10 gün inzivaya çekilme : Vipassana meditasyon

10 gün inzivaya çekilme : Vipassana meditasyon

20

EKİM 2017

 

1286. gün – 24920 km

Mae Hong Son, Tayland

Meditasyon nedir? Nasıl yapılır? Yaptığımızı sandığımızda aslında gerçekten de yapıyor muyuz? Çömüp oturmakla erilir mi? Ben de bir gün su üstünde yürüyebilecek miyim? Zıplayıp, hiç düşmeden 5 dakika havada kalabilecek miyim? Gibi beyin yakan sorulara 10 günlük meditasyon inzivamız sonrasında getirdiğim cevaplar… Her insan evladı bir gün meditasyonu tadacak. O gün neden bu yazıyla bugün olmasın?
Meditasyon nedir? Meditasyon “kişinin iç huzuru, sükûnet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren, zihnini denetleme teknikleri ve deneyimlerine verilen ad” olarak tanımlanır. “Haaa o Budist şeysi” diyecek olanlarınıza karşı hızlı davranıp şu bilgiyi vermek isterim. Meditasyon, Budizm’den çok önce de vardı. Ayrıca sadece ‘Budist şeysi’ de değil, İslamiyet’te de kullanılan bir yöntem. Sadece adı farklı; tefekkür (yönlendirilmiş düşünce)… Bunu duymadıysanız bile tasavvuf öğretisindeki ‘sema, semazen’ terimlerini bilmeyenimiz yoktur sanırım. Hah işte, sema da aslında bir meditasyon şekli…
Bu garip terimler de ne ola ki?

Yürüyerek meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Gelelim esas konumuz Vipassana’ya… Dünyada yaklaşık 40’a yakın meditasyon tekniği olduğu söylenmektedir. Vipassana, bunlardan en yaygın olanı. Vipassana, 2500 yıl önce Buda’nın yaşadığı dönemin dili olan Pali dilinde ‘iç görü’ demektir. Vipassana meditasyonu ise ‘ Kendini gözlem ve içebakış yoluyla bir kendi kendini dönüştürme yöntemidir.’ Burada başka bir terim devreye giriyor: ‘Samatha’, yani Türkçe mealiyle ‘sükûnet’. Samatha metodu, Vipassana’ya geçiş sürecinde ve tek bir şeye odaklanarak sakinleşme amacıyla kullanılan bir meditasyon metodudur. Çok eski zamanlarda bu metotla su üstünde yürüme, uçma, kaçma ve bunun gibi süper yetenekler kazanılabiliyormuş. Yani o Çin filmlerinde sürekli uçan insanlar bir zamanlar gerçekmiş. Şimdi ise böyle yetenekler kazanabilenlerin sayısı çok çok azalmış. Günümüzde genelde düşünceden fikre, geçmişten geleceğe atlayıp duran ve ‘şimdiki zamanda’ odaklanması gereken maymun zihnimizi (monkey mind) eğitmek için kullanılıyor. Yani konuyu şöyle özetleyim; Samatha’nın esas amacı özel güçler edinmek, Vipassana’nın esas amacı Nirvana’ya ermek iken biz ‘günümüz Batılı insanları’ Samatha ile maymunu susturarak zihni sakinleştirip, Vipassana ile her şeyi olduğu gibi kabul ediyoruz. En azından çabalıyoruz! İşte bu yüzden meditasyon yapıyoruz!
Ormanda bir manastır; Wat Pa Tam Wua

Wat Pa Tam Wua Manastırı girişi

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Wat Pa Tam Wua Manastırı bir orman manastırı… Orman manastırlarının en büyük farkı adı üstünde yerleşkelerden uzakta olması… Eski zamanlarda (yaklaşık 20 yıl öncesine kadar) rahipler yılın 9 ayı o köy senin bu köy benim gezerek hem Nirvana yolunda kendilerini geliştirmiş hem de yollarına çıkan insanların yol gösterirlermiş. 3 aylık Muson yağmurlarını geçirmek için de o dönem geçtikleri yerde varsa bir mağaraya yerleşirler ya da derme çatma bir manastır inşa ederlermiş. Artık geniş çapta gezen rahip sayısı çok az; ya tapınaklara (şehir içi), ya da manastırlara (orman) yerleşmiş durumdalar. Wat Pa Tam Wua manastırı kapılarını 20 yıl önce yabancılara açmış. İngilizce bilen rahipler sayesinde meditasyonu yerinde öğrenmek isteyen Batılılara, bir rahip gibi yaşayıp bir rahip gibi meditasyon yapmak öğretiliyor. En az 2 gece kalmak koşuluyla herhangi bir rezervasyon yaptırmadan ve herhangi bir ödeme yapmadan gelebiliyorsunuz. Hatta yanınızda kişisel temizlik malzemeleriniz dışında herhangi bir şey getirmenize de gerek yok. Herkes beyaz giymek zorunda ve kıyafetleri oradan ödünç alabilirsiniz. Biraz da günlük programdan bahsedeyim; 05:00-06:30 Kendi odanda meditasyon, yoga (isteğe bağlı) 06:30 Rahiplere pilav (kahvaltı) sunma (zekat gibi) 06:45 Kahvaltı 08:00-10:00 Yürüyerek, oturarak, yatarak meditasyon 10:45 Rahiplere öğle yemeği sunma (zekat gibi) 11:00 Öğle yemeği 13:00-15:00 Meditasyon hakkında bilgilendirme, yürüyerek, oturarak, yatarak meditasyon 15:00-16:00 Serbest zaman 16:00-17:00 Manastır alanının temizlenmesi, bakımı 17:00-18:00 Serbest zaman 18:00-20:00 Şarkı okuma (chanting), oturarak meditasyon 20:00-22:00 Serbest zaman 22:00 Işıklar söner

Rahipler kendilerine yemek sunulmasını bekliyorlar

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Oturarak meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yürüyerek meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yatarak meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Vücut burada, kafa nerde?

Yürüyerek meditasyon – Gökben

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yürüyerek meditasyon – Nico

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Arkadaşımız Thomas temizlik yaparken

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Peki hislere, yaşananlara gelince…? Bu bizim meditasyonla ilk karşılaşmamız değildi. Çok tecrübeli olmasak da diğer katılımcılara kıyasla epey biliyormuşuz aslında… Yine de çevrende 60 kişiyle aynı anda, aynı yerde, aynı sürede, aynı pozisyonda oturup nefesine odaklanmak ve kafandan geçenlere bir dur demek çok da kolay değilmiş. Hatta epey zormuş. Meditasyonda öyle fotoğraflarda, filmlerde gördüğünüz üzere kütük yutmuş gibi dik ve bağdaş kurarak oturuluyor. Amacının entel açıklaması ‘vücuttaki enerji noktalarının daha açık olması ve enerji akışının daha verimli sağlanması’ , yeni başlayanları tatmin edecek açıklaması ise ‘o vücudu öyle tutacağım diye vallahi başka bir şey düşünemiyorum kardeş’ . Yani bir şekilde amaca hizmet ediyor o duruş… Tabii ki başka duruşlar da söz konusu ama uyumayacağınızı garanti ediyorsanız o sularda yüzün derim. Zira bu meditasyon işi öyle bir gevşetiyor ki insanı, aşırı rahat bir pozisyonda uyumamak işten değil. Yere çömüp bahsettiğim pozisyonu almak ve nefesini gözlemlemek… Nefes alıyorum, nefes veriyorum, nefes alıyorum, nefes veriyorum… Bence 1 saat, ama saatin bana söylediğine göre 2 dakika süren bu denemeyi yılmayıp tekrarlıyorum. Bir süre sonra kendimi ‘ acaba tur bittikten sonra bir hostel mi açsak, ya da yoga stüdyosu, belki bir çiftlik olabilir’ düşüncelerinde buluyorum. Bir saniye! Ben buraya ne zaman geldim? Nefes alıp veriyordum sadece… Neyse tamam devam et, odaklan, nefes al, nefes ver, nefes al, nefes ver… ‘O takipçinin yaptığı yorum amma da sinirimi bozdu. Keşke kibarlığımı korumayıp yapıştırsaydım cevabı… Niye böyle her şeyi kötü yorumlamaya ant içmiş insanlar var ki? Neyse ben sakinliğimi elimden geldiğince koruyayım. Kibarlığımı koruduğum da iyi oldu bence. Sinirlerime hâkim olmayı öğreniyorum. Meditasyon iyi geliyor sanırım. Neeeey meditasyon mu? Ay evet ya, ben aslında şu anda meditasyon yapıyor olmalıydım. Tamam tamam, nefes al, nefes ver… İşte bir meditasyon sürecimin özeti… Sabah yaptığımız oturarak meditasyonda çok daha iyiydim. Sabah ilk önce yürüyerek meditasyon yapıyoruz. Ben ‘ aaa bu meyve ne meyvesi ki, ay karıncaya bastım ya, kötü karma yazılıyor mu ki bu durumda, ne üşüdük yalınayak be, cırcır olmasam bari meditasyonun ortasında’ düşünceleri eşliğinde yürüyorum. Olması gerekense her adımda ‘ayağımı kaldırıyorum, hareket ettiriyorum, koyuyorum, basıyorum’ diye düşünüyor olmak… Hemen sonrasında oturarak meditasyon yapıyoruz. Orada yıkılıyorum resmen… 2 saat dur desinler dururum. Hatta bir ara beyaz bir ışık gördüm. ‘Lan Nirvana’ya mı vardım yanlışlıkla’ derken ışık kaçtı. Sonra da bir daha gelmedi. Ben birkaç gün sonra öğrendim ki ışık görmek bir üst düzeye geçtiğini gösteriyormuş ama önemli olan geçmek değil, orada kalabilmek… Yani düştüm mü yine başladığım noktaya… Ama zaten buradaki amaç 10 gün içinde meditasyonun kralı olup çıkmak değil. Öğretilenleri normal yaşam koşullarında uygulamak üzere öğrenmek, anlamak, hazmetmek… Aaa unutmadan; Ye, dua et, sev filmini izleyenler ya da kitabını okuyanlar ‘sessiz’ rozetini bilir. Bu rozeti takınca kimse sizinle konuşmaz. Kendinizle baş başa kalırsınız dilediğinizce. Bunu denemeden olmazdı tabii ki… 1 gün denedim. Meğer ne çok söyleyeceğim varmış. Ama konuşmak yerine yazıya döktüm. Sanırım uzun süreli uygulayınca etkisi daha fazla hissediliyordur. Çok zorlandığımı söyleyemem ama en azından bir şeyi söylemeden önce 2 defa düşünme konusunda faydası kesinlikle var!
Hepsi birbirinin aynı değil!

Gökben meditasyon yaparken

Diğer Vipassana merkezlerinden epey farklıydı. Birçoğunda okumak, yazmak, konuşmak, göz teması kurmak yasak… Günde 10 saate varan meditasyon süreleri var. Erkek-kadın yanyana duramıyor. Vipassana’nın esas amacı kendini gözlemleyip, kendi iç yolculuğuna çıkmak ve olduğu haliyle kabullenmek olduğu için bu kurallar anlamlı olabilir. Ama yine de benim kesinlikle tercih etmeyeceğim bir yöntem. Çünkü aklımda oluşan soruları gerek hocalarla, gerekse aynı seviyede olduğum katılımcılarla paylaşıp cevaplandıramayacaksam konu içime sinmez. Saatlerce meditasyon yapmak, bilgi birikimi olmadan anlamsız gelir bana. Hâlbuki burada konuşmak serbestti. Diğer katılımcılarla konuşup sana garip gelen hisleri başkalarının da yaşadığını görerek özümsemek ya da İngilizce konuşan rahiplere ne zaman istersen soru sorabilmek bulunamayacak bir nimet. Çünkü hiç konuşmadan, yazmadan, okumadan meditasyon yapmak istersem bir odaya kapanmam yeterli. Ben esas değeri ve verimi aynı yolda ilerleyen insanlarla paylaşabildikçe anlıyorum. Eee bunları bir arada bulmuşken sessizliğe bürünmek niye?

Manastır bahçesindeki odalar

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Tek kişilik bir oda

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yürüyerek meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Rahiplere kahvaltılarını sunmak için bekliyoruz

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Bana ne kattı?

Öğle yemeği için vakit geldi

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Zorluydu, 7. günde bırakıp gidesim geldi. Her şeye alışıyorsun; günde sadece 2 kez yemeye, kahvaltı-öğle yemeği ayrımı olmadan sadece pilav ve yanında patlıcan ya da salata yemeye, sabah 5’te kalkmaya, bütün gününün başkaları tarafından düzenlenmiş olmasına, canın istediğinde kahkaha atamamaya, ayağını uzatıp yayıla yayıla oturamamaya, rahip gördüğünde ‘çok da fifi’ diyememeye ve ellerini birleştirip selam vermek zorunda olmaya, telefon ve internet kullanmamaya. Alışamadığım ve zorlandığım tek konu; ‘meditasyonu kendimi mutlu etmek için yapıyorsam neden başkalarının istediği zamanda yapayım ki?’ idi. Ama sonuçta öğrenmek için ordayız ve sebebini anlıyorum. Anlasam da hazmedemediğim için zorlandığım günler oldu. Yine de çoğunluk 3 günde terk ederken biz 10 gün kalarak öğrenebileceğimiz her şeyi öğrenmeye çalıştık. Yolculuğumuzun zihnimize kazıdığımız tecrübelerinden biri oldu.

Güneş doğarken manastır manzarası

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yürüyerek meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yürüyerek meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Rahibe öğle yemeğini sunuyoruz

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Dünyanın Durakları ile Söyleşi

Dünyanın Durakları ile Söyleşi

12

KASIM 2017

Dünyanın Durakları… Gerçek adıyla Bengi, kendi tanımlamasıyla ‘yeniden özgür hissedebilmek için’ Haziran 2017’de her şeyini tek bir sırt çantasında toplayıp yollara düşmüş. Her yazısında, her paylaşımda beni kıkır kıkır güldüren Bengi’yle harika bir sohbet gerçekleştirdik. Eminim siz de okurken yer yer kendi kendinize güldüğünüzü ya da derin düşüncelere daldığınızı fark edeceksiniz.

1. Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Telif hakkı Dünyanın Durakları

Merhaba, ben Bengi… 27 yaşındayım. Üniversitede çeviribilim bölümünden mezun olduktan sonra her 3 gençten biri gibi mezun olduğum bölümün işini yapmak istemediğime karar verdim. Ve kendimi uzun süreli bir arayış içerisinde buldum. Hikayeler yazabilmek, bu hikayeleri görsele dökebilmek ve daha iletişim ile alakalı bir şeyler yapmak istediğimi hissettim. Kıyısından köşesinden tutabilmek için Bilgi Üniversite’nde Kurumsal İletişim yüksek lisansı yaptım, çalışmaya başladım. Bir süre sonra kariyer basamaklarını tırmanmam gereken yaşta (o ne demekse) basamaklardan kayıp düştüm. Aslında yaptığım işi seviyordum ama uzun yıllardır kalbimin baş köşesine kondurduğum dünyayı keşfetme duygusu artık ağır basmaya başlamıştı. Ofiste çalışırken, camdan koca koca gökdelenleri izlerken, sokakta yürürken bedenimin burada ama ruhumun burada olmadığını fark ettim. Tek yön uçak bileti alıp gitmenin beni nasıl heyecanlandırdığını tarif edemem. İşte bu yüzden beni en çok mutlu edecek olan ben’i tercih ederek yollara çıktım.

2. Yola çıkmadan önce, önceliğin yeni yerler mi görmekti yoksa kendini ve neler yapabileceğini mi görmek? Yoldayken bu önceliğin değişti mi?

Aslında her ikisi için de diyebilirim. Ama dört ay içerisinde yeni yerler görme önceliği yerini kendini keşfetmeye bıraktı. Bu yolculuğa çıktıktan sonra fark ettiğim ilk şey bu zamana kadar kendimle ne kadar az vakit geçirdiğim oldu. Türkiye’deyken yalnız başıma zaman geçirmek istesem dahi dış etkenler illa ki buna engel oluyordu. Ama şimdi, yoldayken beni kimse ve hiçbir şey oyalamıyor. Çünkü tek başına seyahat ettiğinizde biriyle veya sadece kendinizle baş başa kalmayı seçme özgürlüğünüz var. Yolda kendini, sınırlarını, yaralarını berelerini öğreniyorsun ve 27 yaşında kendimle tanışmak çok hoşuma gitti. Yeni yerler, insanlar, kültürler keşfetmek çok iyi hissettiriyor ama artık varılan yeri önemsemiyorum. Yolda ‘olmak’ duygusu ve bu sayede neler yapabileceğimi keşfetmek beni daha çok cezbediyor.

3. Tek başına ya da çift olarak seyahat etmenin avantaj ya da dezavantajları sence nelerdir?

Çift olarak gezmediğim için ancak dışarıdan bir gözle yorum yapabilirim. Bence yol arkadaşı bulmak o kadar kolay değil, şanslı olmak gerekiyor. Çünkü yolculuk sırasında istesen de istemesen de dönüşüyorsun, değişiyorsun. Bu döngünün içerisine seninle bir hareket edebilen biri olmalı yoksa güzel olarak hatırlayacağın bu deneyim kâbusa dönüşebilir. Bilemiyorum tabi bu benim düşüncem sen benden bu konuda daha tecrübelisin 🙂 Tek başına gezmek özgürlük çünkü birine ‘‘şunu yapmak ister misin?’’ diye sormak zorunda değilsin. Tek başına seyahat etmek canının istediğini yapabilmek demek… Ama tabi bazen sabrının, yorgunluğunun sınandığı öyle günler oluyor ki sağına/soluna döndüğünde destek olacak birini göremiyorsun. Bu da dezavantajı olabilir.

4. Klasik turist rotalarının dışında bizlerle paylaşabileceğin gizli/farklı bir yer/aktivite önerin var mı?

Myanmar’da daha keşfedilmemiş çok yer var. Myanmar’a ilk kez giden turistler/gezginler genelde Yangon – Bagan – Mandalay – Hsipaw – Inle Lake – Kyaikto rotasını yapıyorlar. Benim burası ile ilgili iki önerim olacak. Birincisi, Myanmar’ın güneyindeki Hpa-an şehrini görmeniz. Turist yok, turistik aktiviteler yok. Burma halkıyla tanışın, kucaklaşın. Doğasını insanını çok seveceksiniz. İkincisi ise Hsipaw’da 3 günlük orman yürüyüşü yapın. Burada rotayı rehber ile gerçekleştirmeniz gerekiyor. Tehlikeli bir bölge çünkü yolunuzun üzerinde birçok köy var ve bu köylerin silahlı grupları var. Rehberin söylediğine göre gücü ellerinde tutmak için sürekli olarak çatışıyorlar ve Myanmar ordusu dahil kimse hiçbir şekilde müdahale edemiyor. Ama unutulmaz bir deneyim olacağından eminim.

Telif hakkı Dünyanın Durakları

Telif hakkı Dünyanın Durakları

5. Hep taşıdığın, hiç kullanmadığın ama kurtulamadığın/ayrı kalamadığın bir eşyan var mı? Neden?

Eşyalara karşı hiçbir zaman bağımlılığım olmadı. Bu yola çıkmadan öncede fazla kıyafetim veya eşyam yoktu. Olanı daha da azalttım 🙂 Az, çoktur felsefesini benimsiyorum.

6. Kendimden beklemezdim deyip kendini bile şaşırttığın olumlu-olumsuz düşünce ve davranışların oldu mu?

Sanırım İstanbul gibi kalabalık bir şehirde büyüdüğüm için gündelik hayatta çok sabırsız olabiliyorum ve her şey hemen olsun hatasına düşebiliyorum. Ama Güneydoğu Asya bana yavaşlamayı öğretiyor. Asya saatini benimsemek zorundasınız 🙂 ve bu durum beni olumlu olarak etkiliyor. Olumlu olarak ise; normalde karşımdaki insan kırılmasın diye duygularımı düşüncelerimi direkt olarak dile getirmekten kaçınırdım ama bu durumun işleri iyice arap saçına çevirdiğini fark ettiğimden beri her şeyi hemen söylemeye başladım. Bu özelliğimi henüz yeni kazandım ve benim için hem büyük hem de şaşırtıcı bir adım oldu.

7. Sen böyle bir yolculuğa çıkarken negatif yaklaşanlara özel bir sözün/yaklaşımın var mıdır?

Dünya turuna çıkmaya karar verdiğimde yakın çevremden, uzaktan yakından tanıdığım – tanımadığım insanlardan birçok farklı tepkiyle karşılaştım. Bazıları hayranlıkla ve cesaretlendirici dileklerle karşılık verirken bazıları da milyonlarca negatif cümle sarf etti. Zaten psikolojik olarak zor bir yolculuğa hazırlanırken bir de ek olarak hayallerinizi ve kendinizi savunmak gerçekten insanın sınırlarını zorlayabiliyor. İlk başlarda ister istemez kafaya takıyorsunuz ama şimdi diyebileceğim tek şey: Herkesin yolu, tecrübesi, hayatı kendine özel. Çok kurcalamamak lazım 🙂

8. Yoluna çıkanlar/yolda tanıştıkların arasından seni en çok etkileyen kişi/ karakter kimdi, öyküsü neydi paylaşır mısın?

Dört ay içerisinde iki kadının hikayesinden oldukça etkilendim. Biri benim eksik olduğum konuda kendini çok iyi geliştiriyordu diğeriyle bazı noktalarda hayat hikayemiz benzeşiyordu. Onların hayata karşı tutumları, tecrübeleri çok ilgimi çekmişti.   İlk kahramanla Tayland’da couchsurfing sayesinde tanıştım, 2 gece beni yurt odasında ağırladı. Genelde biriyle ilk buluştuğumda nereleri gezdiğinden, hangi şehirleri sevdiğinden bahseder ama bu kız direkt bana hayallerini anlattı o kadar büyük bir iştahla anlatıyordu ki istediği şeyi zaten ellerinde tutmaya başladığını gözlerimle gördüm. Bu kızın en büyük hayali İngiltere’de yaşamak ve orada yüksek lisans yapıp akademisyen olarak çalışmak daha sonrasında da kendi başarı hikayesini yazmak. Tayland’da genç birinin en büyük sorunu dil. Buradaki okullar gerçekten hiç iyi dil eğitimi vermiyor, bu yüzden ilk aşması gereken engel İngilizce öğrenmek olmuş. Bundan 1,5 yıl önce hiçbir kursa gitmeden sadece kendi imkanlarıyla (dizi izleyerek, kitap okuyarak, sayfalarca İngilizce günlük yazarak, milyon tane sohbet programı ve tabi ki couchsurfing kullanarak) İngilizceyi öğreniyor. Hem de o kadar akıcı konuşuyor ki, saygı duyarsınız. Hatta akşamları TED Talks dinleyerek uyuyakalıyor 🙂 Bu sırada vardiyalı olarak büyük bir mağaza zincirinde çalışıyor çünkü hem ailesine bakması hem de para biriktirmesi lazım. Tüm bunlar tamam diyebilirsin ama peki ya motivasyon? Beni en çok şaşırtan nokta bu oldu. Odasının her yerinde hayalini gerçekleştirdiği ile ilgili bir sürü cümle var. Gardolabında, çalışma masasında, yatağının başucunda, gözünü ilk açtığında görebilsin diye tavanında. Başarısız olduğunda vazgeçmek yerine, daha farklı yollar arayarak başarılı olmanın yollarını buluyor. Bu kadar azimli olması beni çok etkiledi.   İkinci kahramanımızla Vietnam’da tanıştım. 21 yaşında ve 11 aydır tek başına dünyayı geziyor. Ailesi dindar Yahudi’lerden… Çocukluğu sürekli olarak dini eğitim alıp, onu giyme, bunu yapma, şu ayıp diye geçmiş. Hatta ortaokuldayken kulağına ikinci deliği açtırdı diye okulu ve ailesi zorla psikoterapiye göndermiş. Bu şartlar altında bunun doğru olmadığına inanıp kendi yolunu çizmeye karar verenlerden. Hayattan ne istediğini çok iyi biliyor. Din, felsefe… Aklına gelebilecek her konuda sohbet edebilirsin. Yani yaşın çokta önemli olmadığını bana tekrar öğretti. Nasıl bir ailede büyüdüğümüz önemli olmasına rağmen hayatının iplerini kendinin mi elinde tutacağına yoksa başkalarına mı emanet edeceğine karar verdiğin an su yolunu bulmaya başlıyor diye düşünüyorum.

Telif hakkı Dünyanın Durakları

9. Çıktığın yolda sana sorulan en garip soru neydi?

Genelde Türkiye’den geldiğimi öğrendiklerinde şaşırıyorlar nedendir bilmem 🙂 Hiç Türk’e benzemiyorsun diyenler var, neye benzer ki var mı arkadaşın dediğimde ise genelde yok cevabını alıyorum. Bir de alfabeniz Arapça’ya benziyor mu diyenini duydum. Ya hu 2017 yılındayız, Google amca bedava bilgi dağıtıyor. Ayıptır, diyemiyorum 🙂

10. Yola çıkarken kendine dair değişeceğini hayal ettiğin ama hala değiştiremediğin özelliğin?

Bir şeye kafayı taktım mı illa ki yapacağım. Yapmazsam içim içimi kemiriyor. Bu huyumu hala değiştiremedim ve bazen zarar veriyor. Mesela Laos’ta şelalenin birinde yüzmek istedim ama koca koca kayalar vardı, kayalara tırmanıp üzerinden atlayarak suya ulaşırım dedim. Ulaşamadan ayağımı sakatladım. Bazen insanın kendine dur demesi gerekiyor.

11. Eğer tekrar gitme imkanın olsaydı, nereye gitmek isterdin?

Kesinlikle Myanmar. Hatta tekrar ziyaret etme planları yapmaya başladım bile.

12. Yolu tatmak sende yerleşik hayata geçmek için bir özlem oluşturdu mu? Yoksa ömrüm hep yollarda geçsin mi diyorsun?

Normalde de durduğum yerde duramayan bir insandım, yola çıkmak bunu ikiye katladı. Evimdeki kanepeyi hiç özlemiyorum diyebilirim. Her gün farklı bir manzaraya karşı uyanmaktan da çok mutluyum. Yol ben de inanılmaz bir bağımlılık yaptı. Virüs bünyeye girdi bir kere.

13. Böyle bir yolculuğa asla çıkmayacak bir insanın aklını çelecek bir sözün/yaklaşımın var mıdır?

Bir günün nasıl geçiyorsa, ömrün öyle geçiyor. Zaman o kadar hızlı akıyor ki bir bakmışsın iki hafta geçmiş bir bakmışsın üç yıl geçmiş. Evinin kanepesinde oturup hayatın öylece akmasını istiyorsan ne âlâ ama dünya göz yumamayacak kadar çok güzel. Şuna inanıyorum; geçmiş arkada kaldı, yarın ne zaman gelir ne olur bilemezsin. Sadece şu anın var.

Telif hakkı Dünyanın Durakları

Telif hakkı Dünyanın Durakları

14. Şu cümleleri tamamlar mısın?

– Yola çıktım çünkü kendi öykümü yazmak istedim.

– Maalesef ben sabırsız biriymişim, bunu yolda fark ettim.

Her Şey Çok Güzel Olacak filmi, bana yolu çağrıştırır.

‘Hamdım, piştim, yandım’ sözü, bana yolu çağrıştırır.

Bruce Chatwin’nin ‘Patagonya’da’ kitabı, bana yolu çağrıştırır.

– Gezim kitap olsaydı, ismi ‘Dünyanın Durakları’ olurdu.

Bengi’yi takip edebilmek için;

error: Content is protected !

Pin It on Pinterest