Eatravels ile söyleşi

Eatravels ile söyleşi

11

ŞUBAT 2018

Eatravels… Gerçek adıyla Şölen Yücel… Daha erken keşfetseydim, kendimi daha şanslı hissedeceğim güçlü kadın seyyahlardan biri Şölen… ‘Efenim geç olsun güç olmasın’ diyerek kendisine yazmamla daha da yakından tanıma fırsatını elde ettiğim ve kesinlikle hayran olduğum bir arkadaş şimdi kendisi. Sırt çantasıyla ülke ülke, şehir şehir gezerek başlamış yolculuğuna. Zamanla yol onu evirmiş, o yolculuğu… Ben bu satırları yazarken kendisi Bali’de uzun süre yaşadığı evinden kısa bir süreliğine Türkiye ziyareti için ayrıldı. Ama sözü var, Bali’de buluşacağız:) Maceralarla dolu bir yol hikayesine hazırlanın, kahveleri alın, arkanıza yaslanın, ayakları uzatın ve yaptığımız söyleşi ile dünyanın neresinde olmak istiyorsanız oraya ışınlanın!

1. Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Telif hakkı Eatravels

İzmir’de doğup, büyüdüm. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdikten sonra, İstanbul’da reklamcılık kariyerime başladım. Çok uluslu ajanslarda 17 yıl boyunca önce reklam yazarı, daha sonra da yaratıcı grup başkanı olarak çalıştıktan sonra 2015 yılında istifa edip, uzun soluklu bir yolculuğa çıktım. Sonra da bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

2. Yola çıkmadan önce, önceliğin yeni yerler mi görmekti yoksa kendini ve neler yapabileceğini mi görmek? Yoldayken bu önceliğin değişti mi?

Galiba her ikisinden de biraz vardı. Dünyayı görmek en büyük arzumdu ama tek başıma bu kadar uzun bir yolculuğa çıkmaya da korkuyordum. Hem bunu yapabileceğimi kendime göstermek istedim hem de hep fotoğraflarını gördüğüm yerlere gidebilmek. Yolda zaman geçirdikten bir süre sonra ise artık vardığım yerlerin bir öneminin kalmadığını fark ettim. Gitmek ve yolculuğun kendisi başlı başına bir amaca dönüştü.

3. Tek başına ya da çift olarak seyahat etmenin avantaj ya da dezavantajları sence nelerdir?

Tek başına seyahat ettiğiniz zaman, yeni insanlarla tanışmaya daha açık oluyorsunuz diye düşünüyorum. Hostelde karşınıza biri çıkıyor, kafanız uyuşursa bir süreliğine yol arkadaşına dönüşüveriyor. Gözlemlediğim, çift olarak gezince, etrafınızda daima biri olduğu için bu kadar fazla sosyalleşmiyorsunuz.

Yine yalnız olmanın bir diğer avantajı kendinizle uzun süreler baş başa kalabilmeniz ve bir sürü şeyin üzerine kafa yorabilmeniz. İnsan kendini daha iyi tanıyor ve sınırlarını keşfediyor yalnız seyahat ederken. Çiftlerde en özendiğim şey ise yolun yükünü paylaşabilmeleri. Biri kalınacak yerleri organize ediyorsa, diğeri rota çıkarıyor. Bir de hayat, iki kişi olunca yolda da kolaylaşıyor. Tek başıma olmasaydım belki daha fazla otostop çeker, güvenlik kaygım olmadan dağın başında kamp yapar veya gecenin bir köründe, bilmediğim bir şehirde otobüsten inecek olmayı umursamazdım.

4. Klasik turist rotalarının dışında bizlerle paylaşabileceğin gizli/farklı bir yer/aktivite önerin var mı?

Bolivya’da pek rota üzerinde olmayan Samaipata isimli bir kasabayı tavsiye edebilirim. Etrafında görülecek milli parklar ve İnka dönemi öncesi kurulmuş antik bir şehir var. Üstelik kasabanın en meşhur restoranının sahibi bir Türk… Kamboçya’da nehir kenarına kurulmuş Kampot, en keyifli ve huzurlu vakit geçirdiğim yerlerden. O kadar ki, iki yılda üç kere uğradım.

Ekvador’un güneyindeki Vilcabamba köyünde ise harika bir doğa ve yürüyüş rotaları var.

 

Telif hakkı Eatravels

Chiang Mai, kuzey Tayland

Telif hakkı Eatravels

5. Hep taşıdığın, hiç kullanmadığın ama kurtulamadığın/ayrı kalamadığın bir eşyan var mı? Neden?

Sırt çantamda önlem olarak duran ama asla kullanılmayan antibiyotikleri saymazsak öyle bir eşyam yok. Çok sınırlı sayıda eşya ile dolaştığım için hepsi kullandığım şeylerden oluşuyor.

6. Kendimden beklemezdim deyip kendini bile şaşırttığın olumlu-olumsuz düşünce ve davranışların oldu mu?

Kendimi en şaşırttığım olay, Huffington Post’a yazı yazabilmek için Arianna Huffington’ın kendisine e-mail atmam oldu. Normalde asla cesaret edemeyeceğim bir şeydi. O maili gönderdikten sonra bile inanamadım bunu yaptığıma. Kendisinden yanıt geldiğinde ise iki kat inanamadım. Sanırım yol, beni hayatın diğer alanlarında da ileriye doğru bir adım atmam konusunda cesaretlendirdi.

7. Sen böyle bir yolculuğa çıkarken negatif yaklaşanlara özel bir sözün/yaklaşımın var mıdır? Sence bu insanlar hangi hisler sebebiyle bu konuya negatif yaklaşıyor?

Aldığım tepkilerin çoğunluğu pozitif ve destekleyici. Negatif yaklaşan bir iki kişi, benim çok zengin olduğum, tabii ki tuzu kuru olunca, istediğim gibi gezebileceğim yönünde yorumlar yaptı. Ekonomik gezmeye dair insanların vizyonu olmadığı için bu tarz yaklaşımlar sergilediğine inanıyorum. İşlerinden ve güvenlik illüzyonlarından vazgeçmeye razı olmadıkları için, vazgeçebilen insanların gelecek kaygılarının olmadığına dair bir inanç hakim.

8. Yoluna çıkanlar/yolda tanıştıkların arasından seni en çok etkileyen kişi/ karakter kimdi, öyküsü neydi paylaşır mısın?

Çok fazla böyle karakter girdi hayatıma. Dinlemeyi bilirseniz, herkesin yaşam öyküsü film gibi aslında…

En son Bali’de tanıştığım ve sonrasında çok iyi arkadaş olduğum 50’li yaşlardaki bir kadının öyküsü beni çok etkiledi.

Eşiyle çocukları olmadığı için evlatlık almaya karar veriyorlar ve uzun bir sürecin sonunda iki kardeşin velayetleri onlara veriliyor. Çocuklar gelmeden bir gün önce, sabah eşi onu uyandırıyor ve aslında çocukları istemediğini, bir başkasına aşık olduğunu söyleyip arkadaşımı terk ediyor. Kadıncağız öylesine ağır bir dönemden geçiyor ki, akıl hastanesine yatmak zorunda kalıyor. Burada hayatına giren başka bir adam ise onu yüklü miktarda dolandırıyor. Arkadaşım, adamı hapse attırdıktan sonra tası tarağı topluyor ve Hindistan’dan başlayan uzun bir yolculuğa çıkıyor.

Casa de Larbor, Ekvador

Telif hakkı Eatravels

9. Çıktığın yolda sana sorulan en garip soru neydi?

“Sen Türksün, yola çıkmana anne-baban nasıl izin verdi?” ve “Türkiye’ye döndüğün zaman çarşaf mı giyiyorsun?”

10. Yola çıkarken kendine dair değişeceğini hayal ettiğin ama hala değiştiremediğin özelliğin?

Bir süre sonra daha rahatlayacağımı düşünmüştüm ama hâlâ hava alanlarına ve otobüs terminallerine çok erken gidiyorum.

11. Eğer tekrar gitme imkanın olsaydı, nereye gitmek isterdin?

Aslında her yere yeniden gitme imkânımız var istedikten sonra. Patagonya’ya bir gün yeniden mutlaka dönmeyi istiyorum, bir de Amazon ormanlarına.

12. Yolu tatmak sende yerleşik hayata geçmek için bir özlem oluşturdu mu? Yoksa ömrüm hep yollarda geçsin mi diyorsun?

Ömrüm hep yollarda geçsin ama geri döndüğümde başımı sokacağım bir de evim olsun istiyorum. Şu anda bütün eşyalarım bir depoda. İnsan kendi mutfağında yemek yapabilmeyi, kendi koltuğunda tembel tembel yatabilmeyi çok özlüyor. En son Bali’de bir ev tuttum ve 4,5 ayımı orada geçirdim. Tahmin edemeyeceğim kadar iyi geldi bana kendime ait bir mekânımın olması. Bir de insan bazen çok yorulmuş hissediyor kendini, biraz durmak istiyor. Örneğin şu anda uçağa binmek, sırtımda çanta taşımak falan en son arzum olabilir.

13. Böyle bir yolculuğa asla çıkmayacak bir insanın aklını çelecek bir sözün/yaklaşımın var mıdır?

Böyle bir yolculuğa çıkmak istemeyen insanın aklını çelmeye çalışmanın bir anlamı yok. Bazı insanların içinde var, bazılarının da yok. Tüm tercihlere saygı duyuyorum.

Telif hakkı Eatravels

Telif hakkı Eatravels

14. Şu cümleleri tamamlar mısın?

– Yola çıktım çünkü hayat kısaydı ve kuşlar uçuyordu.

– Maalesef ben gergin biriymişim, bunu yolda fark ettim.

Wild filmi, bana yolu çağrıştırır.

‘Your mountain is waiting, get on your way.’ sözü, bana yolu çağrıştırır.

Görünmez kentler kitabı, bana yolu çağrıştırır.

Wanderlust King şarkısı, bana yolu çağrıştırır.

– Gezim kitap olsaydı, ismi ‘Dünya bir Şölen olurdu.

Şölen’i takip edebilmek için;

Kan mı o? Myanmar’da bir Betel nut klasiği

Kan mı o? Myanmar’da bir Betel nut klasiği

4
ŞUBAT 2018
1327. gün – 25990 km
Mawlamyine, Myanmar
Myanmar’a vardığınızda ilk dikkatinizi çekecek şeyin yerdeki kırmızı lekeler olacağına bahse girerim. ‘Offf çok pis kan çıkmış burda’ yorumunda bulunmayın diye de bu yazıyı yazıyorum. Okuyun öğrenin deneyin ve isterseniz siz de kan kusun efenim.
Kan mı o?
‘Evet kan’ dese biri, bir an düşünmez inanır ve yoluma devam ederdim. Öylesine damla damla ve öylesine kan kırmızı… Ama kan değil! Betel nut ülkesi Myanmar’a hoş geldiniz. Betel, bir ağacın adı; nut ise ‘ceviz’ demek… Myanmarlıların içine bir şeyler doldurarak ağızlarına attığı yeşil yaprağı görecekseniz. İşte bu kırmızı lekeler ağızlarına teptikleri o yaprak ve içindekilerden geliyor.
Peki içindeki ne?
Yabancıların ‘betel nut’ dedikleri bu maddenin Myanmar dilindeki adı kun-ya. Areca ağacının cevizi, kalsiyum hidroksit ve catechu, bir betel yaprağının içinde bir araya getiriliyor. Yani maddeye ismini veren ceviz, betel ağacından değil, areca ağacından geliyor.

Her köşe başında yetenekli ve alışmış ellerle yarım dakikada hazırlanan betel nut’ın tarifi dükkandan dükkana değişiyor. İçinde bazen tütün, taze hindistan cevizi, acı biber hatta reçel bile olabiliyor. Tiryakisi olanın, her yerden değil de sadece tercih ettiği dükkandan alacağı bir ürün yani.

Nasıl hazırlanıyor?
Betel ağacının yaprağına kalsiyum hidroksiti sürüyorlar. Kalsiyum hidroksit, bir çeşit kireç ve bütün maddelerin yapışarak bir arada kalması için kullanılıyor burada. Sonra üzerine minik parçalara ayrılmış areca cevizini koyuyorlar ve sonra sıvılaştırılmış catechu yani akasya ağacı özü serpiştiriyorlar. Müşterinin özel isteği üzerine ya da dükkanın özel bir spesiyalitesi varsa onu da koyup sarma gibi sarıyorlar. Ve betel nut kullanıma hazır.
Betel ağacının yaprağına sürülmüş kalsiyum hidroksit
Minik parçalara ayrılmış areca cevizi ekleniyor
Sıvılaştırılmış catechu yani akasya ağacı özü kaşıkla dökülüyor
Hindistan cevizi ekleniyor (tercihen)
Tütün serpiştiriliyor
Yapraklar sarılmaya hazır
Nasıl kullanılıyor?
Çocukken 2-3 tane sakızı aynı anda ağzımıza attığımız ve ağzımızı kapatamadan çiğnediğimiz ve zevk aldığımız zamanları hatırlayın. Hatırladık mı? Hatırladıysak, diyeceğim o ki: öyle yapmıyoruz! Yaprağa sarılmış bu koca şeyi ağzımıza alıp yanak ve dişlerin dış kısmı arasına yerleştirip emiyoruz. Çiğnemiyoruz! Burada yaprağın dağılmadan ağızda kalması gerekiyor. Emdikçe yaprağın içindeki karışımdan tat gelmeye başlayacak ve zevk verecek. Eğer düzgün yapılmışsa yaklaşık 1 saat kadar ağızda durabiliyor. İnternette okuduğuma göre 1 betel nut, 6 kahveye denkmiş. Ee haliyle sağlığa verdiği zararlar da aynı oranda…
Peki bu kırmızı lekelerin sebebi ne?
Çiğnediğinizde tükürük salgılamaya başlıyorsunuz ve bu tükürük areca cevizinin suyuyla birleşiyor. İçindeki kırmızı renkli akasya ağacı özü, bu sıvıyla karışarak ısınıyor ve yoğun, kan kırmızısı bir macun oluşturuyor. Bir süre sonra ağzınız doluyor haliyle. Ee ne yapacaksın? Şöyle okkalısından bir tüküreceksin ki ağzın boşalsın.

Bu tükürük değdiği her yerde izini bırakıyor. Özellikle de yerlerde çok sık karşılaşacaksınız, hazırlıklı olun! Ha başka bir konu daha var hazırlıklı olmanız gereken; otobüs, kamyon gibi yüksek araçların yanından uzaklaşarak geçmeniz! Aksi takdirde kafanıza bir balgam yiyebilirsiniz.

Yan etkileri yok mu?
İlk aşamada gözle görülür etkisi değdiği her yerde kırmızı leke bırakması… Buna sokaklar, kıyafetler, dişler ve ağız da dahil…
Diş eti kanaması, ağız ülserinin yanında en önemli sorun; ağız kanseri… İnsanlar bu yan etkilerinin farkında ama tiryaki oldukları için vazgeçmek zor geliyor. Sigara gibi günde 10 tane tüketen de var 20 tane tüketen de…
Telif hakkı Landlopers
Telif hakkı CNN
Bir gelenek…
Bir Myanmar geleneği olan betel nut çok eskiye, krallıklar zamanına dayanıyor. Hatta eski dönemlerde soylu misafire şaşalı kutular içinde betel nut sunularak gösteriş yapılırmış.
Myanmar’ı diğer ülkelerden ayıran birçok geleneği var ama sanırım bu en vurucusu… Bunda en iyi ‘areca’ ağaçlarının Myanmar’ın güneyindeki Dawei şehrinde yetiştirilip tüm Myanmar’a dağıtılması sebep.
Yasal mı?
Hükümet, 2007 yılında ülkenin en önemli dini yeri olan Yangon’daki Shwedagon Pagoda’da betel nut tüketimini yasaklamış. Bu hareketle hükümet yetkilileri konunun tam üstüne basmışlar, zira yalınayak gezilen bu tarz dini yerlerde bizim iğrenç kırmızı tükürüklerin üzerine basmamız mide bulandırıcı olurdu.

2010 yılındaysa betel nut dükkanlarının okullardan en az 50 metre uzağa kurulması kuralı getirilmiş.

Bakalım eskilerin üst düzey gösteriş olarak kullandığı bu gelenek, bu yasaklarla sonlandırılabilecek mi?

GeziZone ile Söyleşi

GeziZone ile Söyleşi

27

OCAK 2018

GeziZone… Gerçek adıyla Didem, kendi tanımlamasıyla ‘Hayal ettiği hayatı yaşamayı seçti ve bunu gerçekleştirmek için yollara koyuldu. Her daim bilinmeyeni keşfetmenin peşinde, sırtında çantası, elinde not defteri ve fotoğraf makinesi kendi halinde bir gezgin’… Ben kendisine ‘en güzel gülümsemeli gezgin’ diyorum. Her paylaştığı fotoğrafta derinlere alıp götürmesini başarıyor. Kendisiyle yaptığımız sohbet de aynı şekilde; derin, umut dolu ve enerji verici… Kahveleri kapıp gelin!

1. Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Telif hakkı GeziZone

Merhaba, ben Didem… 39 yaşındayım. Baba tarafından Hataylı, anne tarafından Konya Ereğlili, Samsun doğumlu, Kdz.Ereğli’de büyümüş, üniversiteyi Ankara’da okumuş, 15 yıl İstanbul’da çalışmış kendi halinde bir gezginim 🙂 Çalıştığım dönemlerde 1 yıl öncesinden tüm resmi tatilleri çıkarıp gezi planları yapardım. Aklım fikrim hep yolda olmaktaydı 🙂 Sonra bu hayalim önce yaklaşık 6 senedir çalıştığım şirketten çıkarılmam, ardından da 7 yıldır oturduğum evin satılmasıyla gerçek oldu. Tüm eşyalarımı sattım ve kedim Cadı’yı arkadaşıma emanet ederek, tek yön biletimi aldım ve Nepal’le yolculuğuma başladım.

2. Yola çıkmadan önce, önceliğin yeni yerler mi görmekti yoksa kendini ve neler yapabileceğini mi görmek? Yoldayken bu önceliğin değişti mi?

Açıkçası yola çıkmadan önce hep hayalini kurduğum şey yeni yerler görmekti… Ancak yola çıktıktan sonra kendimle yüzleşme süreci başladı ve bu yol bir yolculuğa, kendimi ve neler yapabileceğimi öğrenmeye, kendimi tanımaya dönüştü…

3. Tek başına ya da çift olarak seyahat etmenin avantaj ya da dezavantajları sence nelerdir?

Her ikisini de deneyimlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki yolda yalnız olmak büyük bir özgürlük. Tabi ki dezavantajları da var. Mesela birbirine destek olmak, güvende hissetmek, planlama sürecinde sorumluluğu paylaşmak ve birlikte karar vermek gerçekten seyahat sırasında yükünüzü epey hafifletiyor. Ancak birlikte gezdiğinizde birbirine bağlı olmak, sürekli yan yana olmak bir süre sonra sizi kısıtlıyor. Tabi yol arkadaşınız ve uyumunuz da çok önemli ama özellikle 24 saat birlikte olmak cidden pek de kolay bir şey değil. Hele ki uyumlu bir arkadaşınız yoksa hayalini kurduğunuz gezi kâbusa dönüşebilir. Bu nedenle kendi özel alanınızı korumalı ve zaman zaman birbirinize o özel alanı tanımalısınız. Anlaşamıyorsanız da yollarınızı ayırmalısınız. Buna ek olarak bir yol arkadaşınız olduğunda tanıştığınız kişi sayısı daha azken, yalnız gezdiğinizde çok daha fazla insanla tanışma şansınız oluyor. Kısacası yalnız seyahat ederken çok daha esneksiniz ve karşınıza ne çıkarsa onu yapabilme özgürlüğünüz var. Tüm bunların yanında -ki bence en önemlisi- yalnız seyahat ederken kendinizi çok daha iyi gözlemliyor ve tanıyorsunuz.

4. Klasik turist rotalarının dışında bizlerle paylaşabileceğin gizli/farklı bir yer/aktivite önerin var mı?

Hindistan’da Amritsar’da Altın Tapınak’ta kalmak gezimin en unutulmaz anlarından biriydi. Bunun yanında Laos’da pek az insanın yaptığı Pakse ve Thakek rotası ile Luang Namtha’daki trekking rotası, Myanmar’da meşhur şemsiyelerin yapıldığı Pathein, Endonezya’da Sumatra adası, Ketambe ve Kuzey Vietnam Ha Giang bölgesi diyebilirim.

Telif hakkı GeziZone

Telif hakkı GeziZone

5. Hep taşıdığın, hiç kullanmadığın ama kurtulamadığın/ayrı kalamadığın bir eşyan var mı? Neden?

Henry David Thoreau eşya ile ilgili şöyle demiş; “İnsan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir.” Yola çıkmadan önce tüm eşyalarımı satmamın amacı hiç bir eşya ile bağımın olmamasını istememdi ve bu bağdan kurtulmaktı. O nedenle seyahatim boyunca yanıma aldığım eşyalarımı üzerimde paralanana kadar giymeye devam ettim. 1-2 parça dışında ihtiyacım olmayan hiçbir şey almadım.

6. Kendimden beklemezdim deyip kendini bile şaşırttığın olumlu-olumsuz düşünce ve davranışların oldu mu?

Motordan çok korkan biriydim. Hatta öyle korkuyordum ki motorun arkasına yolcu olarak bile binemiyordum. Önce yolcu olarak bu korkumu yendim, ardından da Laos’da motor rotalarını yapmak için motor kullanmayı öğrendim. Maalesef kaza yapıp, omzumu kırdım. Kırık omuzla 90 km motor kullandım. Hala nasıl yaptığımı bilmiyorum. Kazadan sonra artık motora binemem diye düşünürken, kolum askıda olmasına rağmen Vietnam’da motor turuna katıldım daha sonra da omzum iyileşir iyileşmez motora binmeye devam ettim. Kendimle ilgili en çok şaşırdığım şey sanırım bu 🙂

7. Sen böyle bir yolculuğa çıkarken negatif yaklaşanlara özel bir sözün/yaklaşımın var mıdır?

Açıkçası hiç negatif yaklaşan olmadı. Hatta en büyük korkum ailemin karşı çıkmasıydı ama onlara söylediğimde hayallerin ne ise onu yap deyip beni desteklediler.

8. Yoluna çıkanlar/yolda tanıştıkların arasından seni en çok etkileyen kişi/ karakter kimdi, öyküsü neydi paylaşır mısın?

İşte bu gerçekten çok zor bir soru… Gezim boyunca hiç unutamayacağım ve hayatımdan hiç çıkmayacak insanlar oldu…  Hatta benim bu yoldaki gelişimimde de büyük etkileri oldu… Ama birini seçecek olsam 62 yaşında sırt çantalı Pascaline derdim, Vietnam’ın bir köyünde tanıştık ve 3 gün beraberdik. 6 ay Asya’da sırt çantası ile seyahat etti.  20’li yaşlarında evlenmiş ve 2 oğlu olmuş. Hem psikolojik hem de fiziksel şiddete maruz kalmış kocası tarafından. Çocukları için 45 yaşına kadar dayanmış. Çocukları büyüyünce boşanmış ancak eski kocasının şiddeti devam etmiş ve o da kendini tanımaya ve öğrenmeye adamış ve müthiş bir dönüşüm geçirmiş. Hayatına 45 yaşından sonra sıfırdan başlamış ve hiç pes etmemiş. Ve hala daha öğrenmeye, keşfetmeye aynı heyecanla devam etmesi bana inanılmaz ilham oldu diyebilirim.

 

Bir de Taylan’da Pai’de tanıştığım Sean. 57 yaşında bir İngiliz. 45 yaşına kadar evsiz ve alkolik olarak yaşamış. Sonra bir gün alkol komasına girip hastaneye zor yetiştirilmiş. Hastaneden çıktıktan sonra kendi isteğiyle bir rehabilitasyon merkezine gitmiş ve 6 ay alkol ve uyuşturucu tedavisi görmüş ve hayatına sıfırdan başlamış. Bana evsizken çekilen fotoğraflarını gösterdiğinde yaşadığım şoku dün gibi hatırlıyorum. Şimdi 6 ay İngiltere’de kalıyor ve boyacılıkla para kazanıyor, geri kalan 6 ayda da Pai’de meditasyon ve yoga yaparak hayatına devam ediyor.

 

Ve son olarak Kamboçya’daki Aynebilim Aşevi’ni kuran Ayşe 🙂 Bir gün İstanbul’da adadaki evinde otururken Kamboçya’da yaşayan fakir insanlarla ilgili bir yazı okuyor ve yazıdan sonra Kamboçya’ya gidip oradaki insanlara yardım etmeye karar veriyor. İngilizcesi olmadan, daha önce hiç görmediği bir ülkede mucize yaratıyor. Köyde kurduğu aşevinde fakir ailelere yemek dağıtılıyor, çocuklara İngilizce öğretiliyor. Ama Ayşe bununla da kalmıyor evi yıkık dökük ailelere yardım ederek bağışlarla onlara yeniden ev yapıyor. Kısaca ihtiyacı olan herkesin imdadına koşuyor. Ayşe şikâyet etmeyip, bir şeyler yapanlardan ve bu dünyayı değiştirenlerden. Ne mutlu bana ki aşevinde 2 hafta kaldım ve çocuklara İngilizce öğretmeye çalıştım. Benim için inanılmaz bir tecrübeydi.

Telif hakkı GeziZone

9. Çıktığın yolda sana sorulan en garip soru neydi?

Hindistan’da evli olmadığımı öğrenince ‘Niye, bir problemin mi var?’ diye sormuşlardı 🙂

10. Yola çıkarken kendine dair değişeceğini hayal ettiğin ama hala değiştiremediğin özelliğin?

İnatçılığım… Yani epey bir törpülendi aslında ama yine arada ufak ufak çıkıyor. Ama inadım da olmasa bu yola bu kadar azimle devam edemezdim 🙂 Simdi daha çok pozitif tarafını kullanmaya çalışıyorum diyebilirim 🙂

11. Eğer tekrar gitme imkanın olsaydı, nereye gitmek isterdin?

Eğer tekrar gitme şansım olsa yaptığım rotanın aynısını yeniden yapardım.

12. Yolu tatmak sende yerleşik hayata geçmek için bir özlem oluşturdu mu? Yoksa ömrüm hep yollarda geçsin mi diyorsun?

Zaman zaman köklenme ihtiyacım oldu ve olduğu zaman da 2-3 hafta aynı yerde kaldım. Ama şimdi dönüp baktığımda çok daha yavaş ve daha farklı gezerdim diye düşünüyorum. Aynı rotayı tekrar yapmak istememin sebebi de bu.

13. Böyle bir yolculuğa asla çıkmayacak bir insanın aklını çelecek bir sözün/yaklaşımın var mıdır?

Her kadının başucu kitabı olması gereken Clarissa P. Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından bir alıntı bence herkes için geçerli: ‘Eğer dışarı çıkıp ormana gitmezseniz asla bir şey olmaz ve hayatınız da hiç bir zaman başlamaz.’ Her neyi hayal ediyorsanız adım atacak cesareti göstermeniz yeterli, çünkü tüm korkuları zihnimizde yaratıyoruz. Adım attığımızda su akıyor yolunu buluyor ve sizi hiç hayal edemeyeceğiniz güzelliklerle ve fırsatlarla buluşturuyor.

Telif hakkı GeziZone

Telif hakkı GeziZone

14. Şu cümleleri tamamlar mısın?

– Yola çıktım çünkü hayalimdi.

– Maalesef ben kendini sevmeyen ve ön yargılı biriymişim, bunu yolda fark ettim.

The Way  filmi, bana yolu çağrıştırır.

Oruç Aruoba’nın ‘Önemli olan bir yerde bulunmak değil, bulunduğu yerin bilincinde olmaktır: aynı şekilde yolda olmak değil, yürüdüğü yolun bilincinde olmaktır.’  sözü, bana yolu çağrıştırır.

Shantaram kitabı, bana yolu çağrıştırır.

– Gezim kitap olsaydı, ismi ‘Ne Yola Çıkan Ben, Ne Yoldan Dönen Ben’  olurdu.

Didem’i takip edebilmek için;

Myanmar’da Tren Yolculuğu

Myanmar’da Tren Yolculuğu

01

ARALIK 2017

1327. gün – 25990 km
Mawlamyine, Myanmar

Myanmar kocaman bir ülke, bir turistin görmek isteyebileceği yerler birbirinden uzakta, uçak pahalı… Geriye otobüs ve tren seçenekleri kalıyor. Dümdüz bir anayolda çılgın bir hızda hiçbir şey görmeden ilerlemektense, trenle minik minik köyleri görerek, manzarayı sindirerek gitmeyi tercih ettik. Myanmar’da tren yolculuğu konusunda bulmak isteyeceğiniz her türlü bilgiyi de  bu yazıyla bir araya getirdik.

El yazısıyla bilet var, yer ayırtmak yok!

Myanmar gelişmemiş bir ülke ve haliyle bilgisayarın da her köşe başına ulaşmasına epey vakit var. O sebeple tren istasyonuna gidip biletinizi kendiniz alacaksınız.

Biletler 48 saat öncesinde açılıyor. 1 hafta önceden alayım rahat edeyim durumu söz konusu değil. Ve 48 saat önce alacağınız biletle gününde alacağınız biletin gişeleri ayrı yerlerde.

Yataklı vagonda mı gitmek istiyorsunuz? En az 8 kişi aynı şeyi istemezse o vagonu koymuyorlar. Haliyle bunu son dakikaya kadar bilmeniz de mümkün değil!

Yangon’dan Bagan’a tren yolculuğu

Biz Yangon’dan Bagan’a trenle gitmeyi tercih ettik. Biletlerimizi bir gün önceden yataklı vagondan aldık. Saat 16:00 hareket etmesi gereken tren 17:00’de geldi. Nico bisikletleri başka bir vagona yerleştirirken ben çantaları bizim kompartımana yerleştirdim. Geç geldiği için hızla hareket edebilir diye biz de telaşlı bir şekilde hareket ediyoruz. Kompartımanımızın kapıları bir koridora değil, direk dışarıya açılıyor. Yani trenle bağımız yok, yani yemek vagonuna geçemeyeceğiz. Ama böyle trenler olduğunu duyduğumuzdan yemeklerimizi ve suyumuzu önceden almıştık. Zaten pencereden içeri sarkıp su satmaya çalışan satıcılar da var. 1000 kyat’la başlayan pazarlığı 400 kyat da sonlandırıp bir şişe daha su alıyoruz.

Yanımızda bir Avrupalı çift var. Biz yemek aldık, onlar viski depolamış. Tren hareket etmeden yemek vagonunda çalışanlar sipariş almaya geliyor. 1 porsiyon yemeğin fiyatı 3000 kyat… Ee haliyle biz sipariş vermiyoruz. Akşam 8 civarı durduğumuz durakta biraz uzun kalıyoruz. Komşumuzun yemeği yemek vagonundan gelirken, biz de dışardaki satıcılardan pencereden 1000 kyat’a alıyoruz. Pilav yumurta…

Gece soğuk… Verdikleri çarşafı altımıza seriyoruz çünkü koltuklar pis. Üstümüze de normalde çadırda kullandığımız örtümüzü alıyoruz. O olmasaydı donardık. İyi ki çantalar yanımızdaydı.

Yataklar 2 katlı ranza ve pencereler sürekli açık olduğundan giren bütün böcekler üst kattaki ranzaya yerleşmiş. Ee haliyle rahatlarını bozmuyoruz ve ikimiz yanyana alt katta yatıyoruz. Sıkışmadık da… Beşik gibi sallana sallana gittik.

Sabah kahvaltısı da geliyor aslında yemek vagonundan ama biz değişiklik olsun diye bir durakta atlayıp koşa koşa yemek vagonuna gidip kahvaltımızı orada yaptık. Bir sonraki durakta da koşa koşa geri kendi kompartımanımıza geldik.

Tren planlanandan 2 saat geç vardı ama bu bir Myanmar klasiği olduğu icin ona göre planımızı yapmıştık.

Bisikletle tren yolculuğu

Eğer bisiklet ya da benzeri iri bir yükünüz varsa istasyonun kargo bölümünden giriş yapıyorsunuz. Bisiklet başına Yangon-Bagan arası 1600 kyat, Bagan-Mandalay arası 550 kyat, Inle gölü-Thazi arası 345 kyat ödedik. Bisikleti 25 kg olarak kabul ediyorlar ve yapılacak kilometreyi kullanarak bir hesap yapıyorlar. Hesap sonunda çıkan rakam, ödeyeceğiniz fiyat… Karşılığında size o fiyatın yazılı olduğu bir bilet veriyorlar. Yani otobüslerde olduğu gibi keyfine ve çakal olma derecesine göre fiyat değişmiyor! Ama yine de sizi aptal yerine koyup biletin üstünde yazandan fazla para istemeye çalışanlar oluyor. Bu saçmalık karşısında dimdik ayakta durun, emin olduğunuzu gösterin; geri adım atmaları uzun sürmüyor.

Bu işlemden sonra bisikletleri trenin en arkasındaki yük vagonuna götürdük. Sadece bisikletleri alıyorlar. Çantaları güvenlik sebebiyle yanımıza almamızı ve bisikletleri de kilitlememizi söylediler. Biz ayrıca yanımızda lastik kanca bulunduruyorduk. Tren çok sarsılacağı için bisikletleri bir yere sabitlemek akıllıca bir işti. Ayrıca bir parça bez de faydalı çünkü bisikletin trenle temas ettiği yerlere koyarak darbeyi azaltmak gerekiyor.

Tren saatleri ve ücretleri

Tren saatleri konusunda size çok çılgın bir internet sitesi önereceğim: www.seat61.com Aklınızda, notlarınızda dursun çünkü dünya çapında neredeyse tüm trenler hakkında bilgi bulabileceğiniz bir site. Tek bir adam oluşturmuş. Adam da deli mi ne, işi gücü yok bütün trenlere binerek, onları deneyerek bir ülkeyi geziyor herhâlde. Sitenin başarısını gören kullanıcılar yorum yaparak, rapor yaparak siteyi güncel tutmaya devam ediyor. Biz bile yollamak için bir kaç fotoğraf çektik.

Vagon çeşitleri

Trenler çok eski… İngiliz sömürgesi zamanında 2. el getirilmiş ve sonrasında da değiştirilmemiş. 4 çeşit vagon yer alıyor bir trende. Ama tabiiki yolun uzunluğuna göre her çeşit vagon yer almayabiliyor.

Ordinary class: Tahta üstünde oturuyorsun.

First class: Oturduğun yer minderli ama sırt kısım tahta

Upper class: Oturduğun yer de, yaslandığın yer de minderli ve yumuşak

Sleeping car: Gündüz oturduğun yeri gece yatağa dönüştürebiliyorsun. 1 çarşaf ve 1 yastık veriyorlar. Gece üşümemek için yanına battaniye almak da fayda var.

Upper Class

Inle gölü-Thazi arası harika manzaralar

Şimdiye kadar tecrübe ettiğin en güzel tren yolculuğuydu. Tabiiki bunda duraklardaki sebze, meyve rengârenk çiçekleri satan insanlarla oluşmuş şölen ve dağ tepelerine çıktığımız için bizi bekleyen harika manzaranın payı var. İtiraf ediyorum: ben uyuyan biriyim. Bir araca bindiğimde direk uyurum. Ama bu yolda her şeyi sindirebilmek adına adeta gözümü kırpmadım! Inle gölünü ziyaret edecekler ayrılış yolculuğunu bu trenle yapmalı! Altından geçtiğiniz köprünün birkaç dakika sonra üstünden geçebildiğiniz nadir tren yollarından! Tırmandığı dağı inerken ileri-geri-ileri yönde zigzaglar çizerek gidiyor. Ayrıca güneşi de harika ışınlar eşliğinde trende batırıyorsunuz.

Kullandığımız rotalar

Yangon-Bagan (16:00-ertesi gün 11:30)

Bagan-Mandalay (07:00-14:30)

Inle gölü- Thazi (07:00-19:00)

Thazi-Bago

Bago-Mawlamyine

Sizin görüşleriniz?

Güncelleme, eksik, yanlış vs. ne varsa yorumlara yazın ki bizden sonra gideceklere daha detaylı bir ışık tutmuş olalım. Sonuçta Myanmar çok ziyaret edilen bir yer olmadığı için internette Türkçe kaynak çok az. Hatta trenlerle ilgili hiç kaynak yoktu. Hadi gelin bildiklerimizi çarpıştıralım ve büyük bir güç doğsun bundan!

Myanmar Gezi Rehberi ; Hpa-An

Myanmar Gezi Rehberi ; Hpa-An

11

KASIM 2017

 

1308. gün – 25508 km
Hpa-An, Myanmar

Hpa-an, Myanmar’ın klasik turist rotasının dışında kalmasıyla sadeliğini koruyan ve rotasını değiştirip de gelenlerin gözünü kamaştıran bir şehir… Ama şehrin kendisi değil! Çevresindeki doğal güzellikler, insanın kalbini Hpa-an’da bırakan…
Şu uyarımı yapayım da yazının geri kalanını iç huzuruyla, ıkınmadan okuyun: şehrin adı ‘paan’ diye okunuyor. Baştaki ‘h’ harfini okumuyoruz. Evet şimdi daha rahatsak koltuğumuza yaslanalım, kahvemizden fırt çeke çeke yazımıza dalalım.
Nerede kalınır? Ne yenir? Kaça motor kiralanır?

Myanmar’da konaklama standartlarımızı düşürüyoruz. ‘Büyük şehirlerde yükseltebilir miyiz?’ umudunuzu da söndüreyim. Ha 50$’ı basan, krallar gibi yaşar. Basamayan da benim yazılarımla bir çatı bulur kendine, merak etmeyin! Hpa-an’da en makul fiyatlı yer Soe Brothers Guest House. Geceliği 6$’a kalabiliyorsunuz yurtta. Biz sıkı pazarlıkla toplam 7$’a 2 kişi kaldık, ama tek kişilik odada. Duş ortak… Kahvaltı dahil değil…

GPS Koordinatları; 16.890632, 97.634553

Sabah kahvaltısı için çayevleri meşhur Myanmar’da. Masanıza geneli yağda kızartılarak yapılan bir dolu yiyecek getiriyorlar siz oturur oturmaz. ‘Ben bunları sipariş etmedim’ diye galeyana gelmeyin, etrafınıza bakın; herkesin masasında aynı şeyler… Yediğinizi ödüyorsunuz. Yemediğin arkanda… Mesela tabağa 3 tane nohut köftesi koymuş; tanesi 200 kyat’tan tabak 600 kyat. 2 tanesini yersen sadece 400 kyat ödüyorsun. Çay ücretsiz ve sınırsız… Turistlerin gittiği yerlerde menüde klasik turist kahvaltısı da var. Onu istersen o zaman işin rengi ve hesaptaki sıfır sayısı değişir. Hpa-an’da kahvaltı için Shwe Htone Maung cafe’yi öneriyoruz. 30 tane elemanından biri İngilizce konuşuyor. Sizi görünce diğer bütün garsonlar onu çağırıyor. Ayrıca burada taş fırında nasıl ekmek yapıldığını da izleyebilirsiniz.

GPS Koordinatları; 16.88786, 97.635412

Motor kiralamak, çevreyi gezmek için en mantıklı ulaşım yolu… Hele bir de 2 kişiyseniz. Otelden ana noktalara turlar düzenleniyor ama hem çok bağımlı oluyorsunuz hem de daha fazla ödüyorsunuz. Motor demek, özgürlük demek… Günlüğü 6000 kyat’tan kiralayabilirsiniz. Hem de diğer Güneydoğu Asya ülkelerinden farklı olarak ne pasaportunuzu orada bırakmak zorundasınız, ne de kapora vermek… Basit ve zararsız maddeler içeren bir kağıt imzalayın ve yepisyeni motor ve henüz terden içi yapış yapış olmamış kasklar sizin. Biz otelden 100 metre güneydeki Good Luck motorbike’dan kiraladık. Onunla otel arasındaki diğer yerden 5000’ine kiralanıyormuş. Biz yandık, söyleyelim de siz yanmayın.

GPS Koordinatları; 16.890068, 97.634473

Zwegabin dağına tırmanış

Otelden 13 km uzaktaki Lombani Garden, yürüyüşe başlamanız gereken nokta. Duyduğumuza göre dağın çevresinde başka rotalar da varmış. Ama biz tabiiki tecrübe ettiğimizden bahsedeceğiz burada. Lombini Garden’ın girişi kişi başı 4000 kyat. Motorla gelirseniz park yerinde 500 kyat otopark ücreti ödüyorsunuz. Burası aslında bir park ve bizim yürüyeceğimiz rota dışında da yapılabilecek şeyler var. Mesela Fun Cable adında çok eski bir teleferik var yandaki dağa çıkaran. Kişi başı gidiş 1000, geliş 1000 kyat. Buradan anlıyoruz ki yürüyerek de bu teleferiğin gittiği yere ulaşabiliyoruz. Ben çocukken lunaparkta bindiğimiz aletlerdeki güvenlik sisteminden var. Tercih sizin…

Artık yürüyüşe başlayalım… Yürüyüşün ne kadar sürdüğünü sorduğumuz 4 kişiden 4 farklı cevap aldık; 2,3,4 ve 5 saat. Bizse 1.5 saatte çıktık, 1 saat 15 dakikada indik. İlk 15 dakikada epey bir yükselmiş ve doğru orantılı olarak da epey bir yorulmuş oluyorsunuz. Bir an aklımdan ‘yapamayacağım galiba’ diye geçse de ’15 dakikada manzara böyle oluyorsa tepede kimbilir bizi nasıl bir cennet bekliyor’ diye düşünüp kendimi gaza getirdim. Bizim hatamız yola geç çıkmaktı. Sabah 9’da başladık ve çıkışta da inişte de güneşte kaldık. Sürekli dik ve bazen çok yüksek adımlı merdivenlerden oluşuyor tüm rota. Kaybolmak imkansız çünkü başka yol yok. Bir taraf duvar, bir taraf uçurum… İlk 20 dakikada bir manastır var ve su içebileceğiniz çeşmeler var eğer sizden önce geçenlerle aynı bardaktan su içmekte sakınca görmüyorsanız… Ben öyle bir terledim ki gözüm su dışında başka birşey görmüyordu. Kana kana içtim. Ondan sonra da zirveye 15 dakika kalana kadar su yok. Bu bahsettiğim zirveye 15 dakika kala konuşlanmış yerde su ve bilumum içecekleri bulabilirsiniz ve biraz da abur cubur.

Zirvede sizi pagoda ve manastır karşılıyor. Ayakkabıları çıkarma vakti, Myanmar’da buna alışsanız iyi olur. Kutsal olan her yerde, mağarada bile ayakkabı çıkartmak zorundasınız.
Yukarıda yemek yiyebileceğiniz bir restoran var ve fiyatlar normal bir restorandaki gibi. En güzel kısmı ise soğuk su olması ama o normalin 3 katı fiyatta. Soğuk olmasa da olur derseniz pagoda çevresinde heryerde sebiller ve çeşmeler var.
İcik cicik bütün detayları verdim. Peki yukarıda ne var? Hasır örtülerle sarılmış pagodanın gölgesinde rahiplerin dua edişini izlerken soluklanmak harika… Tepedeki manzara, benim şimdiye kadar gördüğüm dağ manzaraları arasında ilk 10’a girer… Kilometrelerce uzağı görebiliyorsunuz. Dümdüz arazide sivri sivri çıkmış kireç taşından tepeler manzaraya renk katıyor. Yan tepelerdeki beyaz renkli pagodalar da gözünüzü şenlendiriyor. Ha unutmadan söyleyeyim; yanınızda abur cubur birşeyler olsun çünkü tepede sizinle oynaşmak isteyen minik maymunlar var!

GPS Koordinatları; 16.808037, 97.673537

Savan mağarası ve bot yolculuğu

Lombani Garden’dan Savan mağarasına 15 kilometre var ve bunun 10 kilometresi toprak yol. Hoplaya zıplaya ilerliyorsunuz ama manzara bir harika. Zaten uzun süren yolu biz 30 defa durup fotoğraf çekerek daha da uzattık. Günlük programınıza bu zamanı da eklemenizi öneririm. Mağaraya bir merdivenle çıkılıyor ve daha merdivenin başında ayakkabılarınızı çıkarmanız isteniyor çünkü içeride bir tapınak var. Ama bu sefer ayakkabılarınızı yanınıza alın, nedenini yazının sonunda anlayacaksınız. Girişte 1000 kyat ödüyorsunuz ve karşılığında mağaradan çıkarılan bir parça mineral veriyorlar. Yan taraftaki tabelada bu mineralin hangi sağlık sorununda nasıl kullanılacağına dair detaylı bilgiler yazıyor. Kutsal mekan olduğu için dizaltında ve omzu kapalı kıyafetler giymelisiniz ama benim kısa şortuma kimse birşey demedi. Siz yine de yanınızda uzun birşeyler bulundurun yoksa kapıda satın almak zorunda kalabilirsiniz.

Mağarada bizi sağlı sollu kurbağalar karşıladı, uzun zamandır görmediğimiz akrabalarla hoşbeş etmiş olduk böylece. Kocaman bir girişi var mağaranın ve onlarca Buda heykeliyle dekore edilmiş. Bu kısımdan sonra mağara biraz daralıyor ama hala çok geniş. Yarasaların sesinden ötürü birbirimizi duyamıyoruz. Mağaranın çıkışında bizi bir göl bekliyor ve kıyısında da kayıklar… Geri yürüyebilir ya da kişi başı 1500 kyat vererek bize göre mağaranın kendisinden daha etkili bir macera yaşayabilirsiniz. Biz atladık bota 5 yolcu. Göl, kayaların altına doğru uzanıyor ve karanlığa dalıyoruz. Tekrar ışığa kavuştuğumuzda cennetteyiz. Üzeri nilüferlerle dolu bir göl ve sonsuz harika bir manzara. Motoru durdurup ayağa kalkıp sopasıyla dipten ittirerek yönlendirmeye başlıyor kayıkçı. Önceki kayıkların açtığı ince yoldan ilerliyoruz… Çevremiz yeşil otlarla kaplı gölde ilerliyoruz. Bitmesin istiyoruz ama bitiyor malesef. Kayıktan inince çantadan ayakkabıları çıkarıp ilk girdiğimiz yere yürüyoruz. Arkamızda ayakkabısı olmadığı için ‘ah, uh’ sesleri çıkaran insanları gerimizde bırakarak…

GPS Koordinatları; 16.739967, 97.718445

Buda vadisi

Buraya Buda vadisi değil de Buda tarlası deselermiş daha uygun olurmuş bence. Mağaradan 10 kilometre uzakta olan Buda vadisi, belirli aralıklarla ve çok düzgünce dizilmiş insan boyunda yüzlerce Buda’dan oluşuyor. Ağaçların arasında o kadar doğal görünüyorlar ki sanırsın ağacın meyvesi Buda’ymış, olgunlaşmış düşmüş.

GPS Koordinatları; 16.77099, 97.706627

Bizim vaktimiz olmadı ama çok duyduk…

Otelden elimize bir harita verdiler ve çevrede 7 mağara ve birkaç yer daha olduğunu söylediler. Bizim hem vaktimiz yoktu hem de 1 güne 1 mağara yeter diye düşündük. Yine de isimlerini burada paylaşalım belki gitmek isteyenleriniz olur.
Kaw Ka Taung mağarası
Kyauk Ka Lat pagodası (Zwegabin dağından görünen yuvarlak göl)
Kayin Ulusal müzesi
Kawgun mağarası
Yathaypyan mağarası

Sizin görüşleriniz?
Siz daha önce gittiniz mi? Ya da bu yazıyı okuduktan sonra? Güncelleme, eksik, yanlış vs. ne varsa yorumlara yazın ki bizden sonra gideceklere daha detaylı bir ışık tutmuş olalım. Sonuçta çok ziyaret edilen bir yer olmadığı için internette Türkçe kaynak çok az. Hatta bu şehir için hiç kaynak yoktu. Hadi gelin bildiklerimizi çarpıştıralım ve büyük bir güç doğsun bundan!
error: Content is protected !

Pin It on Pinterest