Chiang Mai fil diyarında iki gün

Chiang Mai fil diyarında iki gün

18

EYLÜL 2016

 

1254. gün – 24667 km
Mae Wang, Tayland

Hep denir ya ‘ömürlük bir tecrübeydi’ diye… Biz de her yaşadığımız sıradışı tecrübe için -ki böyle bir seyahatte epey oluyor- bu tanımlamayı kullanırdık. Ta ki bugüne kadar! Fillerle aramda kalmasın, yazayım da dünya alem bilsin… Ben bu hissi meğer ilk kez yaşıyormuşum!
Bu satırları hemen yanımdaki 3 filin bakışları altında, dışarda yağan muson yağmurlarından bizi koruyan çatımızın altında, ateş başında, ormandan henüz topladığımız bitkilerden yaptığımız sıcacık çayımı yudumlarken yazıyorum. Oy ne uzun cümle oldu be! Ama başka türlü tanımlanamazdı bu an…
Bisiklete bin, file değil!
Tayland’a gelen, gelmek için araştırma yapan herkes bilir. Bu ülkede fillere dair uzun yıllardır süregelen bir tartışma var; fillere binme turizmi! Vahşi ortamından koparılıp turistlere eğlence olsun diye fiziksel zorluk yaşatılan fillerin olduğu kamplarla dolu Tayland. Ama son yıllarda bu konuda artan farkındalık üzerine ek bir turizm geliştirilmiş. O eski fil terbiyecilerine giden ve ‘Bu sizin geçim kaynağınız, anlıyoruz. Ama hayvanlara yazık…. Turistler bu hayvanların üstlerine binmeden de filler aracılığıyla size para getirecekler. Nasıl mı? Onlara sevgilerini vererek, besleyerek, beraber çamurda yuvarlanarak.’ ana fikirli bir konuşmayla filleri zorlu yaşamlarından kurtaran kuruluşlar var. Bunlardan biri de Chiang Mai Elephant Land. Biz de bu sebeple onları tercih ettik. Fillere yemek ve sevgimizi vereceğiz, ağırlığımızı değil!
Çamur banyosunda mayışan tombik filler
Telif hakkı Chiang Mai Elephant Land
Hayvanları kendimi bildim bileli hep severim ama hiç ‘ay kuzucuk, çok şekersin’ kıvamında olmadım. Meğer bu hisleri bana yaşatacak hayvanla henüz karşılaşmamışım bugüne kadar. Karnını okşadığında zevkle hırlayan fil mi olur ya? Kedi misin sen, köpek mi? Bi’ kendine gel! Filsin oolum sen! Koskoca fil! Öyle el âlemin ortasında o şekilde tatliş hırlarsan ben de sana kocamanca sarılmak için vücudumun bütün uzuvlarını şimdiye kadar hiç açmadığım kadar açarım arkadaş! Tombik bebe! Öpmelere kıyamadım ya, ‘ ay çamura bulanmış yalnız!’ demedim sarıldım hep… Gerçi bütün çabalarıma rağmen hortumundan başka yerine ulaşamadım ama o da yeter. Bi’ de elimdeki muzlara dalıyor şapşal… Ben ağzına bir muz verirken, o arkadan sinsice hortumuyla sepetimdeki muzlara dalıyor. Görmüyoruz sanki!
Telif hakkı Chiang Mai Elephant Land

Beslenmeden sonra yürüyüşe çıkıyoruz. Ormanın derinliklerinde patikalar çıkıyoruz, iniyoruz. Her inişte kendini salıyor. Seviyor çamurda kaymayı. Ha bir de yol üstünde uygun ağaç bulunca hemen dayanıp kaşıyor kendini. Katur kütür ses geliyor. Ağaçtan mı derisinden mi bilemiyoruz!

Sonra bi de çamur da tepişmece, çamurla masaj yapmaca kısmı… Çamur havuzuna gidildiğini görünce yerleri sarsa sarsa bir koşuşları var ki nasıl anlatsam bilemiyorum. Hortum bir yerde, dudak bir yerde, bacaklar başka tarafta, kuyruk nerde kim bilir? Löp löp… Ve cuuup çamur yığınının ortasına dalıyor… Yayılıyor ve pozisyonunu alıyor ama bir yandan da gözünün ucuyla ‘ geliyorsunuz di mi masaj yapmaya’ diye bize bakınıyor. O şekerliğe tabii ki biz de boş değiliz. Mayomuzu giymiş hazırız, pozisyon al, hop atla! Fille fil ol! Zaten aratmıyorum! O çamur senin, bu çamur benim derken hepimiz seferber olmuş, boşluk kalmayacak şekilde fili sıvıyoruz. O da hoşnut bir şekilde minik minik oynaşıyor ellerimizin arasında. Gövde bitince bacaklarına geçmek için ellerimizi çamur havuzuna daldırırken bakıcısı ‘bacaklarından gıdıklanıyor, oraya masaj yapmıyoruz’ diyor. Nasıl yani? Neredeyse 5 santimetre kalınlığında derin var ya! O sırada arkadaşlardan biri ‘aa ondan mı kıpraşıyormuş biraz önce?’ diyor. Meğer o bacaklardan birine yapmış habersizce. Bakıcı diyor ki ‘Çok gıdıklanırsa aniden ayağa kalkmaya çalışabilir ve çamurda ayağı kayıp üstünüze düşebilir.’ Gerçi üzerinde ‘Üstüne fil düştü!’ yazan bir mezar taşı çok havalı olabilirdi. Yine de filin rahatça kalkması için çamur banyosundan çıkıyoruz.

Biz heyecan ve mutluluğumuz tavan yapmışken, günün programını bilmediğimizden ötürü ‘hadi nehre’ komutu gelince şaşırıyoruz. Bir yandan ‘bu çamura bulanmış vücutlar nasıl temizlenecek?’ sorumuzun cevabını alıyoruz. Zaten deli akan suya, sabahtan beri yağan yağmurun suyu da eklenince el ayak yaparak ancak ilerleyebiliyoruz dibi iri taş ve dallarla dolu nehirde. Dönemeci alır almaz o da ne? Bi Anadolu’nun yüce dağı Ilgaz değil ama yine de yükseklerden akıyor buz gibi berrak sular… Bir yandan ayağımızın altında kaya var mı diye bakarken, bir yandan da önümüzde beliren şelaleyi izlemeye çalışıyoruz, öte yandan da arkamızdan nehre inen filden hızlı olmaya çalışıyoruz. Hayat zor, kardeş! Sonunda şelalenin altındayız ve elimize tutuşturulan tuvalet taslarıyla arkamızdan bize yetişmiş olan fili çamurlarından arındırmak görevimiz! Onu temizleyip yolluyoruz ve sıra bizde… Kafamızı delecek hızda gelen damlalardan korunarak şelalenin altına giriyoruz.

Buradan sonra grubun geri kalanı Chiang Mai’ya geri dönüyor ama biz 2 günlük paket aldığımız için geceyi bungalovlarda doğanın içinde geçireceğiz. Vietnam’dan tayfun gelmiş, burada bir ‘bardaktan boşanırca’ havası… 3 saniye içinde ateşi yakıyor amca. Nico’nun gözlerinde ‘Vay anasını ya’ edası çünkü onun ateşleri 15 dakikadan önce yanmıyor. Ateş başında, dağ köylüleriyle birlikte onların yaptığı yemekleri yiyoruz. Dışarda yağmur, filler ormana götürülmüş gece için, hoş sohbet, biraz da pirinç viskisi…

Ertesi gün erkenden işini çok iyi bilen iki köylüyle ormanın derinliklerine dalıyoruz. Fillere ilaç yapmak için ot, kök, gövde toplayacağız. Yanımızda da bizi kaplanlara ya da abartmayım yılanlara karşı korusun diye 2 köpek… Yürüyüşün ardından öğle yemeği için pirinç tarlalarının ortasında yapılmış bir kulübede duruyoruz. İlk önce toprakları kazarak çekirge yakalıyoruz. Bunların fillere verilecek ilacın içeriği olduğunu sanarken birden tavada kızartmaya başlıyor amca çekirgeleri. Benim fal taşı gözleri görünce de kahkahayı patlatıyor. Nico tadına bakıyor. ‘Güzeeeel’miş! Yemekleri yedikten sonra kahve içelim diyor amca ve bambuya su koyup ateşte kaynatmaya başlıyor. Ardından da daha ince bir bambudan bardaklarımızı kesiyor, oyuyor… Bambuda kaynayan suyun tadı başkalaşmış, kremsileşmiş ve kahveyi yumuşatıyor.

Yemekten sonra biraz daha yürüyerek kampa dönüyoruz ve ilacımızı yapıyoruz. Topladıklarımız arasında tek bildiğim ginseng, diğerleri muallak olarak kalacak… Filin kolayca tuvaletini yapabilmesi içinmiş bu ilaç. Tadı acı olduğundan muz koyup eziyoruz her şeyi dövecekle. Sonra oluşan ezmeyi top yapıp fillere veriyoruz. Ama bu sefer direk ağzına, hortuma değil… Verim kaybı olmasın, zaten minnacık olan ilacın hepsini direk yutsun diye…

Artık gitme vakti… Tombik filleri son kez besleyip, son kez öpüp, onlara son kez sarılıp vedalaşıyoruz. Bana mı öyle geldi yoksa suratlarında bir hüzün ifadesi mi var?

Fillerle böylesi bir yakınlaşmayı sağladığı için Chiang Mai Elephant Land ekibine çok teşekkür ediyoruz çünkü müşteriden çok bir arkadaş gibi, onlardan biri gibi karşıladılar bizi. Koca kütleler içeren unutulmaz bu anıyı hafızamıza atıp, kalbimize oyup dönüyoruz Chiang Mai’ya.

Siz de fillere bu kadar yaklaşıp, sarılıp, onların yamacında doğada bir gece geçirip böyle unutulmaz bir anınız olsun istemez miydiniz?

Patates çuvalları yeniden yollarda

Patates çuvalları yeniden yollarda

01

EKİM 2016

 

Gün: 902 – 14823 km
Dujiangyan, Çin

Kısa bir özet geçmekte fayda var; Nisan 2014’te Fransa’dan pedallamaya başlayıp Avrupa ve Orta Asya’yı geride bırakıp eylül 2015’te Çin’e varmıştık. Burada mola verip turun geri kalanı için para biriktirmeye karar vermiş ve İngilizce öğretmeye başlamıştık.

Şimdiden uyarıyorum; Koca bir yıl boyunca yaptığı tek spor, tabağındaki yemekleri çubuklarla ağzına götürmüş birinin, 4500 metredeki Tibet platosuna çıkarken bilumum yerlerinden akan terin hikâyesini okuyacaksınız! Eklemeden edemeyeceğim, kendimi filmlerdeki yazarlar gibi hissediyorum çünkü bu satırları bir tren yolculuğunda yazıyorum romantik filmlerdeki gibi… Ama neden trene bindiğimin acılı öyküsü başka yazıya…

Bir yılda işe giderken bisiklet kullansam da mesafe çok kısa olduğu için fasulyeden sayılır. Hele bir de yaşadığımız şehir Chengdu, UNESCO’nun mükemmel ötesi dünya mutfakları listesinde yer alacak kadar ‘yeme de yanında yat’, ‘baldan tatlı’ yemeklerin diyarı olunca Orta Asya’da ‘taş gibiyim yahu’ dedirten vücudum bir patates çuvalından farksız bir şekle büründü!

İdmansızlığımızın, yaymışlığımızın tanımlamalarını yukarda yaptım. Şimdi bir de ‘sarhoşken mi seçtik acaba?’ dediğimiz rotadan bahsedeyim. Chengdu, adabını koruyarak sadece 500 metre yüksekliğe kurulmuş bir şehir, lakin sorun hemen dibinden Tibet platosunun başlaması. Yola çıktığımız andan itibaren 200 km içinde 4500 metre yükseklikteki Balangshan geçidine varacağız. Yolun ilk 65 kilometresi düz, ardından bir zıpçıktı edasıyla tırmanmaya başlıyor. Günde ortalama 50 km yol yapsak 4 günde zirvedeyiz. Bu demek oluyor ki yüksekliğe uyum sağlayacak yeterli süremiz yok. Yani ‘bekle bizi yüksek irtifa hastalığı, geliyoruz!’ Yine de o rotayı başka bisikletçilerden duymuş, beğenmiş, kalbimize düşürmüştük bir kere, çıkarı yoktu, bizim olacaktı.

İş yerindeki sözleşmemizin bittiği gün, uzun bir ulusal bayrama denk geliyordu. Bu demek oluyor ki tüm Avrupa nüfusu kadar insan aynı anda yollara düşecek! Şayeste bir zamanlamamız var, biliyorum.

İlk konaklamamız dünyadaki en eski baraj sistemiyle UNESCO dünya mirası listesine girmiş Dujiangyan… Şehre varınca sitenin girişine kadar gittik ama hem çok kalabalık olduğu için, hem de bu tarz yerleri gezmek bizi açmadığı için girmedik. Kapısında geçirdiğimiz 5 dakika, yolculuğumuzun nasıl olacağına ışık tutmuştu; durursak binlerce Çinli, elinde kamerayla üzerimize çullanacak! Bu mızmızlanmayı yazıların devamında duymaya devam edeceksiniz gibi bir his var içimde.

Fotoğraftaki bu amca Pekin’den bisikletiyle düşmüş yollara, Tibet’in ünlü son durağı Lhasa’ya gidiyor. Yelpazesiyle Kung Fu hareketleri yapıyor. En azından iddiası o şekilde!

Chengdu’da ağırladığımız onlarca bisikletçiden hep aynı yorumu duymuştuk: Çin’de kamp yeri bulmak samanlıkta iğne aramak gibiydi çünkü iki gıdım toprağı bile ekip biçiyorlar. Çin’e gelip de kaldırımdaki çiçeklerin arasında patlıcan görünce şaşırmayın!

Biz şanslıydık çünkü 1 hafta önce bizim evden yola çıkan Alessio ve Binh, aynı rotadan geçip kamp koordinatlarını bizimle paylaşmaya başlamıştı. Hatta Tibet platosuna giden arkadaşlarla bir mesajlaşma grubu oluşturduk ve küçük tüyolarla daha konforlu bir yol alacaktık. Konfordan kastım, nerede pastane var, kaç km’de geçittesin gibi… Bu grup sayesinde ikinci günümüzde toplam 11 km’lik yapım aşamasındaki iki tünelden geçeceğimizi ve boğulacağımızı biliyorduk. Ama öyle olmadı çünkü ulusal tatil sebebiyle tüneldeki yollar ve havalandırma tamir edilmişti. Serindi; keşke daha fazla tünel olsaydı da efil efil pedallasaydık.

Üçüncü günümüze uykusuz başladık çünkü çok da saklı olmayan eski bir yan yolun bitimine kamp atmak zorunda kalmıştık ve huzursuz uyuduk. Nehir kenarında pedalladığımız güzel manzaralı ama zorlu bir rotamız var. Üçüncü günün sonunda 2651 m tırmanmıştık bile. Tatil sebebiyle trafik gerçekten yoğundu. Biz durunca, fotoğraf çekmeye 30 araba duruyor ve küçücük yolda tehlike yaratıyorlar. Kalabalığın faydaları da var tabii ki; tatilcilere yemek satmak için yola dizilen satıcılar sayesinde imkânsız bir yerde kamp alanı bulduk üçüncü gecemiz için. Doğal alan koruma merkezinin araç park yeri…

Esas tırmanış üçüncü gün başladı. Zigzaglı yollardan bitmek bilmeyen geçide doğru güzel bir havada, yolun keyfini çıkararak, satıcılardan mangalda yak eti yiyerek, son 2 gündür pedalladığımız ve epey altımızda kalan vadinin fotoğraflarını çekerek ilerliyorduk. Ama belirli bir yüksrklikten sonra bulutların içine girerek güzel havayı geride bıraktık. Sandaletle, tişörtle, şortla pedallarken çat tiye başlayan yağmur altında yağmurluklara geçene kadar donumuza kadar ıslandık.  O koşullarda yanımızdan geçen istisnasız her araçtan gelen zart zort korna sesleri daha da gerdi bizi. 4000 metre civarında yol ikiye ayrılıyordu ve araçlardan kurtulduk. Arabaların geçemeyeceği bir yol inşaatı olduğundan artık yalnız olacaktık ama hala çılgınca yağmur yağıyordu ve tırmanırken aşırı efor sarf ettiğimiz için yağmurlukların içinde kendi terimden sırılsıklam olmuştum. Kamp atacak alan yoktu. Dağın tepesindeydik artık. Yol yapacak kadar boşluk açmışlar; sağ taraf dağ, sol taraf uçurum… Sonunda minik bir kulübeye rastladık. Biraz soluklanmak iyi gelecekti ama durunca ısı üretmediğim için kulübedeki minik sobaya rağmen üzerimdeki ıslak kıyafetler donduruyordu. Snickers çikolatayı bilmeyen yoktur. Tüm orta asyada en minnak köy marketinde bile bulabildiğimiz bisikletçi dostu canım çikolata. Burada da birer snickers patlattık da yüzümüz güldü. Bu yazıda sizin için küçük bizim için can kurtaran bir ayrıntı! Sonra sırılsıklam olmuş bir motorlu durdu kulübede. 12 km kaldığını sandığımız geçide sadece 6 km kaldığını kendinden aşırı emin bir şekilde söyleyince ‘yaparız ulen’ deyip düştük yollara. İdmansızlık, günün yorgunluğu, irtifa, yağmur bitirmişti bizi. Her 500 metrede durup soluklanıyorduk. Sağda solda ufaktan kamp yapabileceğimiz düzlükler çıkmaya başlamıştı ama motorcunun söylediği 6 km yapıp biraz alçalalım ki irtifa hastalığına yakalanmayalım diye düşünüyorduk. O bahsi geçen 6 km’yi yapıp da yolun hala devam ettiğini görünce başımdan aşağı kaynar sular indi. Keşke gerçekten inseydi, zira donuyordum. Biraz ısınırdım hiç olmazsa. Şemsiyelerinin altında ıki büklüm olmuş satıcılardan geçide daha 6 km olduğunu öğrenince bıraktım kendimi ve oradaki düzlüğe attık kampı çılgın yağmur altında 4200 metre yükseklikte. Bugün 1320 metre tırmanmıştık ve tabiiki beklenilen olmuştu ve ikimiz de yüksek irtifa hastalığı başlangıcındaydık. Bana sürekli kusma refleksi geliyordu. Nico’nun ise başı aşırı şekilde ağrıyordu. Ağrı kesici almak için delirdi ama alamazdı çünkü hastalığın ilerleyip ilerlemediğini gözlemleyebilmeliydik. Yarın hemen zirveye tırmanıp, acilen irtifa kaybetmezsek hastalık daha kötü bir hal alabilirdi.

Hastalık sebebiyle ikimiz de uyuyamadık ve ertesi sabah erkenden kalkıp son 6 kilometreyi tırmandık. Devam eden yağmurla dün akşam değiştirdiğimiz kıyafetlerimiz tekrar sırılsıklam olmuştu. Zirvede üstümüzü değiştirebileceğimiz minik bir tapınak olduğunu biliyorduk. Zaten buraya kadar tapınaktaki Tibetli rahiplerle ateş başında yak sütüyle yapılmış çay içme hayaliyle tırmanmıştım.  Tapınağa girince hayal dünyamın ne kadar geniş olduğunu anladım. Ortalıkta ne rahip, ne de ateş vardı. Bir şeyler atıştırıp, ıslak kıyafetleri değiştirip vakit kaybetmeden inişe geçtik. 4500 metre yükseklikteki geçit yeterince soğukken inişte yediğimiz rüzgarla daha da donduk. İnişteki manzara harikaydı ama ıslak zeminde kaymamak için bütün dikkatimiz yoldaydı. Uzunca bir inişten sonra Rilong kasabasına vardık. Kıyafetleri, çadırı, ayakkabıları özetle her şeyi kurutmak için burada bir gece otelde kalacaktık. Ertesi güne Nico’nun 39 derece ateşiyle başlayınca 2 gece kaldık.

Balangshan geçidi 4500 m

Bir bisikletçi otel odası klasiği

Qingchengshan ( Qingcheng dağı ) gezi rehberi

Qingchengshan (Qingcheng dağı), Chengdu’ya kadar gelip de gitmezsen olmaz duraklardan biri! Taoism (Daoism) inancının 4 kutsal dağından… 36 zirveye sahip bu dağ grubunun Taoismin doğum yeri olduğuna inanılıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Çin’deki 48 harikadan birisi.

Buraya Chengdu’dan nasıl ulaşılır?

Chengdu’da çeşitli kaynaklara göre 4 farklı tren istasyonu var. Bunlar Doğu (east), Güney (south), Kuzey (north), Xipu istasyonları. Sanırım normal ve hızlı olarak kendi aralarında ayrılıyorlar. Kuzey istasyonu, yoğun olması sebebiyle çoğu haritada sadece Chengdu istasyonu olarak geçiyor. Yani “Acaba kuzey istasyonunu haritada neden bulamıyorum” diye endişelenmeyin. Muhtemelen sadece ‘Chengdu istasyonu’ olarak geçiyordur. Chengdu’nun batısına ve kuzeyine giden trenler buradan kalkıyor.
Yukarıda bahsettiğim Xipu tren istasyonu, Chengdu’nun kuzeybatısında. Bu sebeple batıya giden trenlerin ilk durağı burası… Sanki Chengdu’nun içinde değilmiş gibi dışlanmış, yazık. Ama biz onun yakınlarında kaldığımız için şanslıyız. Kuzey istasyonu – Qingchengshan arası 15 yuan iken, Xipu’dan binerseniz 10 yuan. Bu her iki istasyona da metroyla ulaşmak mümkün.

Özetle Chengdu’nun ortasındaysanız Kuzey istasyonundan, kuzeybatısındaysanız Xipu’dan bilet alın ve binin Qingchengshan’a gitmek için. Kuzey istasyonundan Qingchengshan’a kalkan trenin saatleri; 06:48, 08:49, 09:22, 10:35, 13:01, 16:41, 19:16, 21:07, 21:25 . Çin’de tren bileti almak bir macera olduğu için onu başka bir yazıda detaylıca anlattım.

Yolculuk (eğer Kuzey istasyonundan bindiyseniz) yaklaşık 50 dakika sürüyor ve Qingchengshan durağından önce 2 durak var; Xipu ve Dujiangyan. Bu Dujiangyan adlı minik şehir, Milattan önce 256 yılında yapılan sulama sistemiyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. Bu tarafa geldiyseniz, hele bir de zamanınız varsa aklınızda bulunsun diye not düştüm.

Qingchengshan’da yukarda bahsettiğim gibi 36 farklı zirve var ve bunların 2 tanesi turistik atraksiyona açık. İnternette ön (front) ve arka (back-rear) dağ olarak geçiyor. Bu rotalar aynı dağa ait değil. Yani ‘önden çıkayım, arkadan ineyim’ gibi bir durum söz konusu değil! Tamamen farklı iki dağ… Ön dağın ulaşımı daha kolay olduğu için ve yürüyüş daha kısa sürdüğü için daha yoğun. Ayrıca ön dağ daha tarihi iken, arka dağ daha doğal görselli… Tren istasyonuna kadar ulaşım aynı… Biz ön dağa çıkmayı tercih ettik. Bir dahakine de arka dağ çıkacağız.

Qingchengshan durağında inince, binadan çıkarken turnikede biletinizi okutur okutmaz sola dönüp kalabalığı takip edin. Otobüs durakları 200 metre ileride. Burada 101 nolu otobüse 2 yuan karşılığında bineceksiniz. 101 nolu otobüs sıradaki ilk otobüs ve önünde numarası yazıyor. Yolunuz çok uzun değil. Otobüsün içindeki levhada 27 durak olduğu gösteriliyor ama siz 3. durakta ineceksiniz. Zaten otobüsün hemen hemen hepsi iniyor. İnmeseler de dağın otoparkına gelmiş oluyorsunuz, anlarsınız.

Bu duraktan dağın girişine 1,8 km var. Trenciklerle girişe kadar ulaşabilir ya da yürüyebilirsiniz. Biz trenciklerin fiyatına bakmadık bile o yüzden bu konuda yardımcı olamayacağım. Ama yürüyüş gayet güzeldi. Dağın girişine geldiğinizde 90 yuan verip biletinizi alıyorsunuz.  Dağ, Mart-Kasım arası 8-18 arası açık. Kasım-Mart arası ise 8:30-17 arası açık.

D0815 (7)-FOW-China

İnternet sitelerinde biletin arkasındaki haritanın yardımcı olacağı yazıyordu. Çince biliyorsanız ve büyüteç getirdiyseniz; evet yardımcı olacaktır! Tavsiyem, girişteki İngilizce haritanın fotoğrafını çekip onunla ilerlemeniz. Bu haritayı her yerde bulacaksanız ama benim gibi takıntılı olanlarınız varsa anlayacaktır; harita demek huzur demek.

D0815 (263)-FOW-China

İnternette yürüyüşün 3 saat süreceği yazıyordu. Neye göre tam anlayamadık zira bizimki bütün gün sürdü.

Tepeye kadar ayağınızı yere hiç basmadan çıkabilirsiniz. Nasıl mı? İlk önce trenciklere bineceksiniz, ondan inip gölü geçmek için bota bineceksiniz, ondan inip teleferiğe bineceksiniz, ondan inip sizi yolun geri kalanında 100 yuana sırtında taşıyan amcalar var onlara bineceksiniz. Hopp en tepedesiniz!

Tabii ki biz öyle yapmadık ve en uzun yol tercih ettik. Hep soldan, en soldan tırmanarak zirveye vardık. Geldiğimiz günün hafta içi olması ve çoğu insanın teleferiği tercih etmesi sebebiyle zirveye kadar çok az insanla karşılaştık. Sanki Çin’de değilmişiz gibi. Harikaydı!

D0815 (143)-FOW-China

Diğer bir güzel yanı da bu dağdaki tapınakların Taoist tapınağı olması. Şimdiye kadar Taoist tapınağı görmediğimiz için bize bir cennetti. Hani şu filmlerde gördüğümüz tipte Çinliler; uzun saçlarını tepede topuz yapıp, lacivert ve önden düğmeli kıyafet giyenler. Biz de “o kadar zamandır Çin’deyiz, niye görmedik, nerede bunlar” diyorduk, meğer dağlarına çıkmak gerekiyormuş.

Dağ boyunca birçok tapınak vardı ama tabii ki nasıl yazdığımı bilenler, bunların tarihine girmeyeceğimi de bilir. Kısaca şöyle deyim; aralarında milattan sonra 25 yılında inşa edileni bile var.

En tepede 2008 depremine kadar sadece bir çardak varmış. Deprem sonrasında dağın eteklerinden bile görünen bir pagoda inşa etmişler.

Zirveye vardığımızda artık yalnız değildik. Kalabalığı omzumuzla yararak Pagoda’ya girip ayaklarımızda oluşan şu topçuklarına değecek manzarayla karşılaştık. Ha teleferikle çıksaydık olmaz mıydı? Olurdu elbet ama kesinlikle sakin ormanda bir başımıza olmanın verdiği haz, Çin’de bulunmaz bir nimetti.

D0815 (223)-FOW-China

Artık yorulduğumuz için ve yağmur yavaştan çiselemeye başladığı için teleferikle inmeye karar verdik. Gidiş-dönüş olsaydı 60 yuan, tek biniş 35 yuan. Teleferikte ne tarafa oturacağına karar veremeyenlerden misiniz? İşte sizi zorlayacak teleferik maceralarından biri! Harika orman manzarası mı yoksa dağa oyulmuş renkli kabartmalar mı? Önerim ne taraf olursa olsun, kapıdan yana oturmanız. Kapının altında ve üstünde minik pencereler var. Makinanızı çıkarıp aranıza cam girmeden harika fotoğrafalar çekebilirsiniz. Ben yapamadım, siz yapın bari!

Teleferiğin bittiği yerde bot var. 5 yuan. Ama botun geçtiği gölü 10 dakikada yürüyerek de geçebilirsiniz.

Botun indirdiği yer, yolun başında geçtiğimiz yol ayrımıydı. Turumuz burada bitmiş oluyor ama daha şehre inmedik. Geri dönüş yolunda da anlatılacaklar var!

Yol boyunca yemek yapan minik mekânlar, ya da abur cubur ve su satan insanlar vardı. Yanınızda çılgınca yiyecek taşımanıza gerek yok.

Bizi buraya getiren 101 nolu otobüsün durağına geri yürüdük ve bekleyen otobüse bindik. Yağmur çılgınca başlamış olduğu için güzel bir zamanlamaydı. Otobüs direk tren istasyonuna getiriyor. İnternetteki “önceden alın, bulamazsınız” gibi uyarılar bizi biraz gerse de ne zaman döneceğimizi bilmediğimiz için önceden tren bileti almamıştık. Ama çok kolay oldu. 1,5 saat sonraki ilk trene bilet bulduk. Qingchengshan’dan Chengdu’ya kalkan trenin saatleri; 07:50, 09:53, 10:20, 11:39, 13:49, 17:43, 20:20, 21:53, 22:18 .

Qingchengshan (Qingcheng dağı),  Çin’in o aralıksız keşmekeşine mola verip soluklanabileceğiniz harika bir durak!

Çin'de tren bileti nasıl alınır?

Çin ayrı bir macera… İngilizce konuşan bulmanın çok zor olduğu bu ülkede bir de tren bileti almaya çalışmayı hayal edin. Umarım bu yazı derdinize derman olur.

Tren biletleri Ctrip adlı İngilizce internet sitesi/aplikasyonla satın alınabilir fakat 15 yuanlık bilet için 20 yuan ek işlem ücreti alıyorlar. Bu sebeple ek ücret almayan Çince aplikasyonları kullanan arkadaşlar edinmekte ya da Çince öğrenmekte fayda var. Ya da en iyisi tren istasyonuna gidip kendin kolayca biletini alabilirsin.
Diyelim ki internetten biletinizi aldınız. İstasyona gelince bileti bastırmanız gerekli. ‘Nasıl olsa biletimi aldım, oh’ diye kesinlikle düşünmeyin. Hareket saatinden en az 45 dakika önce gelmenizi öneririm,  çılgın bilet bastırma kuyruğuna girmek için…  Normalde Çin kimliği olanlar otomatik makinadan bileti bastırabiliyorlar. Eee internetten de kolayca bilet alabiliyorlar. O zaman bu kuyruk neden var? Kim bilir? Eğer sırada beklemek istemiyorsanız ‘Çince bilmeyen bi garip turist’ kılığına girip sırayı atlayıp ‘ay napıcam ben, yazık bana’ surat ifadesiyle en öne geçebilirsiniz. Çinliler sizi izleme fırsatını yakaladıkları için, önlerine geçmenizi önemsemeyecekler.

D0829 (6)-FOW-China
Diyelim ki biletinizi internetten almadınız… İngilizce olan ve kullanması çok kolay olan Ctrip aplikasyonundan gitmek istediğiniz tarihteki tren seferlerini öğrenip, tarihini ve saatini bir kâğıda yazıp hazırlarsanız işinizi istasyonda çok kolay halledersiniz. Şehir ismini Çince yazmaya gerek yok; Latin alfabesini de kullanıyorlar. En azından şehir isimlerinde… Yukarıda bahsettiğim kuyruk burada da söz konusu çünkü bütün işler aynı kuyrukta hallediliyor.
Eski trenlerde 4 farklı koltuk opsiyonu var; yumuşak koltuk (soft seat), sert koltuk (hard seat), ayakta (standing), yataklı (sleeper) . ‘Ayakta’ kısmı ilginizi çekti değil mi? Ucuz olduğu için kısa yolculuk yapan Çinliler genelde onu tercih ediyor. Yolculuk boyunca yerde oturanlar, yatanlar görmeye hazırlıklı olun. Bileti alırken hangisini istediğinizi belirtmeniz gerekir. Turist olduğunuz için siz istemediğiniz takdirde ‘ayakta’ vermezler. Sert koltuk da o kadar sert değil, gözünüz korkmasın.
Bilet alırken/bastırırken pasaportunuz gerekli. Sadece alırken değil, istasyona girerken, bilet kontrol ettirirken vs. En az 3 kere kontrol ediliyorsunuz. Birçok x-ray’den geçiyorsunuz. Aşırı güvenli! Tren içinde bilet kontrol etmiyorlar genelde. İstasyon giriş ve çıkışlarında biletinizi okuyan elektronik turnikeler var. Yani ‘Bi arkadaşa bakıp çıkıcam’ gibi bahanelerle istasyona giremezsiniz. Biletiniz olmak zorunda!
Biz Çin’de trenle seyahat ederken hiç sorun yaşamadık. Başka türlü seyahat ettiğinizde göremeyeceğiniz manzaralara denk gelme olasılığı çok yüksek. Ee daha ne isteyelim…

D0829 (10)-FOW-China

Chengdu gezi rehberi 2

Chengdu gezi rehberi 2

11

AĞUSTOS 2016

 

Chengdu, Çin

Chengdu’da 1 yıl yaşamaya karar verirken birçok parametremiz vardı. Bunlardan en önemlisi Çin kültürünü keşfetmekti. Tek bir yıl, yüzlerce yıllık bir kültürü anlamaya yetmese de en azından kendi çevremizdeki olanları anlamak için yaşadığımız şehrin derinliklerine daldık. Chengdu’yu keşfe çıktığımız bu yazı, ilkinin devamı niteliğinde… Bu yazılardan sonra Chengdu’yu gezmeye daha çok vakit ayıracağınız düşüncesindeyim.

Sichuan Operası 

Çin operasının yaşı hemen hemen Çin’in yaşına denk… Bu kadar uzun süreye rağmen temeli aynı kalmış fakat her eyalet kendine özgü tarzlar yaratmış. Sichuan eyaletindeki farklı folklorik eserler 400 yıldır buradaki opera okulunda öğretiliyor. Şu anki Sichuan operasının temelleri, 1912’de hepsini bir sahnede toplayarak atılıyor. Bildiğimiz operadan çok farklı; el gölge oyunu, çubuk kukla gösterisi, komedya, ateş püskürtme, maske değiştirme ve müzik bir arada. Bütün bunları izlerken çayınızı içebilir, yemek yiyebilir, baş masajı yaptırabilir, hatta kulağınızı temizletebilirsiniz:)

Her gün akşam saat 18:00 ve 20:00 olmak üzere 2 kez sahne alınıyor. Koltuk konumu seçiminize göre fiyatlar değişiyor. Arka ortalar 180 yuan civarında.

1 nolu metro hattının Tonghuimen durağında inip, E çıkışından çıktığınızda karşınızda eski tip Çin sokağına açılan devasa bir kapı göreceksiniz. O kapıdan geçince sokak üstünde asılı olan opera işaretlerini kaçırmak imkânsız. Erken gidip kendinize Sichuan operası makyajı yaptırıp kıyafetlerini giyebilir ve fotoğraf çektirebilirsiniz. Tabiiki ücreti karşılığında…

Shu Feng Ya Yun Sichuan Opera evi koordinatları: 30.663619, 104.042787

Pengzhen Çayevi

Hayat, bizim çılgın telaşımız olmadan da akmaya devam edecek. Ee o zaman neden kısa bir mola verip bir çay içmeyelim? Chengdu, zaman zaman dinlememizi gerektiren çılgın bir hızda akan, tıka basa dolu bir metropol. 100 yıl öncesine sabitlemiş Guan Yin Ge çayevi (观音阁老茶馆), bu çılgın metropolden sadece 30 km uzakta… Peng zhen (彭镇)ilçesindeki çayevi, yavaş yaşam şekliyle ve çoğu komünizm dönemine ait Çin tarihiyle bezeli duvarlarıyla, sakinlerinin keyfine doyamayıp bütün günlerini geçirdikleri bir açık hava müzesi edasında. Çaylarını yudumlarken traş olan müdavimlerle, sokak sanatçılarıyla, fotoğraf çektirmek isteyen yeni evlenecek çiftlerin bir araya gelebileceği yegane ortam….

Adres: peng zhen(彭镇), shuang liu(双流), Guan Yin Ge (观音阁老茶馆)

Koordinatlar; 30.586459, 103.868347

Hesaplamak için abaküs

Geleneksel Çin Sokakları

Jin Li sokağı ve Tibet bölgesi, Kuanzhai Xiangzi sokağı, Wenshu manastırı … İsmi geçen mekânların hepsi filmlerden kopmuşçasına dekore edilmiş eski usül Çin sokakları… Filmlerden aşina olduğunuz için yabancılık çekmeyeceğiniz fakat Çinli turistlerle tıka basa dolu olmasından dolayı nefes almakta zorlanacağınız, yöresel ürünlerle dolu hediyelik eşya dükkânlarının sizi tatmin edeceği ortamlar bunlar. Merkezi yerlerde bulunmaları sebebiyle hepsine metroyla ulaşım mümkün.

Labirent gibi yapısıyla Jin Li sokağını gezip dışarı çıktıktan sonra hemen yan tarafındaki Wu Hou tapınağını 60 yuan giriş ücreti ödeyerek gezmek mümkün. Bu kompleksin bulunduğu bölge Tibet kültüründen gelen Budist rahiplerinin sıkça alışveriş yaptığı yer olduğu için geleneksel kıyafetleri içindeki rahipleri her adım başı görebilir ve turuncu ağırlıklı dekorlarla, dua bayraklarıyla donatılmış dükkanlardan alışveriş yapabilirsiniz. 3 nolu metro hattının Gaoshengqiao durağında indiğinizde bu bölgeye varmış olacaksınız.

Kuanzhai xiangzi sokağı, son dönemlerde restorasyonu tamamlanarak hizmete açılmış 3 paralel sokaktan oluşan bir alan. İsminin anlamı ‘Geniş ve dar’ (Wide and Narrow Alley)… Şehrin tam göbeğinde yer alması sebebiyle diğer turistik sokaklara göre epey pahalı ama yöresel yemek tatmak açısından daha çeşitli. 2 nolu metro hattının Wide and Narrow Alleys durağında indiğinizde bu bölgeye varmış olacaksınız.

Wenshu tapınağı ücretsiz gezilebildiği için Chengdu’lular tarafından dini sebeplerle sıkça ziyaret edilmekte. Buradan sizin kazancınız ise tapınma seanslarının her anına tanıklık edebilmeniz. Tapınak çıkışındaki ara sokaklarda kendinizi kaybetmek serbest! 1 nolu metro hattının Wenshu Monastery durağında indiğinizde bu bölgeye varmış olacaksınız.

Bu üç mekan arasından benim tercihim Wenshu tapınağı çünkü yerel halk popülasyonu daha fazla ve şehrin yaşamını anlamak için güzel bir fırsat sunuyor.

Jin Li sokağı

Wenshu tapınağı

Wenshu tapınağı

Wenshu tapınağı

Wenshu tapınağı

Kuanzhai xiangzi sokağı

Wenshu tapınağı

Wenshu tapınağı

Kuanzhai xiangzi sokağı

Kuanzhai xiangzi sokağı