Bir bisikletçinin İran sofrası ile imtihanı

Marand – Tebriz arası kuru meyveciler, pestilciler, piknikçiler arasından ilerledik. Eric’in pestilleri kaç gündür bayrak sanmasına ne demeli bilemiyorum:) Bir ara garip bir bitki satıldığını gördük. Yola dizilmiş onlarca satıcı. ‘Ne ola ki acaba bu?’ diyerek durduğumuzda fotoğrafımızı çekmek için gelen bir aile, bir demet hediye etti. Üstü brokoli görünümlü, uzun saplı bir bitki. Üstünü kesip, sapın kabuğunu soyup yiyorsun. Hiçbirimiz sevmedik, ekşimsi bir tadı vardı. Azerice’de ‘uşkun’, Farsça’da ‘rivas’ deniyormuş.

D0400 (2)-FOW-Iran

Öğle yemeği için durduğumuz yerde başka bir piknikçi aile vardı. Kızları hemen yanımıza gelip fotoğraf çektiler, sonradan da yemek getirdiler. Biz de kuşkunlarımızı verdik:) Önümüzde İran’dan olmadığı bariz olan bir kamyon durunca Nico koşup plakasına baktı. Tabii ki Fransa! Başka neresi olacaktı? Nerde böyle garip garip araçlar var, hepsi Fransa’dan! 5 çocuklu Seban ailesi, çocuklarından 2 tanesiyle 3 ay önce Fransa’dan yola çıkmışlar 5 yıllığına. İnşaat mühendisi babanın eski itfaiye kamyonetinden karavana dönüştürdüğü araçlarıyla ulaşmayı planladıkları ülke şimdilik Moğolistan…

D0398 (13)-FOW-Iran

Kandil sebebiyle 3 günlük tatilden dönenlerin oluşturduğu çılgın trafikte Tebriz’e vardık ve doğruca Hossein abinin evine gittik. Mahtab ve annesi Rana teyzenin hazırladığı mükellef sofra sonrası temizlendik ve Mahtab saçlarımızı evde açabileceğimizi, Hossein abiden çekinmemize gerek olmadığını söyledi. Hoppaaaa saçlara özgürlük….

D0398 (18)-FOW-Iran

Tebriz’de 3 gece kaldık. Bisikleti onarma ve şehri gezmekle geçti günlerimiz. Mavi cami, belediye binası ve saat kulesi, Alişah camisi (Erk-e Alişah), El Gölü, Tebriz kapalı çarşısını gezdirdi Hossein, Mahtab ve Aref bize. Aref çok güzel İngilizce konuştuğu için tur rehberimiz oydu. Annesi, bizimle gezmesi için bir gün okuldan kaytarmasına bile izin verdi.

 

Tebriz’deki son gecemizde Mahtab’ın annesi Rana’nın evine davetliydik. Salonları bizim ev kadar. İran evlerinin çoğu aşırı lüks mobilyalarla döşenmiş. Koltuklar duvar kenarları boyunca dizili ve bizdekinin aksine orta kısımda sehpa falan yok. Yine harikalar yaratmışlardı sofrada. Genelde konsept aynı; çorba, pilav, salata ve bazen de adana görünümlü kebap… Sonunda da bir yerlerden buldukları Türk kahvesini pişirerek zirvede kapanış yaptık:)

D0400 (85)-FOW-Iran

Ertesi gün, Tahran’a otobüsle gitmek için terminale gittik. Gönül isterdi ki kuzeyden, Hazar Denizi’nin kıyısından pedallayıp Tahran’a varalım fakat sıradaki ülkelerimizin vize işlemleri uzun süreceği için ve Nico’nun o kadar vizesi olmadığı için maalesef otobüse binmek zorunda kaldık. Kişi başı 280000, bisikletimiz için bisiklet başına 100000 riyal verdiğimiz otobüs 40 dakika gecikmeli kalktı. Bilet fiyatını ve bisiklet için alınan rüşveti Hossein abi indirtti sağ olsun. Tek başımıza olsaydık 2 katı olacaktı. Zencan’da 30 dakika mola verdik ve Tahran’da Azadi terminalinde indik. Tahran’da 30 tane terminal olduğundan ve hangi şehre gideceğine göre terminal de değiştiğinden yazıyorum bu detayları.

Terminalden ayrılıp interneti olan bir kafe bulana kadar ki sürüşümüz dillere destandı. Daha önce bu kadar çılgın bir trafikte sürmedik. Türk bayrağını gören araba, motosiklet ne varsa yavaşlayıp ‘Türk müsün?’ diye soruyorlardı. Arkadaş Türk olmasam niye takayım bayrağı ya? Arabalar, her boşluktan fırtan motorsikletler kadar tehlikeli değildi. İnternetli bir kafe bulur bulmaz, ucuz otelleri araştırdık ve karar verdiğimiz oteli ararken bizi gören bir çiftle sohbete daldık. Ermeni bu çift bizi hemen evlerine davet etti ama evleri elçiliklerden uzakta olduğu için maalesef reddetmek zorunda kaldık. O yüzden hemen oradaki sandviççi de akşam yemeğine davet ettiler. Kadın çok güzel İngilizce konuşuyordu. Tahran’ın Ermeni mahallesinde yaşıyorlarmış. Ermenilerin evde alkol yapıp içmeleri serbestmiş ama tabi ki evde yapılan o alkol o evde kalmayıp el altından tüm İran’a dağıtılıyormuş. Bu Ermeni çiftten ayrıldıktan sonra Markazi otele yerleştik. 3 kişilik oda için 55 $ ödedik toplamda ve yere dördüncümüz için yatak açtılar. Bu otelde 2 gece kaldıktan sonra Couchsurfing’den bulduğumuz Mahdi ve Zahra’nın evine geçtik. Arkadaşlarını davet ettikleri muhteşem bir ziyafet vardı. Arkadaş, bisikletçiye yapılır mı bu ya? Makarna yemekten mide olmuş kocaman. Bir yandan ‘aman öküzlük yapma, sakin ol, yavaş ye’ diyen iç ses; bi yandan ölümüne dalacağın yemekler… Offff of…

Bu ziyafette arkeolog Kimiya ile tanıştık. Kimiya İran’daki çoğu müze ve arkeolojik alana ücretsiz girmemizi sağlayacak olan biletleri verecekti. Bu ülke hiç öyle televizyondan gördüğümüz gibi değil! Mesela bu akşam akrabalık derecesi olmayan bir sürü kadın ve erkek aynı evde toplandı, kadınlar eve girer girmez başörtülerini ve hicaplarını vs. çıkardılar ve saat 2’ye kadar sohbet muhabbet eğlenildi.

D0403 (6)-FOW-Iran

Ertesi gün Mahdi ve Zahra’nın arkadaşlarıyla Tahran’a arabayla birkaç saat uzaklıktaki 3000 m yükseklikte bulunan Lar gölüne pikniğe gittik. Yolun kendisi, piknikten daha maceralıydı çünkü yer yer dere geçen taşlı delikli bir yoldu ve birkaç kez arabadan inip iterek saatler sonra vardık göle. Ben vazgeçerler diye düşünmüştüm ama İranlıları piknik söz konusu olduğunda hiçbir zorluk yıldıramıyor. O piknik yapılacak! Yolda birçok kadın – erkek dağ bisikletçisiyle karşılaştık. Kadınlar taytlarının üstüne popo kapatıcı mini bir etek çekmiş ve gayet şık olmuşlardı. Göle varır varmaz, bayanlar 3 farklı sosta hazırlanmış rengârenk tavukları dizdi şişlere, erkekler de asli görevleri olan mangalı yakmaya koyuldular. Yandaki piknikçilerin şişme botlarını ödünç aldık gölde tur yapmak için. İran’da Perşembe ve Cuma günleri tatil ve bugünlerde Tahran boşalıyor. Herkes doğaya akıyor. Bu sebeple piknik dönüşü Cuma akşamı trafiğine denk geldiği için 5 saatte döndük ama eve gitmedik! Neden? Çünkü bu insanlar yorulmak nedir bilmiyor ve tam gaz eğlenceye devam ediyorlar. Pikniğe gittiğimiz 3 araba olarak Mahdi’nin kız kardeşinin evine gittik saat 11’de akşam yemeği için! Âlemci adamlar ya… Baskıya rağmen bizden iyi eğleniyorlar.

Mahdi ve Zahra bizi toplamda 5 gece ağırladılar. Vizeler yüzünden Tahran’da birkaç gün daha kalmamız gerekiyor ama onlarda yeterince kaldığımız için başkasına taşınma vakti geldi artık. Fransız okulu müdürü Sebastien ve karısı Nathalie, Tahran’da kaldığımız tüm süreç boyunca bizi ağırlayacaktı. Fransız okulunda 10 yaşındaki öğrencilere sunum yaptık. Daha doğrusu Nico, Charlotte ve Eric yaptı:) Öğrencilerin arasında 3 tane Türk vardı. Bana ne oluyorsa? Sanki hiç Türk görmedim. Ama yaban ellerde öyle oluyor işte, memleketten birini görünce bağrına basasın geliyor, napıcan, hasretlik işte…

Tahran’daki 8 günlük maceramızdan sonra bekle bizi İsfahan, geliyoruz!

error: Content is protected !