Myanmar’da Tren Yolculuğu

Myanmar’da Tren Yolculuğu

01

ARALIK 2017

1327. gün – 25990 km
Mawlamyine, Myanmar

Myanmar kocaman bir ülke, bir turistin görmek isteyebileceği yerler birbirinden uzakta, uçak pahalı… Geriye otobüs ve tren seçenekleri kalıyor. Dümdüz bir anayolda çılgın bir hızda hiçbir şey görmeden ilerlemektense, trenle minik minik köyleri görerek, manzarayı sindirerek gitmeyi tercih ettik. Myanmar’da tren yolculuğu konusunda bulmak isteyeceğiniz her türlü bilgiyi de  bu yazıyla bir araya getirdik.

El yazısıyla bilet var, yer ayırtmak yok!

Myanmar gelişmemiş bir ülke ve haliyle bilgisayarın da her köşe başına ulaşmasına epey vakit var. O sebeple tren istasyonuna gidip biletinizi kendiniz alacaksınız.

Biletler 48 saat öncesinde açılıyor. 1 hafta önceden alayım rahat edeyim durumu söz konusu değil. Ve 48 saat önce alacağınız biletle gününde alacağınız biletin gişeleri ayrı yerlerde.

Yataklı vagonda mı gitmek istiyorsunuz? En az 8 kişi aynı şeyi istemezse o vagonu koymuyorlar. Haliyle bunu son dakikaya kadar bilmeniz de mümkün değil!

Yangon’dan Bagan’a tren yolculuğu

Biz Yangon’dan Bagan’a trenle gitmeyi tercih ettik. Biletlerimizi bir gün önceden yataklı vagondan aldık. Saat 16:00 hareket etmesi gereken tren 17:00’de geldi. Nico bisikletleri başka bir vagona yerleştirirken ben çantaları bizim kompartımana yerleştirdim. Geç geldiği için hızla hareket edebilir diye biz de telaşlı bir şekilde hareket ediyoruz. Kompartımanımızın kapıları bir koridora değil, direk dışarıya açılıyor. Yani trenle bağımız yok, yani yemek vagonuna geçemeyeceğiz. Ama böyle trenler olduğunu duyduğumuzdan yemeklerimizi ve suyumuzu önceden almıştık. Zaten pencereden içeri sarkıp su satmaya çalışan satıcılar da var. 1000 kyat’la başlayan pazarlığı 400 kyat da sonlandırıp bir şişe daha su alıyoruz.

Yanımızda bir Avrupalı çift var. Biz yemek aldık, onlar viski depolamış. Tren hareket etmeden yemek vagonunda çalışanlar sipariş almaya geliyor. 1 porsiyon yemeğin fiyatı 3000 kyat… Ee haliyle biz sipariş vermiyoruz. Akşam 8 civarı durduğumuz durakta biraz uzun kalıyoruz. Komşumuzun yemeği yemek vagonundan gelirken, biz de dışardaki satıcılardan pencereden 1000 kyat’a alıyoruz. Pilav yumurta…

Gece soğuk… Verdikleri çarşafı altımıza seriyoruz çünkü koltuklar pis. Üstümüze de normalde çadırda kullandığımız örtümüzü alıyoruz. O olmasaydı donardık. İyi ki çantalar yanımızdaydı.

Yataklar 2 katlı ranza ve pencereler sürekli açık olduğundan giren bütün böcekler üst kattaki ranzaya yerleşmiş. Ee haliyle rahatlarını bozmuyoruz ve ikimiz yanyana alt katta yatıyoruz. Sıkışmadık da… Beşik gibi sallana sallana gittik.

Sabah kahvaltısı da geliyor aslında yemek vagonundan ama biz değişiklik olsun diye bir durakta atlayıp koşa koşa yemek vagonuna gidip kahvaltımızı orada yaptık. Bir sonraki durakta da koşa koşa geri kendi kompartımanımıza geldik.

Tren planlanandan 2 saat geç vardı ama bu bir Myanmar klasiği olduğu icin ona göre planımızı yapmıştık.

Bisikletle tren yolculuğu

Eğer bisiklet ya da benzeri iri bir yükünüz varsa istasyonun kargo bölümünden giriş yapıyorsunuz. Bisiklet başına Yangon-Bagan arası 1600 kyat, Bagan-Mandalay arası 550 kyat, Inle gölü-Thazi arası 345 kyat ödedik. Bisikleti 25 kg olarak kabul ediyorlar ve yapılacak kilometreyi kullanarak bir hesap yapıyorlar. Hesap sonunda çıkan rakam, ödeyeceğiniz fiyat… Karşılığında size o fiyatın yazılı olduğu bir bilet veriyorlar. Yani otobüslerde olduğu gibi keyfine ve çakal olma derecesine göre fiyat değişmiyor! Ama yine de sizi aptal yerine koyup biletin üstünde yazandan fazla para istemeye çalışanlar oluyor. Bu saçmalık karşısında dimdik ayakta durun, emin olduğunuzu gösterin; geri adım atmaları uzun sürmüyor.

Bu işlemden sonra bisikletleri trenin en arkasındaki yük vagonuna götürdük. Sadece bisikletleri alıyorlar. Çantaları güvenlik sebebiyle yanımıza almamızı ve bisikletleri de kilitlememizi söylediler. Biz ayrıca yanımızda lastik kanca bulunduruyorduk. Tren çok sarsılacağı için bisikletleri bir yere sabitlemek akıllıca bir işti. Ayrıca bir parça bez de faydalı çünkü bisikletin trenle temas ettiği yerlere koyarak darbeyi azaltmak gerekiyor.

Tren saatleri ve ücretleri

Tren saatleri konusunda size çok çılgın bir internet sitesi önereceğim: www.seat61.com Aklınızda, notlarınızda dursun çünkü dünya çapında neredeyse tüm trenler hakkında bilgi bulabileceğiniz bir site. Tek bir adam oluşturmuş. Adam da deli mi ne, işi gücü yok bütün trenlere binerek, onları deneyerek bir ülkeyi geziyor herhâlde. Sitenin başarısını gören kullanıcılar yorum yaparak, rapor yaparak siteyi güncel tutmaya devam ediyor. Biz bile yollamak için bir kaç fotoğraf çektik.

Vagon çeşitleri

Trenler çok eski… İngiliz sömürgesi zamanında 2. el getirilmiş ve sonrasında da değiştirilmemiş. 4 çeşit vagon yer alıyor bir trende. Ama tabiiki yolun uzunluğuna göre her çeşit vagon yer almayabiliyor.

Ordinary class: Tahta üstünde oturuyorsun.

First class: Oturduğun yer minderli ama sırt kısım tahta

Upper class: Oturduğun yer de, yaslandığın yer de minderli ve yumuşak

Sleeping car: Gündüz oturduğun yeri gece yatağa dönüştürebiliyorsun. 1 çarşaf ve 1 yastık veriyorlar. Gece üşümemek için yanına battaniye almak da fayda var.

Upper Class

Inle gölü-Thazi arası harika manzaralar

Şimdiye kadar tecrübe ettiğin en güzel tren yolculuğuydu. Tabiiki bunda duraklardaki sebze, meyve rengârenk çiçekleri satan insanlarla oluşmuş şölen ve dağ tepelerine çıktığımız için bizi bekleyen harika manzaranın payı var. İtiraf ediyorum: ben uyuyan biriyim. Bir araca bindiğimde direk uyurum. Ama bu yolda her şeyi sindirebilmek adına adeta gözümü kırpmadım! Inle gölünü ziyaret edecekler ayrılış yolculuğunu bu trenle yapmalı! Altından geçtiğiniz köprünün birkaç dakika sonra üstünden geçebildiğiniz nadir tren yollarından! Tırmandığı dağı inerken ileri-geri-ileri yönde zigzaglar çizerek gidiyor. Ayrıca güneşi de harika ışınlar eşliğinde trende batırıyorsunuz.

Kullandığımız rotalar

Yangon-Bagan (16:00-ertesi gün 11:30)

Bagan-Mandalay (07:00-14:30)

Inle gölü- Thazi (07:00-19:00)

Thazi-Bago

Bago-Mawlamyine

Sizin görüşleriniz?

Güncelleme, eksik, yanlış vs. ne varsa yorumlara yazın ki bizden sonra gideceklere daha detaylı bir ışık tutmuş olalım. Sonuçta Myanmar çok ziyaret edilen bir yer olmadığı için internette Türkçe kaynak çok az. Hatta trenlerle ilgili hiç kaynak yoktu. Hadi gelin bildiklerimizi çarpıştıralım ve büyük bir güç doğsun bundan!

Myanmar Gezi Rehberi ; Hpa-An

Myanmar Gezi Rehberi ; Hpa-An

11

KASIM 2017

 

1308. gün – 25508 km
Hpa-An, Myanmar

Hpa-an, Myanmar’ın klasik turist rotasının dışında kalmasıyla sadeliğini koruyan ve rotasını değiştirip de gelenlerin gözünü kamaştıran bir şehir… Ama şehrin kendisi değil! Çevresindeki doğal güzellikler, insanın kalbini Hpa-an’da bırakan…
Şu uyarımı yapayım da yazının geri kalanını iç huzuruyla, ıkınmadan okuyun: şehrin adı ‘paan’ diye okunuyor. Baştaki ‘h’ harfini okumuyoruz. Evet şimdi daha rahatsak koltuğumuza yaslanalım, kahvemizden fırt çeke çeke yazımıza dalalım.
Nerede kalınır? Ne yenir? Kaça motor kiralanır?

Myanmar’da konaklama standartlarımızı düşürüyoruz. ‘Büyük şehirlerde yükseltebilir miyiz?’ umudunuzu da söndüreyim. Ha 50$’ı basan, krallar gibi yaşar. Basamayan da benim yazılarımla bir çatı bulur kendine, merak etmeyin! Hpa-an’da en makul fiyatlı yer Soe Brothers Guest House. Geceliği 6$’a kalabiliyorsunuz yurtta. Biz sıkı pazarlıkla toplam 7$’a 2 kişi kaldık, ama tek kişilik odada. Duş ortak… Kahvaltı dahil değil…

GPS Koordinatları; 16.890632, 97.634553

Sabah kahvaltısı için çayevleri meşhur Myanmar’da. Masanıza geneli yağda kızartılarak yapılan bir dolu yiyecek getiriyorlar siz oturur oturmaz. ‘Ben bunları sipariş etmedim’ diye galeyana gelmeyin, etrafınıza bakın; herkesin masasında aynı şeyler… Yediğinizi ödüyorsunuz. Yemediğin arkanda… Mesela tabağa 3 tane nohut köftesi koymuş; tanesi 200 kyat’tan tabak 600 kyat. 2 tanesini yersen sadece 400 kyat ödüyorsun. Çay ücretsiz ve sınırsız… Turistlerin gittiği yerlerde menüde klasik turist kahvaltısı da var. Onu istersen o zaman işin rengi ve hesaptaki sıfır sayısı değişir. Hpa-an’da kahvaltı için Shwe Htone Maung cafe’yi öneriyoruz. 30 tane elemanından biri İngilizce konuşuyor. Sizi görünce diğer bütün garsonlar onu çağırıyor. Ayrıca burada taş fırında nasıl ekmek yapıldığını da izleyebilirsiniz.

GPS Koordinatları; 16.88786, 97.635412

Motor kiralamak, çevreyi gezmek için en mantıklı ulaşım yolu… Hele bir de 2 kişiyseniz. Otelden ana noktalara turlar düzenleniyor ama hem çok bağımlı oluyorsunuz hem de daha fazla ödüyorsunuz. Motor demek, özgürlük demek… Günlüğü 6000 kyat’tan kiralayabilirsiniz. Hem de diğer Güneydoğu Asya ülkelerinden farklı olarak ne pasaportunuzu orada bırakmak zorundasınız, ne de kapora vermek… Basit ve zararsız maddeler içeren bir kağıt imzalayın ve yepisyeni motor ve henüz terden içi yapış yapış olmamış kasklar sizin. Biz otelden 100 metre güneydeki Good Luck motorbike’dan kiraladık. Onunla otel arasındaki diğer yerden 5000’ine kiralanıyormuş. Biz yandık, söyleyelim de siz yanmayın.

GPS Koordinatları; 16.890068, 97.634473

Zwegabin dağına tırmanış

Otelden 13 km uzaktaki Lombani Garden, yürüyüşe başlamanız gereken nokta. Duyduğumuza göre dağın çevresinde başka rotalar da varmış. Ama biz tabiiki tecrübe ettiğimizden bahsedeceğiz burada. Lombini Garden’ın girişi kişi başı 4000 kyat. Motorla gelirseniz park yerinde 500 kyat otopark ücreti ödüyorsunuz. Burası aslında bir park ve bizim yürüyeceğimiz rota dışında da yapılabilecek şeyler var. Mesela Fun Cable adında çok eski bir teleferik var yandaki dağa çıkaran. Kişi başı gidiş 1000, geliş 1000 kyat. Buradan anlıyoruz ki yürüyerek de bu teleferiğin gittiği yere ulaşabiliyoruz. Ben çocukken lunaparkta bindiğimiz aletlerdeki güvenlik sisteminden var. Tercih sizin…

Artık yürüyüşe başlayalım… Yürüyüşün ne kadar sürdüğünü sorduğumuz 4 kişiden 4 farklı cevap aldık; 2,3,4 ve 5 saat. Bizse 1.5 saatte çıktık, 1 saat 15 dakikada indik. İlk 15 dakikada epey bir yükselmiş ve doğru orantılı olarak da epey bir yorulmuş oluyorsunuz. Bir an aklımdan ‘yapamayacağım galiba’ diye geçse de ’15 dakikada manzara böyle oluyorsa tepede kimbilir bizi nasıl bir cennet bekliyor’ diye düşünüp kendimi gaza getirdim. Bizim hatamız yola geç çıkmaktı. Sabah 9’da başladık ve çıkışta da inişte de güneşte kaldık. Sürekli dik ve bazen çok yüksek adımlı merdivenlerden oluşuyor tüm rota. Kaybolmak imkansız çünkü başka yol yok. Bir taraf duvar, bir taraf uçurum… İlk 20 dakikada bir manastır var ve su içebileceğiniz çeşmeler var eğer sizden önce geçenlerle aynı bardaktan su içmekte sakınca görmüyorsanız… Ben öyle bir terledim ki gözüm su dışında başka birşey görmüyordu. Kana kana içtim. Ondan sonra da zirveye 15 dakika kalana kadar su yok. Bu bahsettiğim zirveye 15 dakika kala konuşlanmış yerde su ve bilumum içecekleri bulabilirsiniz ve biraz da abur cubur.

Zirvede sizi pagoda ve manastır karşılıyor. Ayakkabıları çıkarma vakti, Myanmar’da buna alışsanız iyi olur. Kutsal olan her yerde, mağarada bile ayakkabı çıkartmak zorundasınız.
Yukarıda yemek yiyebileceğiniz bir restoran var ve fiyatlar normal bir restorandaki gibi. En güzel kısmı ise soğuk su olması ama o normalin 3 katı fiyatta. Soğuk olmasa da olur derseniz pagoda çevresinde heryerde sebiller ve çeşmeler var.
İcik cicik bütün detayları verdim. Peki yukarıda ne var? Hasır örtülerle sarılmış pagodanın gölgesinde rahiplerin dua edişini izlerken soluklanmak harika… Tepedeki manzara, benim şimdiye kadar gördüğüm dağ manzaraları arasında ilk 10’a girer… Kilometrelerce uzağı görebiliyorsunuz. Dümdüz arazide sivri sivri çıkmış kireç taşından tepeler manzaraya renk katıyor. Yan tepelerdeki beyaz renkli pagodalar da gözünüzü şenlendiriyor. Ha unutmadan söyleyeyim; yanınızda abur cubur birşeyler olsun çünkü tepede sizinle oynaşmak isteyen minik maymunlar var!

GPS Koordinatları; 16.808037, 97.673537

Savan mağarası ve bot yolculuğu

Lombani Garden’dan Savan mağarasına 15 kilometre var ve bunun 10 kilometresi toprak yol. Hoplaya zıplaya ilerliyorsunuz ama manzara bir harika. Zaten uzun süren yolu biz 30 defa durup fotoğraf çekerek daha da uzattık. Günlük programınıza bu zamanı da eklemenizi öneririm. Mağaraya bir merdivenle çıkılıyor ve daha merdivenin başında ayakkabılarınızı çıkarmanız isteniyor çünkü içeride bir tapınak var. Ama bu sefer ayakkabılarınızı yanınıza alın, nedenini yazının sonunda anlayacaksınız. Girişte 1000 kyat ödüyorsunuz ve karşılığında mağaradan çıkarılan bir parça mineral veriyorlar. Yan taraftaki tabelada bu mineralin hangi sağlık sorununda nasıl kullanılacağına dair detaylı bilgiler yazıyor. Kutsal mekan olduğu için dizaltında ve omzu kapalı kıyafetler giymelisiniz ama benim kısa şortuma kimse birşey demedi. Siz yine de yanınızda uzun birşeyler bulundurun yoksa kapıda satın almak zorunda kalabilirsiniz.

Mağarada bizi sağlı sollu kurbağalar karşıladı, uzun zamandır görmediğimiz akrabalarla hoşbeş etmiş olduk böylece. Kocaman bir girişi var mağaranın ve onlarca Buda heykeliyle dekore edilmiş. Bu kısımdan sonra mağara biraz daralıyor ama hala çok geniş. Yarasaların sesinden ötürü birbirimizi duyamıyoruz. Mağaranın çıkışında bizi bir göl bekliyor ve kıyısında da kayıklar… Geri yürüyebilir ya da kişi başı 1500 kyat vererek bize göre mağaranın kendisinden daha etkili bir macera yaşayabilirsiniz. Biz atladık bota 5 yolcu. Göl, kayaların altına doğru uzanıyor ve karanlığa dalıyoruz. Tekrar ışığa kavuştuğumuzda cennetteyiz. Üzeri nilüferlerle dolu bir göl ve sonsuz harika bir manzara. Motoru durdurup ayağa kalkıp sopasıyla dipten ittirerek yönlendirmeye başlıyor kayıkçı. Önceki kayıkların açtığı ince yoldan ilerliyoruz… Çevremiz yeşil otlarla kaplı gölde ilerliyoruz. Bitmesin istiyoruz ama bitiyor malesef. Kayıktan inince çantadan ayakkabıları çıkarıp ilk girdiğimiz yere yürüyoruz. Arkamızda ayakkabısı olmadığı için ‘ah, uh’ sesleri çıkaran insanları gerimizde bırakarak…

GPS Koordinatları; 16.739967, 97.718445

Buda vadisi

Buraya Buda vadisi değil de Buda tarlası deselermiş daha uygun olurmuş bence. Mağaradan 10 kilometre uzakta olan Buda vadisi, belirli aralıklarla ve çok düzgünce dizilmiş insan boyunda yüzlerce Buda’dan oluşuyor. Ağaçların arasında o kadar doğal görünüyorlar ki sanırsın ağacın meyvesi Buda’ymış, olgunlaşmış düşmüş.

GPS Koordinatları; 16.77099, 97.706627

Bizim vaktimiz olmadı ama çok duyduk…

Otelden elimize bir harita verdiler ve çevrede 7 mağara ve birkaç yer daha olduğunu söylediler. Bizim hem vaktimiz yoktu hem de 1 güne 1 mağara yeter diye düşündük. Yine de isimlerini burada paylaşalım belki gitmek isteyenleriniz olur.
Kaw Ka Taung mağarası
Kyauk Ka Lat pagodası (Zwegabin dağından görünen yuvarlak göl)
Kayin Ulusal müzesi
Kawgun mağarası
Yathaypyan mağarası

Sizin görüşleriniz?
Siz daha önce gittiniz mi? Ya da bu yazıyı okuduktan sonra? Güncelleme, eksik, yanlış vs. ne varsa yorumlara yazın ki bizden sonra gideceklere daha detaylı bir ışık tutmuş olalım. Sonuçta çok ziyaret edilen bir yer olmadığı için internette Türkçe kaynak çok az. Hatta bu şehir için hiç kaynak yoktu. Hadi gelin bildiklerimizi çarpıştıralım ve büyük bir güç doğsun bundan!
Bi Gezip Gelelim Biz İle Söyleşi

Bi Gezip Gelelim Biz İle Söyleşi

02

ARALIK 2017

Bi gezip gelelim biz… Gerçek adlarıyla Gülen ve Murat 2010 yılından beri yaşadıkları bu tecrübeyi şöyle tanımlıyorlar: “Bu bir dünya turu değil. Devamlı hareket halinde olabildiğimiz, istediğimiz yerde istediğimiz kadar yaşayabildiğimiz mobil bir hayat kurma hayalindeyiz.” Kendi yolculuğumun başından beri takip ettiğim bu çift, hayallerini gerçekleştirmişe benziyorlar zira sorularımı Uruguay’dan yanıtladılar. Bu benzersiz tecrübeye ortak olmak isterseniz sizi yazıyı okumaya davet ediyorum.

1. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Telif hakkı Bi Gezip Gelelim Biz

Biz, Gülen ve Murat, iki gezginiz. Son dönemde gezginden çok göçmeniz veya göçebeyiz diyelim. Özellikle 2010 yılından beri dünyanın değişik yerlerini gezdik. 2015’ten itibaren Türkiye’deki yerleşik ve beyaz yakalı hayatımızı uzun vadeli olmak üzere sonlandırdık ve bir kez daha yola çıktık. Bir yıldan uzun süren bir Güneydoğu Asya turundan sonra kendimizi 7 yıl aradan sonra tekrar Güney Amerika’da bulduk. Bir süredir Uruguay’dayız. Burada değişik işlerle uğraşıyor, buranın kültürüne uyum sağlamaya çalışıyoruz. Bir süre burayı merkez yaparak gezmeye devam edeceğiz.

2. Yola çıkmadan önce önceliğiniz yeni yerler mi görmekti yoksa kendinizi ve neler yapabileceğinizi mi görmek? Yoldayken bu önceliğiniz değişti mi?

Önceliğimiz hep farklı yerlerde bulunmak oldu. Alıştığımız ortamın dışına çıkmak, yeni yerleri ve kültürleri görmek önceliğimizdi. Yoldayken bu öncelik değişmedi ama zaman zaman aynı yerlere dönmeyi de sevdik. Önümüzdeki dönemde de yeni yerler keşfetmenin yanı sıra daha önce gittiğimiz ama iyi hissettiğimiz, sevdiğimiz yerleri de tekrar ziyaret edeceğiz.

3. Tek başına ya da çift olarak seyahat etmenin avantaj ya da dezavantajları sizce nelerdir?

Çift olarak seyahat etmenin avantajları deyince sevdiğin kişiyle aynı tutkuyu paylaşmak ilk başta geliyor sanırım. Ayrıca iki kişi olmanın verdiği güven duygusu, dayanışma, işbirliği ve maliyetin azalması gibi avantajlar da var. Dezavantajların başında ise nerdeyse 7/24 beraber olmak zorunda olmak geliyor olsa gerek 🙂

4. Klasik turist rotalarının dışında bizlerle paylaşabileceğiniz gizli/farklı bir yer ya da aktivite öneriniz var mı?

Artık dünyada kimsenin gitmediği destinasyonlar kalmadı. İnternet ve blogların da yaygınlaşmasıyla her yer keşfedilmiş oldu. Yeni keşfedilen bir yer diye bir şey yok, daha az veya daha çok ziyaret edilen yerler var. Bu bağlamda bakarsak gizli yerlerden pek bahsedemeyiz, bahsedersek de gizli olmaz 🙂 Ancak tabi ki az ziyaret edilen bazı favori yerlerimiz var. Gittiğimizde bizden başka yabancıyla karşılaşmadığımız yerlerin arasında en favorilerimiz Ngwe Saung (Myanmar), Vietnam’ın sahilden uzak dağlık bölgeleri, Uruguay’ın Carmelo şehri gibi yerler. Tabi ki hala egzotik görülen Amazon Nehri ve Ormanları, Endonezya platoları gibi yerleri de sayabiliriz ama oralarda devamlı turistlerle karşılaşmak mümkün, klasikleşen yerler diyebiliriz. Ayrıca diğer bir bakış açısıyla, klasik turist rotasında bulunan yerlerde de klasik olmayan yerler bulmak mümkün. Örneğin Tayland’da Bangkok turist kaynayan bir şehir ama siz öyle bir mahallesinde yerli bir ailenin yanında konaklarsınız ki tüm ortam tamamen yerel, turistlere göre tasarlanmamış otantik bir ortam olur. Dünyanın en turistik şehirlerinden birinde bile klasiklerin dışına çıkmak mümkün.

Telif hakkı Bi Gezip Gelelim Biz

Telif hakkı Bi Gezip Gelelim Biz

5. Hep taşıdığınız, hiç kullanmadığınız ama kurtulamadığınız/ayrı kalamadığınız bir eşyanız var mı? Neden?

O tarz bir eşyamız yok açıkçası. Eşya konusunda çok seçiciyiz, az sayıda eşyamız var, gerekli olmayan hiçbir şey satın almıyoruz ve eşyalara duygusal olarak bağlanmıyoruz 🙂 Hareket halindeyken de oldukça hafif gezdiğimizi söyleyebiliriz.

6. -‘Kendimden beklemezdim’ deyip kendinizi bile şaşırttığınız olumlu olumsuz düşünce ve davranışlarınız oldu mu?

Kendimizden beklemediğimiz davranışlarımız olmaz mı 🙂 Gülen’in içinde yılan, kurbağa ve muhtelif böceklerin olduğu bir odada uyuyabilmesi iyi örneklerden birisidir herhalde 🙂

7. Siz böyle bir yolculuğa çıkarken negatif yaklaşanlara özel bir sözünüz/yaklaşımınız var mıdır?

Herkesin bakış açısı farklı oluyor. Negatif yaklaşanları genelde ikiye ayırıyoruz. Birinci tip ağır çoğunluk olan, bizden farklı bir hayat bakışına sahip insanlar, bizim tarzımızı negatif bulmaları kadar normal bir şey yok, tabi ki negatif bakacaklar çünkü paralel değiliz. İkinci tip ise azınlık, sanki biz yaşamak istediği bir hayatı yaşıyormuşuz ve kıskanıyormuş gibi bir tavır içinde gibi geliyor bize ama dediğimiz gibi bu tipler çok nadir oluyor. Sonuç olarak negatif yaklaşanlara “he” deyip geçiyoruz 🙂

8. Yolunuza çıkanlar/yolda tanıştıklarınız arasından sizi en çok etkileyen kişi/ karakter kimdi, öyküsü neydi paylaşır mısınız?

Yıllar önce Brezilya’da karşılaştığımız 50’li yaşlardaki İngiliz bir çift bizi bayağı bir etkiledi. O zamanlar hayatını gezme üzerine kuran fazla insan tanımıyorduk. Bu çift çok uzun yıllardır hareket halindeydiler. Gezmek onların yaşam tarzıydı. Daha sonra hep iletişimde olduk. Ağır hastalıklar atlattılar ama hep devam ettiler. Zaman zaman sırt çantalarıyla, zaman zaman karavanla… Şu anda da karavanda yaşıyorlar ve gezmeye devam ediyorlar. Onlarınki gezmek değil artık, hayatını mobil olarak sürdürmek diyelim.

Telif hakkı Bi Gezip Gelelim Biz

9. Çıktığınız yolda size sorulan en garip soru neydi?

Karşılaştığımız en garip soru Amazon ormanlarında gelmiş olabilir. Malum o bölge her daim sıcak, bizim evinde kaldığımız aile de hayatları boyunca hiç soğuk görmemişler. Artarda ilginç sorularla soğuk havayı anlamaya çalıştılar.

Soğuk canınızı acıtıyor mu?

Kışın nasıl banyo yapıyorsunuz?

Sıcak su mu? Suyu nasıl ısıtıyorsunuz?

Çamaşırlar kuruyor mu?

Ne? Evlerde ısıtma sistemi mi var?………..

10. Yola çıkarken kendinize dair değişeceğini hayal ettiğiniz ama hala değiştiremediğiniz özelliğiniz?

Murat için, tırnaklarını yemek 30 yıllık bir alışkanlıktı, yolda bırakacağını düşünmüştü ama şu anda röportajı cevaplarken bile durmuyor 🙂

11. Eğer tekrar gitme imkanınız olsaydı, nereye gitmek isterdiniz?

İlk fırsatta tekrar gitmek istediğimiz yerler, Bangkok, Patagonya, Vietnam ve muhteşem dalışlar için Endonezya.

12. Yolu tatmak sizde yerleşik hayata geçmek için bir özlem oluşturdu mu? Yoksa ‘ömrümüz hep yollarda geçsin’ mi diyorsunuz?

Biz yerleşik olmakla yolda olmak arasında daha memnunuz gibi. Uzun süre yerleşik olunca yolları özlüyoruz, aylarca yıllarca yolda olunca da evimiz olmasını özlüyoruz. Zaten bu yüzden son dönemde yarı yerleşik bir modele geçtik. Yani şu anda bulunduğumuz yere kök salmadık aslında, her an ayrılabiliriz, ama bulunduğun yerin kültürüne karışmanın da tadını çıkarmak lazım diye düşünüyoruz. Hayatı mobil bir şekilde yaşamak diyelim, belki sözlük karşılığı göçebeye de yakındır…

13. Böyle bir yolculuğa asla çıkmayacak bir insanın aklını çelecek bir sözünüz/yaklaşımınız var mıdır?

Böyle bir tarz için kimsenin aklını çelmek istemeyiz 🙂 Ama illa gerekirse sanırım şunlardan birisini deriz: “Hayat kısa, kuşlar uçuyor” veya “Su soğuk ama girince alışıyorsun”.

Telif hakkı Bi Gezip Gelelim Biz

Telif hakkı Bi Gezip Gelelim Biz

Şu cümleleri bizim için tamamlar mısınız?

– Yola çıktık çünkü yerimizde daha fazla durmak istemedik. 

– Maalesef ben (Murat) Asya için uzun boylu (kafamı her yere vurmaktan bıktım) biriymişim, bunu yolda fark ettim.

“Motosiklet Günlükleri” filmi, bize yolu çağrıştırır.

“Bundan 20 yıl sonra yapamadığın şeyler seni yaptıklarına nazaran daha çok üzecek. O yüzden çöz halatları. Güvenli limanlardan uzaklara yelken aç. Rüzgârı yakala. Araştır. Hayal et. Keşfet!” sözü, bize yolu çağrıştırır.

“Otostopçunun Galaksi Rehberi” kitabı, bize yolu çağrıştırır.

– Gezimiz kitap olsaydı, ismi “Bi Gezip Geldik” olurdu.

Gülen ve Murat’ı takip edebilmek için;

10 gün inzivaya çekilme : Vipassana meditasyon

10 gün inzivaya çekilme : Vipassana meditasyon

20

EKİM 2017

 

1286. gün – 24920 km

Mae Hong Son, Tayland

Meditasyon nedir? Nasıl yapılır? Yaptığımızı sandığımızda aslında gerçekten de yapıyor muyuz? Çömüp oturmakla erilir mi? Ben de bir gün su üstünde yürüyebilecek miyim? Zıplayıp, hiç düşmeden 5 dakika havada kalabilecek miyim? Gibi beyin yakan sorulara 10 günlük meditasyon inzivamız sonrasında getirdiğim cevaplar… Her insan evladı bir gün meditasyonu tadacak. O gün neden bu yazıyla bugün olmasın?
Meditasyon nedir? Meditasyon “kişinin iç huzuru, sükûnet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren, zihnini denetleme teknikleri ve deneyimlerine verilen ad” olarak tanımlanır. “Haaa o Budist şeysi” diyecek olanlarınıza karşı hızlı davranıp şu bilgiyi vermek isterim. Meditasyon, Budizm’den çok önce de vardı. Ayrıca sadece ‘Budist şeysi’ de değil, İslamiyet’te de kullanılan bir yöntem. Sadece adı farklı; tefekkür (yönlendirilmiş düşünce)… Bunu duymadıysanız bile tasavvuf öğretisindeki ‘sema, semazen’ terimlerini bilmeyenimiz yoktur sanırım. Hah işte, sema da aslında bir meditasyon şekli…
Bu garip terimler de ne ola ki?

Yürüyerek meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Gelelim esas konumuz Vipassana’ya… Dünyada yaklaşık 40’a yakın meditasyon tekniği olduğu söylenmektedir. Vipassana, bunlardan en yaygın olanı. Vipassana, 2500 yıl önce Buda’nın yaşadığı dönemin dili olan Pali dilinde ‘iç görü’ demektir. Vipassana meditasyonu ise ‘ Kendini gözlem ve içebakış yoluyla bir kendi kendini dönüştürme yöntemidir.’ Burada başka bir terim devreye giriyor: ‘Samatha’, yani Türkçe mealiyle ‘sükûnet’. Samatha metodu, Vipassana’ya geçiş sürecinde ve tek bir şeye odaklanarak sakinleşme amacıyla kullanılan bir meditasyon metodudur. Çok eski zamanlarda bu metotla su üstünde yürüme, uçma, kaçma ve bunun gibi süper yetenekler kazanılabiliyormuş. Yani o Çin filmlerinde sürekli uçan insanlar bir zamanlar gerçekmiş. Şimdi ise böyle yetenekler kazanabilenlerin sayısı çok çok azalmış. Günümüzde genelde düşünceden fikre, geçmişten geleceğe atlayıp duran ve ‘şimdiki zamanda’ odaklanması gereken maymun zihnimizi (monkey mind) eğitmek için kullanılıyor. Yani konuyu şöyle özetleyim; Samatha’nın esas amacı özel güçler edinmek, Vipassana’nın esas amacı Nirvana’ya ermek iken biz ‘günümüz Batılı insanları’ Samatha ile maymunu susturarak zihni sakinleştirip, Vipassana ile her şeyi olduğu gibi kabul ediyoruz. En azından çabalıyoruz! İşte bu yüzden meditasyon yapıyoruz!
Ormanda bir manastır; Wat Pa Tam Wua

Wat Pa Tam Wua Manastırı girişi

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Wat Pa Tam Wua Manastırı bir orman manastırı… Orman manastırlarının en büyük farkı adı üstünde yerleşkelerden uzakta olması… Eski zamanlarda (yaklaşık 20 yıl öncesine kadar) rahipler yılın 9 ayı o köy senin bu köy benim gezerek hem Nirvana yolunda kendilerini geliştirmiş hem de yollarına çıkan insanların yol gösterirlermiş. 3 aylık Muson yağmurlarını geçirmek için de o dönem geçtikleri yerde varsa bir mağaraya yerleşirler ya da derme çatma bir manastır inşa ederlermiş. Artık geniş çapta gezen rahip sayısı çok az; ya tapınaklara (şehir içi), ya da manastırlara (orman) yerleşmiş durumdalar. Wat Pa Tam Wua manastırı kapılarını 20 yıl önce yabancılara açmış. İngilizce bilen rahipler sayesinde meditasyonu yerinde öğrenmek isteyen Batılılara, bir rahip gibi yaşayıp bir rahip gibi meditasyon yapmak öğretiliyor. En az 2 gece kalmak koşuluyla herhangi bir rezervasyon yaptırmadan ve herhangi bir ödeme yapmadan gelebiliyorsunuz. Hatta yanınızda kişisel temizlik malzemeleriniz dışında herhangi bir şey getirmenize de gerek yok. Herkes beyaz giymek zorunda ve kıyafetleri oradan ödünç alabilirsiniz. Biraz da günlük programdan bahsedeyim; 05:00-06:30 Kendi odanda meditasyon, yoga (isteğe bağlı) 06:30 Rahiplere pilav (kahvaltı) sunma (zekat gibi) 06:45 Kahvaltı 08:00-10:00 Yürüyerek, oturarak, yatarak meditasyon 10:45 Rahiplere öğle yemeği sunma (zekat gibi) 11:00 Öğle yemeği 13:00-15:00 Meditasyon hakkında bilgilendirme, yürüyerek, oturarak, yatarak meditasyon 15:00-16:00 Serbest zaman 16:00-17:00 Manastır alanının temizlenmesi, bakımı 17:00-18:00 Serbest zaman 18:00-20:00 Şarkı okuma (chanting), oturarak meditasyon 20:00-22:00 Serbest zaman 22:00 Işıklar söner

Rahipler kendilerine yemek sunulmasını bekliyorlar

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Oturarak meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yürüyerek meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yatarak meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Vücut burada, kafa nerde?

Yürüyerek meditasyon – Gökben

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yürüyerek meditasyon – Nico

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Arkadaşımız Thomas temizlik yaparken

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Peki hislere, yaşananlara gelince…? Bu bizim meditasyonla ilk karşılaşmamız değildi. Çok tecrübeli olmasak da diğer katılımcılara kıyasla epey biliyormuşuz aslında… Yine de çevrende 60 kişiyle aynı anda, aynı yerde, aynı sürede, aynı pozisyonda oturup nefesine odaklanmak ve kafandan geçenlere bir dur demek çok da kolay değilmiş. Hatta epey zormuş. Meditasyonda öyle fotoğraflarda, filmlerde gördüğünüz üzere kütük yutmuş gibi dik ve bağdaş kurarak oturuluyor. Amacının entel açıklaması ‘vücuttaki enerji noktalarının daha açık olması ve enerji akışının daha verimli sağlanması’ , yeni başlayanları tatmin edecek açıklaması ise ‘o vücudu öyle tutacağım diye vallahi başka bir şey düşünemiyorum kardeş’ . Yani bir şekilde amaca hizmet ediyor o duruş… Tabii ki başka duruşlar da söz konusu ama uyumayacağınızı garanti ediyorsanız o sularda yüzün derim. Zira bu meditasyon işi öyle bir gevşetiyor ki insanı, aşırı rahat bir pozisyonda uyumamak işten değil. Yere çömüp bahsettiğim pozisyonu almak ve nefesini gözlemlemek… Nefes alıyorum, nefes veriyorum, nefes alıyorum, nefes veriyorum… Bence 1 saat, ama saatin bana söylediğine göre 2 dakika süren bu denemeyi yılmayıp tekrarlıyorum. Bir süre sonra kendimi ‘ acaba tur bittikten sonra bir hostel mi açsak, ya da yoga stüdyosu, belki bir çiftlik olabilir’ düşüncelerinde buluyorum. Bir saniye! Ben buraya ne zaman geldim? Nefes alıp veriyordum sadece… Neyse tamam devam et, odaklan, nefes al, nefes ver, nefes al, nefes ver… ‘O takipçinin yaptığı yorum amma da sinirimi bozdu. Keşke kibarlığımı korumayıp yapıştırsaydım cevabı… Niye böyle her şeyi kötü yorumlamaya ant içmiş insanlar var ki? Neyse ben sakinliğimi elimden geldiğince koruyayım. Kibarlığımı koruduğum da iyi oldu bence. Sinirlerime hâkim olmayı öğreniyorum. Meditasyon iyi geliyor sanırım. Neeeey meditasyon mu? Ay evet ya, ben aslında şu anda meditasyon yapıyor olmalıydım. Tamam tamam, nefes al, nefes ver… İşte bir meditasyon sürecimin özeti… Sabah yaptığımız oturarak meditasyonda çok daha iyiydim. Sabah ilk önce yürüyerek meditasyon yapıyoruz. Ben ‘ aaa bu meyve ne meyvesi ki, ay karıncaya bastım ya, kötü karma yazılıyor mu ki bu durumda, ne üşüdük yalınayak be, cırcır olmasam bari meditasyonun ortasında’ düşünceleri eşliğinde yürüyorum. Olması gerekense her adımda ‘ayağımı kaldırıyorum, hareket ettiriyorum, koyuyorum, basıyorum’ diye düşünüyor olmak… Hemen sonrasında oturarak meditasyon yapıyoruz. Orada yıkılıyorum resmen… 2 saat dur desinler dururum. Hatta bir ara beyaz bir ışık gördüm. ‘Lan Nirvana’ya mı vardım yanlışlıkla’ derken ışık kaçtı. Sonra da bir daha gelmedi. Ben birkaç gün sonra öğrendim ki ışık görmek bir üst düzeye geçtiğini gösteriyormuş ama önemli olan geçmek değil, orada kalabilmek… Yani düştüm mü yine başladığım noktaya… Ama zaten buradaki amaç 10 gün içinde meditasyonun kralı olup çıkmak değil. Öğretilenleri normal yaşam koşullarında uygulamak üzere öğrenmek, anlamak, hazmetmek… Aaa unutmadan; Ye, dua et, sev filmini izleyenler ya da kitabını okuyanlar ‘sessiz’ rozetini bilir. Bu rozeti takınca kimse sizinle konuşmaz. Kendinizle baş başa kalırsınız dilediğinizce. Bunu denemeden olmazdı tabii ki… 1 gün denedim. Meğer ne çok söyleyeceğim varmış. Ama konuşmak yerine yazıya döktüm. Sanırım uzun süreli uygulayınca etkisi daha fazla hissediliyordur. Çok zorlandığımı söyleyemem ama en azından bir şeyi söylemeden önce 2 defa düşünme konusunda faydası kesinlikle var!
Hepsi birbirinin aynı değil!

Gökben meditasyon yaparken

Diğer Vipassana merkezlerinden epey farklıydı. Birçoğunda okumak, yazmak, konuşmak, göz teması kurmak yasak… Günde 10 saate varan meditasyon süreleri var. Erkek-kadın yanyana duramıyor. Vipassana’nın esas amacı kendini gözlemleyip, kendi iç yolculuğuna çıkmak ve olduğu haliyle kabullenmek olduğu için bu kurallar anlamlı olabilir. Ama yine de benim kesinlikle tercih etmeyeceğim bir yöntem. Çünkü aklımda oluşan soruları gerek hocalarla, gerekse aynı seviyede olduğum katılımcılarla paylaşıp cevaplandıramayacaksam konu içime sinmez. Saatlerce meditasyon yapmak, bilgi birikimi olmadan anlamsız gelir bana. Hâlbuki burada konuşmak serbestti. Diğer katılımcılarla konuşup sana garip gelen hisleri başkalarının da yaşadığını görerek özümsemek ya da İngilizce konuşan rahiplere ne zaman istersen soru sorabilmek bulunamayacak bir nimet. Çünkü hiç konuşmadan, yazmadan, okumadan meditasyon yapmak istersem bir odaya kapanmam yeterli. Ben esas değeri ve verimi aynı yolda ilerleyen insanlarla paylaşabildikçe anlıyorum. Eee bunları bir arada bulmuşken sessizliğe bürünmek niye?

Manastır bahçesindeki odalar

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Tek kişilik bir oda

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yürüyerek meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Rahiplere kahvaltılarını sunmak için bekliyoruz

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Bana ne kattı?

Öğle yemeği için vakit geldi

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Zorluydu, 7. günde bırakıp gidesim geldi. Her şeye alışıyorsun; günde sadece 2 kez yemeye, kahvaltı-öğle yemeği ayrımı olmadan sadece pilav ve yanında patlıcan ya da salata yemeye, sabah 5’te kalkmaya, bütün gününün başkaları tarafından düzenlenmiş olmasına, canın istediğinde kahkaha atamamaya, ayağını uzatıp yayıla yayıla oturamamaya, rahip gördüğünde ‘çok da fifi’ diyememeye ve ellerini birleştirip selam vermek zorunda olmaya, telefon ve internet kullanmamaya. Alışamadığım ve zorlandığım tek konu; ‘meditasyonu kendimi mutlu etmek için yapıyorsam neden başkalarının istediği zamanda yapayım ki?’ idi. Ama sonuçta öğrenmek için ordayız ve sebebini anlıyorum. Anlasam da hazmedemediğim için zorlandığım günler oldu. Yine de çoğunluk 3 günde terk ederken biz 10 gün kalarak öğrenebileceğimiz her şeyi öğrenmeye çalıştık. Yolculuğumuzun zihnimize kazıdığımız tecrübelerinden biri oldu.

Güneş doğarken manastır manzarası

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yürüyerek meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Yürüyerek meditasyon

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua

Rahibe öğle yemeğini sunuyoruz

Telif hakkı Wat Pa Tam Wua
Dünyanın Durakları ile Söyleşi

Dünyanın Durakları ile Söyleşi

12

KASIM 2017

Dünyanın Durakları… Gerçek adıyla Bengi, kendi tanımlamasıyla ‘yeniden özgür hissedebilmek için’ Haziran 2017’de her şeyini tek bir sırt çantasında toplayıp yollara düşmüş. Her yazısında, her paylaşımda beni kıkır kıkır güldüren Bengi’yle harika bir sohbet gerçekleştirdik. Eminim siz de okurken yer yer kendi kendinize güldüğünüzü ya da derin düşüncelere daldığınızı fark edeceksiniz.

1. Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Telif hakkı Dünyanın Durakları

Merhaba, ben Bengi… 27 yaşındayım. Üniversitede çeviribilim bölümünden mezun olduktan sonra her 3 gençten biri gibi mezun olduğum bölümün işini yapmak istemediğime karar verdim. Ve kendimi uzun süreli bir arayış içerisinde buldum. Hikayeler yazabilmek, bu hikayeleri görsele dökebilmek ve daha iletişim ile alakalı bir şeyler yapmak istediğimi hissettim. Kıyısından köşesinden tutabilmek için Bilgi Üniversite’nde Kurumsal İletişim yüksek lisansı yaptım, çalışmaya başladım. Bir süre sonra kariyer basamaklarını tırmanmam gereken yaşta (o ne demekse) basamaklardan kayıp düştüm. Aslında yaptığım işi seviyordum ama uzun yıllardır kalbimin baş köşesine kondurduğum dünyayı keşfetme duygusu artık ağır basmaya başlamıştı. Ofiste çalışırken, camdan koca koca gökdelenleri izlerken, sokakta yürürken bedenimin burada ama ruhumun burada olmadığını fark ettim. Tek yön uçak bileti alıp gitmenin beni nasıl heyecanlandırdığını tarif edemem. İşte bu yüzden beni en çok mutlu edecek olan ben’i tercih ederek yollara çıktım.

2. Yola çıkmadan önce, önceliğin yeni yerler mi görmekti yoksa kendini ve neler yapabileceğini mi görmek? Yoldayken bu önceliğin değişti mi?

Aslında her ikisi için de diyebilirim. Ama dört ay içerisinde yeni yerler görme önceliği yerini kendini keşfetmeye bıraktı. Bu yolculuğa çıktıktan sonra fark ettiğim ilk şey bu zamana kadar kendimle ne kadar az vakit geçirdiğim oldu. Türkiye’deyken yalnız başıma zaman geçirmek istesem dahi dış etkenler illa ki buna engel oluyordu. Ama şimdi, yoldayken beni kimse ve hiçbir şey oyalamıyor. Çünkü tek başına seyahat ettiğinizde biriyle veya sadece kendinizle baş başa kalmayı seçme özgürlüğünüz var. Yolda kendini, sınırlarını, yaralarını berelerini öğreniyorsun ve 27 yaşında kendimle tanışmak çok hoşuma gitti. Yeni yerler, insanlar, kültürler keşfetmek çok iyi hissettiriyor ama artık varılan yeri önemsemiyorum. Yolda ‘olmak’ duygusu ve bu sayede neler yapabileceğimi keşfetmek beni daha çok cezbediyor.

3. Tek başına ya da çift olarak seyahat etmenin avantaj ya da dezavantajları sence nelerdir?

Çift olarak gezmediğim için ancak dışarıdan bir gözle yorum yapabilirim. Bence yol arkadaşı bulmak o kadar kolay değil, şanslı olmak gerekiyor. Çünkü yolculuk sırasında istesen de istemesen de dönüşüyorsun, değişiyorsun. Bu döngünün içerisine seninle bir hareket edebilen biri olmalı yoksa güzel olarak hatırlayacağın bu deneyim kâbusa dönüşebilir. Bilemiyorum tabi bu benim düşüncem sen benden bu konuda daha tecrübelisin 🙂 Tek başına gezmek özgürlük çünkü birine ‘‘şunu yapmak ister misin?’’ diye sormak zorunda değilsin. Tek başına seyahat etmek canının istediğini yapabilmek demek… Ama tabi bazen sabrının, yorgunluğunun sınandığı öyle günler oluyor ki sağına/soluna döndüğünde destek olacak birini göremiyorsun. Bu da dezavantajı olabilir.

4. Klasik turist rotalarının dışında bizlerle paylaşabileceğin gizli/farklı bir yer/aktivite önerin var mı?

Myanmar’da daha keşfedilmemiş çok yer var. Myanmar’a ilk kez giden turistler/gezginler genelde Yangon – Bagan – Mandalay – Hsipaw – Inle Lake – Kyaikto rotasını yapıyorlar. Benim burası ile ilgili iki önerim olacak. Birincisi, Myanmar’ın güneyindeki Hpa-an şehrini görmeniz. Turist yok, turistik aktiviteler yok. Burma halkıyla tanışın, kucaklaşın. Doğasını insanını çok seveceksiniz. İkincisi ise Hsipaw’da 3 günlük orman yürüyüşü yapın. Burada rotayı rehber ile gerçekleştirmeniz gerekiyor. Tehlikeli bir bölge çünkü yolunuzun üzerinde birçok köy var ve bu köylerin silahlı grupları var. Rehberin söylediğine göre gücü ellerinde tutmak için sürekli olarak çatışıyorlar ve Myanmar ordusu dahil kimse hiçbir şekilde müdahale edemiyor. Ama unutulmaz bir deneyim olacağından eminim.

Telif hakkı Dünyanın Durakları

Telif hakkı Dünyanın Durakları

5. Hep taşıdığın, hiç kullanmadığın ama kurtulamadığın/ayrı kalamadığın bir eşyan var mı? Neden?

Eşyalara karşı hiçbir zaman bağımlılığım olmadı. Bu yola çıkmadan öncede fazla kıyafetim veya eşyam yoktu. Olanı daha da azalttım 🙂 Az, çoktur felsefesini benimsiyorum.

6. Kendimden beklemezdim deyip kendini bile şaşırttığın olumlu-olumsuz düşünce ve davranışların oldu mu?

Sanırım İstanbul gibi kalabalık bir şehirde büyüdüğüm için gündelik hayatta çok sabırsız olabiliyorum ve her şey hemen olsun hatasına düşebiliyorum. Ama Güneydoğu Asya bana yavaşlamayı öğretiyor. Asya saatini benimsemek zorundasınız 🙂 ve bu durum beni olumlu olarak etkiliyor. Olumlu olarak ise; normalde karşımdaki insan kırılmasın diye duygularımı düşüncelerimi direkt olarak dile getirmekten kaçınırdım ama bu durumun işleri iyice arap saçına çevirdiğini fark ettiğimden beri her şeyi hemen söylemeye başladım. Bu özelliğimi henüz yeni kazandım ve benim için hem büyük hem de şaşırtıcı bir adım oldu.

7. Sen böyle bir yolculuğa çıkarken negatif yaklaşanlara özel bir sözün/yaklaşımın var mıdır?

Dünya turuna çıkmaya karar verdiğimde yakın çevremden, uzaktan yakından tanıdığım – tanımadığım insanlardan birçok farklı tepkiyle karşılaştım. Bazıları hayranlıkla ve cesaretlendirici dileklerle karşılık verirken bazıları da milyonlarca negatif cümle sarf etti. Zaten psikolojik olarak zor bir yolculuğa hazırlanırken bir de ek olarak hayallerinizi ve kendinizi savunmak gerçekten insanın sınırlarını zorlayabiliyor. İlk başlarda ister istemez kafaya takıyorsunuz ama şimdi diyebileceğim tek şey: Herkesin yolu, tecrübesi, hayatı kendine özel. Çok kurcalamamak lazım 🙂

8. Yoluna çıkanlar/yolda tanıştıkların arasından seni en çok etkileyen kişi/ karakter kimdi, öyküsü neydi paylaşır mısın?

Dört ay içerisinde iki kadının hikayesinden oldukça etkilendim. Biri benim eksik olduğum konuda kendini çok iyi geliştiriyordu diğeriyle bazı noktalarda hayat hikayemiz benzeşiyordu. Onların hayata karşı tutumları, tecrübeleri çok ilgimi çekmişti.   İlk kahramanla Tayland’da couchsurfing sayesinde tanıştım, 2 gece beni yurt odasında ağırladı. Genelde biriyle ilk buluştuğumda nereleri gezdiğinden, hangi şehirleri sevdiğinden bahseder ama bu kız direkt bana hayallerini anlattı o kadar büyük bir iştahla anlatıyordu ki istediği şeyi zaten ellerinde tutmaya başladığını gözlerimle gördüm. Bu kızın en büyük hayali İngiltere’de yaşamak ve orada yüksek lisans yapıp akademisyen olarak çalışmak daha sonrasında da kendi başarı hikayesini yazmak. Tayland’da genç birinin en büyük sorunu dil. Buradaki okullar gerçekten hiç iyi dil eğitimi vermiyor, bu yüzden ilk aşması gereken engel İngilizce öğrenmek olmuş. Bundan 1,5 yıl önce hiçbir kursa gitmeden sadece kendi imkanlarıyla (dizi izleyerek, kitap okuyarak, sayfalarca İngilizce günlük yazarak, milyon tane sohbet programı ve tabi ki couchsurfing kullanarak) İngilizceyi öğreniyor. Hem de o kadar akıcı konuşuyor ki, saygı duyarsınız. Hatta akşamları TED Talks dinleyerek uyuyakalıyor 🙂 Bu sırada vardiyalı olarak büyük bir mağaza zincirinde çalışıyor çünkü hem ailesine bakması hem de para biriktirmesi lazım. Tüm bunlar tamam diyebilirsin ama peki ya motivasyon? Beni en çok şaşırtan nokta bu oldu. Odasının her yerinde hayalini gerçekleştirdiği ile ilgili bir sürü cümle var. Gardolabında, çalışma masasında, yatağının başucunda, gözünü ilk açtığında görebilsin diye tavanında. Başarısız olduğunda vazgeçmek yerine, daha farklı yollar arayarak başarılı olmanın yollarını buluyor. Bu kadar azimli olması beni çok etkiledi.   İkinci kahramanımızla Vietnam’da tanıştım. 21 yaşında ve 11 aydır tek başına dünyayı geziyor. Ailesi dindar Yahudi’lerden… Çocukluğu sürekli olarak dini eğitim alıp, onu giyme, bunu yapma, şu ayıp diye geçmiş. Hatta ortaokuldayken kulağına ikinci deliği açtırdı diye okulu ve ailesi zorla psikoterapiye göndermiş. Bu şartlar altında bunun doğru olmadığına inanıp kendi yolunu çizmeye karar verenlerden. Hayattan ne istediğini çok iyi biliyor. Din, felsefe… Aklına gelebilecek her konuda sohbet edebilirsin. Yani yaşın çokta önemli olmadığını bana tekrar öğretti. Nasıl bir ailede büyüdüğümüz önemli olmasına rağmen hayatının iplerini kendinin mi elinde tutacağına yoksa başkalarına mı emanet edeceğine karar verdiğin an su yolunu bulmaya başlıyor diye düşünüyorum.

Telif hakkı Dünyanın Durakları

9. Çıktığın yolda sana sorulan en garip soru neydi?

Genelde Türkiye’den geldiğimi öğrendiklerinde şaşırıyorlar nedendir bilmem 🙂 Hiç Türk’e benzemiyorsun diyenler var, neye benzer ki var mı arkadaşın dediğimde ise genelde yok cevabını alıyorum. Bir de alfabeniz Arapça’ya benziyor mu diyenini duydum. Ya hu 2017 yılındayız, Google amca bedava bilgi dağıtıyor. Ayıptır, diyemiyorum 🙂

10. Yola çıkarken kendine dair değişeceğini hayal ettiğin ama hala değiştiremediğin özelliğin?

Bir şeye kafayı taktım mı illa ki yapacağım. Yapmazsam içim içimi kemiriyor. Bu huyumu hala değiştiremedim ve bazen zarar veriyor. Mesela Laos’ta şelalenin birinde yüzmek istedim ama koca koca kayalar vardı, kayalara tırmanıp üzerinden atlayarak suya ulaşırım dedim. Ulaşamadan ayağımı sakatladım. Bazen insanın kendine dur demesi gerekiyor.

11. Eğer tekrar gitme imkanın olsaydı, nereye gitmek isterdin?

Kesinlikle Myanmar. Hatta tekrar ziyaret etme planları yapmaya başladım bile.

12. Yolu tatmak sende yerleşik hayata geçmek için bir özlem oluşturdu mu? Yoksa ömrüm hep yollarda geçsin mi diyorsun?

Normalde de durduğum yerde duramayan bir insandım, yola çıkmak bunu ikiye katladı. Evimdeki kanepeyi hiç özlemiyorum diyebilirim. Her gün farklı bir manzaraya karşı uyanmaktan da çok mutluyum. Yol ben de inanılmaz bir bağımlılık yaptı. Virüs bünyeye girdi bir kere.

13. Böyle bir yolculuğa asla çıkmayacak bir insanın aklını çelecek bir sözün/yaklaşımın var mıdır?

Bir günün nasıl geçiyorsa, ömrün öyle geçiyor. Zaman o kadar hızlı akıyor ki bir bakmışsın iki hafta geçmiş bir bakmışsın üç yıl geçmiş. Evinin kanepesinde oturup hayatın öylece akmasını istiyorsan ne âlâ ama dünya göz yumamayacak kadar çok güzel. Şuna inanıyorum; geçmiş arkada kaldı, yarın ne zaman gelir ne olur bilemezsin. Sadece şu anın var.

Telif hakkı Dünyanın Durakları

Telif hakkı Dünyanın Durakları

14. Şu cümleleri tamamlar mısın?

– Yola çıktım çünkü kendi öykümü yazmak istedim.

– Maalesef ben sabırsız biriymişim, bunu yolda fark ettim.

Her Şey Çok Güzel Olacak filmi, bana yolu çağrıştırır.

‘Hamdım, piştim, yandım’ sözü, bana yolu çağrıştırır.

Bruce Chatwin’nin ‘Patagonya’da’ kitabı, bana yolu çağrıştırır.

– Gezim kitap olsaydı, ismi ‘Dünyanın Durakları’ olurdu.

Bengi’yi takip edebilmek için;

error: Content is protected !

Pin It on Pinterest