Adana, Kapadokya ve Aladağlar

Baştan uyarayım; uzun bir yazı olacak çünkü bir sürü “ilk”lerle ve “imtihan”larla dolu bir maceraydı. Dilerim okurken akar gider;)

Kırşehir’e giden otobüse binmek için AŞTİ’ye bisikletlerimizi sürerek geldik. AŞTİ’ye vardığımızda bizi tamamen farklı bir serüven bekliyordu. Daha önce Kırşehir’e seferi olan bütün firmalarla telefonda konuşmuş ve hepsinden “bir meblağ karşılığında” bisikletleri arabaya alma garantisini duymuştuk fakat dinlediğimiz hikâyeler hiç öyle değildi. Ücretsiz atıveriyordu herkes bisikletlerini otobüslere… Tamam şu an bunu yapabilecek paramız olabilir ama dünya turunda her seferinde para verecek olursak bütçeyi baya bir zorlamış oluruz. Bu yüzden bu sefer, benim için bir çeşit imtihan olacaktı. Firmayı ikna etme imtihanı;)  Bilet alırken söylenen; kararın şoföre ait olduğuydu. Biz de şansımızı deneyelim dedik. Biletleri aldıktan sonra, fazla geniş yer kaplamasın diye ön tekerleri ve çantaları sökerek beklemeye başladık. Otobüsün gelmesiyle şoförünün kaybolması birkaç saniye sürmüştü. Şoför gelene kadar beklesek muavin başkalarının çantalarını gelişigüzel atarak bagajı dolduracaktı. Biz de hızlıca karar verip muavin görünmeden bagaj kapılarını açıp bisikletleri güzelce yerleştirdik. Muavin geldiğindeyse sadece şöyle bir bakıp diğer yolcuların eşyalarını yerleştirmeye başladı. Böylece anlamış olduk ki günlerdir bizi geren konu aslında sadece biz izin verdiğimiz için bizi geriyormuş.

2 saatlik bir yolculuktan sonra otobüsün bizi bıraktığı Kırşehir’in girişinde ön tekerleri ve çantaları yerleştirdikten sonra başladık pedallamaya. 1,5 saat anayolda pedalladıktan sonra en nihayetinde Nico’nun çeşitli programlar kullanarak çizdiği haritamızdaki ilk ıssız köy yoluna girdik. İlk yokuşu indikten sonra karşılaştığımız ilk aracın arkasında “Sizin hayal edemediklerinizi yaşıyorum” diyordu. Bize bir şey anlatmaya çalıştığını düşünüyorum ve kesinlikle gaz vericiydi;)

İlk uzun yolculuğum olduğu için her şeye şaşırmakla geçiriyorum zamanı… Asfalt, kum, çakıl yollar sürüş zorluğu açısından bu kadar farklı olabilir mi? Oluyormuş. Hepsini 3 dk içinde yaşayınca anlıyorsun.

P1050495-Adana-2

Sonra şişeleri doldurmak için “Susuz” köyünde duruyoruz. Çelişkinin farkındayım;) “Çeşmenizden su doldurabilir miyiz?” derken birden bizim için hazırlanan bir sofrada buluyoruz kendimizi. Zaten 3 haneden oluşan köyün tüm kadın ve çocuk nüfusu bize görmeye geliyor. Erkekler tarlada… Adıyaman’dan yıllar önce göç etmiş Kürt bir aile… Şu sıralar gündemde olan sorunun bizzat içinde olan insanlar, ama aslında konudan o kadar uzaklar ki… Ekmek peşinde hayatları… Kürtmüş Türkmüş hiç umurlarında bile değil… Tek istekleri Tanrı misafiri olan bu yabancıları adetlerince ağırlayabilmek…  Çocuklarsa biz gitmeden hayatlarında ilk kez gördükleri kaskı deneme sırasının onlara gelip gelemeyeceği telaşında…

Ve ilk 50 km… Aslında profesyoneller için 50 ne de komik bir rakam… Ama bizim için fotoğraflanmalıydı ve tabii ki yaptık da! Ama birkaç gün sonra ilk günkü telaşımıza çok gülüyor olacağız… Ve kim bilir dünya turu sırasında bu ilk günümüzü nasıl bir keyifle hatırlayacağız…

2. gün… Tam mevsiminde çıkmışız yola… Bütün dallar meyve dolu… Höpür höpür götürmekten ilerleyemiyoruz. Ve ilk patlağımız hayırlı olsun… Aylarca tekere zeval gelmeden ilerleyenlerin hikayeleri hala kulağımızda teker yamalıyoruz. 100 km’de Avanos’tayız. Artık burada bir pansiyonla ödüllendirmek lazım kendimizi, çok çalıştık, çok yorulduk, hak ettik;) Pansiyon ayarladıktan sonra yemek için seçtiğimiz yer bir Urfa restorantıydı; evet hala Avanos’ tayız. Bu sefer de Nico’nun içli köfteyle imtihanı… Bu yaşadığımız an, aslında çok sıradan ama bizi hayallere sürükleyen bir andı… Türkiye’ye geleli 2 yıl olmasına rağmen ilk kez bir içli köfte görüyordu. Bayıla bayıla yedi… Bizi hayallere yönlendirense; eğer planlarımız gerçekleşip de dünya turuna çıkabilirsek bunun gibi anları kim bilir nerelerde nasıl yaşayacağımız, neler tecrübe edeceğimizi düşünmekti… Mesela Çin’de akrep yiyecek miydik?

3. gün yolculuğumuzun ilk turistik gezisini Avanos ile Göreme arasındaki Paşa Bağı Peri Bacalaları’na yapıyoruz. 1995’ten beri gitmediğim Kapadokya’ya 2 ayda 2. ziyaretim.  İlkinde de dağ bisikleti için bir kaçamak yapmıştık buraya. 3. günün en yorucu ama en az ilerleyebildiğimiz günü olacağını bilemezdk tabiiki ama o günün başından beri Göreme merkezdeki çıkmak zorunda kalacağımız yokuşun gölgesi üzerimize düşmüştü zaten.  Eee burada bisikleti ittirmenin yorgunluğu maalesef bütün günü etkiledi ve sadece 39 km gidebildik. Şaka gibi… Allah’tan yokuş sonunda kocaman erikler dallarında bizi bekliyordu da en büyük eğlencem olan ağaca tırmanma aktivitesiyle yokuşun üzüntüsünü attım üzerimden… Erikleri mideye indirdikten sonra Ortahisar’da öğle yemeği için girdiğimiz restorantta turist olduğumuz için epey bi kazınlandık. Bu adamlara Türk – yabancı fark etmiyor, bulabildiklerine geçiriyorlar. Ama Allah için sigara eşliğinde kahve sunumu güzeldi, günahlarını almayayım;) Tabii sigaraları garsona geri verdiğimizdeki mutluluğunu tahmin edebilirsiniz…

4. gün yola bir önceki günkü 39 kilometrenin verdiği gazla çıktık. Derinkuyu Yeraltı şehrini gezdikten sonra öğlen sıcağı için mola verdiğimiz hastane binası gölgesinde uyuklarken canım ülkemin insanının değerini bir kez daha anladık. Pencereden bizi görüp gelmişlerdi. Daha rahat uyuyalım diye bize hasta yakınlarının gecelediği kanepelerde yatabileceğimizi söylediler. Fırsatı kaçırmadık tabii… Gece içinse bir köy girişinde, çobanların koyun otlatmak için kullandığı düz bir arazide kampladık.

P1050605-Adana-32

5. gün… Sonunda bu rotayı seçmemizin temel nedenlerinden biri olan Aladağlar manzarası eşliğinde pedallıyoruz. Çok uzun zaman oldu buralarda tırmanmayalı. Aynı zamanda Nico’ya 2 yıldır anlata anlata bitiremediğim bu eşsiz mekânı sonunda en canlısından paylaşma fırsatı buluyorum. Kendi gözleriyle görünce hak veriyor Nico. İçimden bizi vadilere traktörüyle götüren, başımız her sıkıştığında yardıma koşan, her zaman kilolarca elma verip uğurlayan, dağcılık camiasının yakından tanıdığı Salim abimize uğramak geçiyor ama maalesef vaktimiz yok. “Bir dahaki sefere” deyip devam ediyoruz. Bugün de Nico’nun sarı kirazla imtihanı… İlk kez tadıyor. Etkisi içli köfte gibi olmadı. Hemen yandaki kırmızı kiraz ağacına yöneldi. Ben de diğer taraftaki dut ağacına… Zaten yol boyunca nerede dut ağacı görsem “dutdutdut” diyerek direksiyonu o tarafa çevirdim. Nico çıkardığım ses yüzünden ve dut ağaçlarını kilometrelerce öteden tanıyabildiğim için bana “dut radarı” demeye başladı.

“Bugün çok güzel bi gün. Aladağlar muhteşem” derken, Çamardı sonrasında inşaat halinde ve henüz toprak olan yol ömrümüzü çürüttü. Bittiğinde ikimiz de bembeyazdık… Nico kendini tutamayıp eğilip asfaltı öptü:) Gecelemek ve çadırı kurmak için yer ararken birden kendimizi Emine teyzenin bahçesinde kiraz toplarken bulduk. O geceyi Emine teyzenin çardağında çadır kurmadan tulumlarda geçirecektik. Tulumları açıp yerleşirken Nico ağrıyan ve kızarık olan ayağını gösterdi. Hayır klasik bir kas ağrısı değildi sebep olan. Lanet bir kenenin kıçı orada saplı duruyordu. Önceki gece koyunların otladığı yerde kamplamamamız gerektiğini hissetmiştim:/ Hemen Emine teyzeye durumu anlatıp, bisikletleri ve eşyaları bırakacağımızı söyleyip otostop için yola çıktık. Bisikletle gidemezdik çünkü en yakın hastane olan Pozantı Hastanesi’ne bol çıkışlı uzun bir yol vardı. Birkaç denemeden sonra yerli 3 amcanın olduğu bir araba durdu. Şansımıza Pozantı’ya kısa bir iş için gidip geri geleceklermiş ve bizi dönerken hastaneden almayı teklif ettiler. Hastane dağın tepesinde, yollarının üstünde bile değil. Canım ülkem ve müthiş insanı… Şansımız yaver gidiyordu. Hastanedeki nöbetçi doktorun bisikletçi çıkması da üzerine müthiş oldu. Kene moralimi bozmuşken, Adana’da evinde kalabileceğimiz bisikletçilerin telefon numaralarını alıyorduk. Emine teyzenin ve 3 amcanın ardından doktordan da buraların kenesinin zararsız olduğunu öğrendik. Yine de keneyi çıkarıp teste gönderdiler çünkü kenenin tam olarak nerede ısırdığından emin değiliz. İşlemler bittikten sonra dışarda bizi bekleyen amcaların arabasına binip bütün köylü tarafından bilinen Emine teyzenin evinin önüne kadar götürüldük. Emine teyze yemek yapmış bizi bekliyordu merakla. Yemek ve hoş sohbet eşliğinde bol hareketli günümüzün sonuna gelmiştik.

6. gün… Bir önceki gün arabayla geçtiğimiz yolları bu sefer bisikletle geçtik Pozantı’ya kadar. Pozantı otoban çıkışından sonra uzun ve bol yokuşlu bir güzergah olduğunu öğrenmiştik dünkü bisikletçi doktordan. Acaba otostop mu çeksek derken, hiç elimizi bile kaldırmamışken bir Jeep durdu ve “önümüzde uzun bir yokuş olduğunu, istersek tekir yaylasına kadar bırakabileceklerini” söylediler. Kısmet ayağımıza gelmişken tepmek olmazdı:) Günün geri kalanında bizi bol inişli, güzel manzaralı bir yol bekliyordu. Coğrafya derslerinde hep ezberletilen Gülek boğazından geçiyorduk. Günün bonusu ise karşıdan gelen, yani bizim indiğimiz o yokuşu çıkacak olan İsviçreli bisikletçi David idi. Tren restoranındaki garsonluk işinden ayrılıp bir gün içinde bütün malzemelerini almış ve ertesi gün Akdeniz çevresindeki uzun turuna başlamış. Tek başına… Sadece o ve bisikleti… Tecrübesiz, hazırlıksız… 2 hafta sonra onu Ankara’daki evimizde ağırlayacaktık…  Günün sonunda kamp attığımız benzin istasyonunda geçirdiğimiz geceden sonra 7. güne hiç hoş uyanmadık açıkçası. Çadırdan çıkıp ayakkabıları giymeye çalışırken ayakkabımızın bağını oyuncak ilan eden akrep arkadaşla karşılaştık. Acaba ayakkabının içini mesken edinmiş bir kardeşi var mıdır diye düşünürken bize kahvaltı için menemen yapmış çırak gelip buraların akrebinin zararsız olduğunu söyledi. Buraların hayvanlarında bi sıkıntı var galiba:) Leziz menemenden sonra düştük yollara. Uzun, dümdüz, trafik içinde bir yoldan sonra arkadaşımız Youssef’in evine Adana’ya varmıştık.

İlk uzun yol tecrübemiz, dünya turu için testimiz, birçok ilklerin ve imtihanların yer aldığı maceramız son bulmuştu. Ama aslında esas macera yeni başlıyordu…

Yolculuğa dair bütün fotoğrafları görmek için lütfen tıklayınız.

Bültenimize abone olun!

Bültenimize abone olun!

Şu anda nerede olduğumuzdan, hakkımızdaki gelişmelerden, ülkelere dair son yazılarımızdan ve son fotoğraflarımızdan haberdar olmak için lütfen bültenimize abone olun!

Teşekkür ederiz!