Bisikletçi istilası; Semerkant

Pamuk tarlasındaki evinde bizi ağırlayan ve üzerine sucuk pişiren harika insana veda ettikten sonra yine karga bokunu yemeden yollardayız… 3 gündür böyle ve üzerine günde 100 km’den fazla sürmemiz, delik deşik yollar, üzerimize süren arabalar… Son günler canımıza okudu resmen ama Semerkant’a varacağız bugün ve Tahran’da ayrıldığımız Charlotte ve Eric’i orada yakalama ihtimalimiz var. Çok mutlu oluruz bu gerçekleşirse…

Ama ilk önce Semerkant’a varalım! Anayollar nispeten daha iyiyken, biz kestirme olsun diye ara yola girdik. Öğrenemedik bir türlü tecrübelerimizden… Hoplaya zıplaya vardık Semerkant’a… Burada bizi ağırlayacak kimseyi bulamadığımızdan bisikletçilerin tercihi olan Bahadir hostele yönlendik. Tarihi kısmın içinde şirin bir ailenin şirin bir hosteli… Geceliği 2 kişi 20 $, kahvaltı dahil. Gelir gelmez kavun, çay, bisküvi ikram ediyorlar ve divanlara yayılıp keyfine bakıyorsun. Eric ve Charlotte’un bisikletleri burada…. Holeyyy… Bizden mutlusu yok… Hostelin duvarları buradan geçen yolcuların notlarıyla bezeli… Tabii hemen Türkleri aramaya başlıyor gözler ve buluyor; BisikleTema, İbrahim Yeşilyurt (motor), Özhan Ünverdi (motor), Rüzgârın İzinde (motor)…

Biz çayları yudumlarken güzellik uykularından uyanan Charlotte ve Eric (PLQA) iniyor aşağı. Bizi görünce çığlık kıyamet… Beklemiyorlardı tabii… Normalde yarın yola çıkacaklardı ama bakalım kaç gün uzayacak o ‘yarın’…  Sonradan hostele Alman Claudia ve Joan (Cycling Home) geliyor bisikletleriyle. Onlar da balayı turundalar; bisikletleriyle Güney Doğu Asya’dan evlerine pedallıyorlar. Özbekistan’da kuzenleri katılmış. 7 bisikletçi, geride kalan kilometrelerin yorgunluğunu anılarımızı paylaşarak attık. Akşam yemeği için gittiğimiz restoranda biber dolması buldum. Naptım? Hemen gömdüm. Nico Türkmenistan’dan beri düzeltemedi motoru. O sebeple sadece pilav ısmarladı ama öyle yağlı geldi ki pilav, Nico’nun akşam ziyareti sadece tuvalete olabildi.

Ertesi gün, kahvaltı olmasa uyanmazdık herhâlde… Nasıl yorulduysak artık… Kahvaltı sonrasında İran’da Tahran’daki vize kuyruklarından birinde tanıştığımız İtalyan Mirko ve Türkmen sınırından 2 gün önce yolda karşılaştığımız İrlandalı Alex katıldı aramıza. Birkaç saat sonra İran’ın sonlarında Türkmenistan’ın başlarında 3-4 gün beraber pedalladığımız ve sonrasında Buhara’da aynı Warmshowers’da kaldığımız Alman Anselm ve Thorsten…

Son zamanlarda kendimi iyi hissetmiyordum psikolojik olarak. Tahran’da vize savaşlarıyla başlayan bir stres yumağı, ardından Türkmenistan’ın çöllerinde vize yüzünden yaşadığımız zamanla yarış ve hastalıklar, Özbeklerin bize garip yaklaşımı… Hepsi birden fazla gelmişti. Ama şımarık kız çocuğu gibi davrandığımı düşündüğüm için dışa vurmuyordum. Bugün hep beraber konuşurken çoğunun da aynı hislere sahip olduğunu öğrenince rahatladım. Nedense turun bu kısmı herkesi yormuş ve herkes bir an önce Duşanbe’ye varmak için pedallıyor. Bir an önce Pamir’e ve ıssızlığına varmak istiyor. Umarım Pamir’den beklentilerimiz bizi yüzüstü bırakmaz ve kaybettiğimiz o tutkumuza tekrar kavuşuruz.

Semerkant’ta 3. günümüzde artık biraz şehri gezelim dedik ve anıt mezarların olduğu Shah-i Zinda’ya gittik. Normalde giriş pahalı ama halk mezarlığına açılan arka kapıdan girince para vermiyoruz. Bu bilgiyi birkaç gün önce gelen Eric ve Charlotte’dan aldık. Denedik, oldu. Yöresel ürünlerin satıldığı pazara gidip baharat aldık. Burada sarı havuç meşhur. Henüz denemek kısmet olmadı. Ayrıca pazarda dikkatimizi çeken başka bir konu da çocuk, kadın bütün dişilerin bir tür boyayla kaşlarını birleştirmesi… Tek kaş mubah herhâlde… Öğlen sıcağında tekrar otele dönüp akşamüzeri Semerkant’ın Registan’ı görmeye gittik. Anlamı ‘kumlu yer’… Eylül’deki bayramda düzenlenecek tören için yapılan hazırlıklar sebebiyle kapalıydı. Dışardan bir bakış atabiliyorsun sadece. Hava kararınca Timur’un mezarına gittik. Işıklandırmalar altında gündüze göre kesinlikle daha güzeldi.

Semerkant’daki 4. günümüzde Eric ve Charlotte 2 gün rötarla yola düştü tekrardan. Duşanbe’de buluşup Pamir’e beraber gireceğiz. O günü sabırsızlıkla bekliyoruz.

Hostelde hala 11 bisikletçiyiz çünkü Buhara’da tanıştığımız bisikletçiler Alman Flo ve karısı Çinli MinXin’de (Bike to Asia) aramıza katıldı.

Semerkant’taki 5. günümüzde Anselm ve Thorsten gitti ama yerine İngiliz Gary ve Tahran’da tanıştığımız Yeni Zelandalı Patrick geldi. Akşam MinXin bize Çin mantısı (dumpling) yapmayı öğretti. Süperdi. Çin’de yemekler böyleyse yaşadık ulennn…. Bisikletinde gitar taşımak da nesi diyorduk ama Alex kulaklarımızın pasını giderdi biz mantıya gömerken…

D0452 (4)-FOW-Uzbekistan

Semerkant ‘istan’ ülkelerinin kalbinde yer alması sebebiyle birçok turcunun durak noktası. Bizim de olduğu gibi. İster istemez birçok bisikletçiyle karşılaşıyorsun. Biz değişik ülkelerden, değişik hikayeleri olan 13 tanesiyle karşılaştık. Çok da harika oldu yeni dostlar edinmek.

15 kişilik bisikletçi istilamızın ardından kumların ardındaki bu ışıklı şehre ve bu güzel dostlara veda vakti. Ama biliyoruz ki bir yerlerde tekrar karşılaşacağız hepsiyle… O yüzden sadece ‘elveda Semerkant’…

(Devamı Özbekistan: Bölüm 4‘te)

error: Content is protected !