakları için seçtik.

CHARLOTTE & ERIC (PLQA)

Ermenistan’dan Kırgızistan’a 4 ay boyunca beraber pedalladığımız Charlotte ve Eric şu an Yeni Zelanda’da tamamen farklı bir macera yaşıyorlar. Yolculuklarına devam etmek için hazırlıktalar!

AURELIE & ROMAIN (BIKE KITCHEN)

Tayland’da karşılaştığımız bu çift, yatay bisiklet-normal bisiklet karışımı bir tandem sürüyorlar. Singapur’dan başladıkları yolculuklarında Güneydoğu Asya’nın benzersiz damak tadına dair tarifleri topluyorlar.

FRED & OPHELIE (PARTIR LES PIEDS DEVANT)

Fransa’dan Asya’ya 20000 kilometreyi bizim gibi AZUB marka yatay bisikletlerle pedallayan Fred ve Ophelie, daha yeni döndü evlerine. Laos’da yakınlaşmış olsak da karşılaşma fırsatımız olmadı. Komedi bloğu niyetine takip edilebilecek bu sayfa Fred’in ellerinden çıkıyor.

SARAH & SCOTT (LONG RODE HOME)

2014’ten beri yollarda olan Avustralyalı çift Sarah ve Scott ile Avrupa ve Orta Asya’yı pedalladıktan sonra Çin’de tanıştık. Evimizde konuk olduktan sonra onlar da Çin’de 1 yıl İngilizce öğretmeye karar verdiler. Şu anda kuzey Amerika’dalar ve Patagonya’ya doğru ilerliyorlar. Çılgın maceralar ve komediyle dolu bloglarını takibe almanızı öneririz.

NICK (CYCLING ELSEWHERE)

Nick de Çin’de bizimle İngilizce öğreten bisikletçilerden… Gerçekçi duygularıyla yoğunluğu iyi veren bir blog okumak isterseniz buraya buyurun. Kendisi şu an Avustralya’da pedallayıp harika fotogtaflarını bizimle paylaşıyor.

MELIKE (MELCAN ON THE ROAD)

Melike, 27 yaşında hayatını ofisinde geçirmek istemeyen bir avukattı. 1 yıl önce seyahat etmeyi ne kadar çok istediğini anladı ve o an Melike’nin dönüm noktasıydı. İstanbul’dan bisikletiyle yola düşen Melike, İran’da 3 ay sokaklarda müzik yaparak seyahatinin devamı için para kazandı. İran’dan sonra sırada yeni bir macera bekliyordu onu; Hindistan… Hindistan’da geçirdiği 5 aydan sonra bisikletini Türkiye’ye yollayıp Tayland’da sırt çantasıyla gezdi ve hayatının en güzel tecrübesi olarak tanımladığı İngilizce öğretme fırsatını yakaladı 1 aylığına. Melike bu satırlar yazılırken İsviçre’nin dağlarında bir tırmanış ekibinde gönüllü çalışıyor olacak. Kendisini, tecrübelerini paylaştığı Melcan On The Road isimli Türkçe-İnglizce internet sitesinden takip edebilirsiniz.

Onlara sormak istediğimiz sorular / merak ettiğimiz detaylar :

1 – Seyahat sizi nasıl değiştirdi ?

2 – Tek başına ya da çift olarak seyahat etmenin avantaj ya da dezavantajları ?

3 – Paylaşabileceğiniz gizli bir yer ?

4 – Hep taşıdığınız, hiç kullanmadığınız ama kurtulamadığınız bir nesne ?

5 – Yolculuk süresince başınıza gelen ya da sizin yapmış olduğunuz en sıradışı şey ?

6 – Sizi en çok etkileyen karşılaşmanız kiminleydi ?

7 – Kendi yazdığınız ve en çok gurur duyduğunuz blog yazınız ?

8 – Sizi en çok güldüren ?

9 – Yol ve yolculuk kelimeleri sizin için ne anlam ifade ediyor ?

10 – Böyle bir yolculuğa asla çıkmayacak bir insanı etkileyecek iddianız ?

Sorunuz ya da bize önereceğiniz bir blog var mı?

Öğrenmek istediğiniz sorular ya da açığa çıkarmamızı istediğiniz gizli detaylar var mı? Daha çok bilinmeyi hak eden ve düzenli takip ettiğiniz bloglar var mı?

Muhabbeti artırmak için yorumlarınızı bekliyoruz.