Bulutların üstündeki Ermenistan

Önceki günü yağmurlu bitirmiştik, bugüne de yağmurlu başladık. Kadjaran adlı kasabaya vardığımızda ocaklara benzin almak için bir benzinlikte durduk. Alışveriş sonrasında kahveye davet edildik. Ermenistan’da değişik bir adet var. Kahve yanında şekerlemeler veriliyor. Kahve sonrasında ise mutlaka çay ikram ediliyor. Bu ülkede şimdiye kadar nereye kahve için davet edildiysek sonunda kendimizi çay da içerken bulduk. Burada da Türk olduğumu söylemedim ve Ermeni gözlerim olduğunu duydum: sanırım bu 1 milyonuncu oldu:) İran’da içemeyeceğimiz için Ermenistan’daki son gecemizi iyi değerlendirmek adına güzel de bir şarap aldık kasabadan. Yazıyı okuyan da alkolik sanacak ha. Öyle düşünmeyin; İran’a gidiyoruz ayol, kolay mı?

Kadjaran çıkışında %12’lik eğim başlayacaktı. Bu kadar eğimli yerlerde durup yemek zor oluyor diye önceden yemeğimizi yedik. Yerken yan masada demlenen amcalar bizim beyleri ‘full’lediler zorlu çıkış için:) Yokuşun başlamasıyla birlikte ‘aaa Ermenistan’da bensiz yokuş çıkmak ayıptır’ diyen yağmur da bize katıldı. Aman eksik kalmasın zaten. Yükseldikçe bulutların arasına karıştık. Karıştıkça farlarını açma zahmetine girmeyen arabalar daha bir tehlikeli olmaya başladı ama bir süre sonra o kadar yükseldik ki bulutlar falan hep aşağıda kaldı. Bir ara yanımızda duran arabadan kek, fanta ve bira verdiler. Şoför kendi birasını bizimle paylaştı, canım benim ya:) 1641 metre tırmanışın ardından, yolda verilen fantayı çalkalayıp şampanya gibi patlattık 2535 metredeki Meghri geçidinde. Zirvede kamp kurabilirdik ama çok rüzgârlı olduğu için biraz aşağı inmeyi tercih ettik. Gerçi hiç fark etmedi. 4500 metre yükseklikteki Pamir’de giymeyi planladığım gibi çantamda ne varsa giydim üstüme 2300 metrede ama yine de dondum, don-dum!

Dün akşam buraya kamp atarken harika bir manzaraya uyanacağımızı düşünmüştük ama bulutlar yüzünden burnumun ucunu zor görüyordum. Bulutun içinde olunca yağmura gerek olmadan ıslanıyorsun. Güneşli sabaha uyanıp kemikleri ısıtma hayalleri yalan oldu yani. Ama bugün tek yapacağımız yokuş aşağı inip İran’a girmek. Sonrası tamamen yeni bir macera zaten… Bir de aramızda İran’dan gelen bisikletçilerden kaptığımız bir geyik oluştu. ‘İran kuru olacak!’ Ermenistan’da ne zaman yağmur yağsa biri mutlaka çıkıp ‘İran kuru olacak’ diyor. Bunun nesine gülüyoruz her seferinde bilemiyorum ama kuru olmazsa çok bozulurum, orası kesin! Sanırım sıradaki ülkemizde karşılaşacağımız yeni maceralara dair sabırsızlığımızla ilgili; biri sıradaki ülkeyle ilgili en ufak bir şey söylese herkes uzak diyarlara dair hayallere dalıyor. Seviyorum yolda olmayı…

İniş esnasında bir yerlerden bir nida geldi ‘nihahahay’ diye. Karşıdan bir amca ‘gel gel’  işareti yapıyordu kulübesini gösterip. Adı Avo, 63 yaşında bir amca. Hemen kahveleri hazırladı. Yanına da şekerlemeler… Şekerlemelerini yemedik. Asya’ya açıldıkça fakirliği görüyorsun. Buradaki insanlar için misafirperverlik çok önemli, o yüzden ellerinde en iyi ne varsa onu ikram ediyorlar. Ama muhtemelen o ikram için kısıtlı paralarını harcamış oluyorlar. O yüzden teşekkürümüzü ediyoruz ama ikramlarını onlara bırakıyoruz. Çılgınca saldıran bisikletçilerle de karşılaşmadık değil tabii 🙁 Kahvelerden sonra çaylar ve yanında da bir fotoğraf albümü geldi. Yoldan bize yaptığı gibi davet ettiği bisikletçilerle çekildiği fotoğraflar ya da o bisikletçilerin sonradan ülkelerinden yolladığı kartpostallar… Biz de yanımızda taşıdığımız Nico’nun doğduğu şehre ait kartpostalın arkasına bir şeyler yazdık ve albüme yerleştirdik. ‘Hadi artık kalkalım’ derken birden sofra hazırlamaya başladı; İran ayranı, turp, yeşillikler, peynir, lavaş ve tabii ki votka:) Kızlar için şarap:) ‘Yeni yedik’ dedik. ‘Yolumuz uzun.’ Dedik ama yok bütün ısrarlarımıza rağmen durduramadık adamı:) Yemek boyunca aşağıdan İran’dan gelen kamyonlara bağırdı durdu aynı tonuyla. Bazı kamyonlar ona İran’dan sigara getiriyormuş da ona bağırıyormuş:) Yemek sonrasında hepimize hatıra olarak Lenin zamanından kalma birer bozukluk para verdi. Tabii ki hep saklayacağız. Yağmur yağmaya başlayınca evin içine çağırdı ve topladığı kekiklerden çay yaptı, yanında da bizim un helvasına benzeyen bir tatlı sundu. Yukarda ‘aa yazık ama yemeklerini bitirme’ dersi verdim, sonra da yemeklere gömüldüm ya, gömüldüysek bi sebebi var herhalde, boşuna gömülmedik. Meğer Avo eski askermiş; Venezuella, Küba, Pakistan, Afganistan savaşlarında savaşmış. Ülkeleri doğru anladığımızdan emin değiliz. Bu kadar savaş sonrasında devlet baya yardım etmiş. 2 tane evi varmış. Bu kulübe de keyfi öyle istediği için yaşıyormuş. Alkolün fazlası zamanla etkisini göstermeye başladı ve sohbet ederken birden amuda kalktı durduğu yerde. Amut ya bildiğimiz amut (amut kelimesini de hayatımda ilk kez yazıyorum sanırım)… Alkol sonrası bacaklara iyi geliyor gibi bir iddiası vardı, bilemicem artık doğruluk payı var mıdır…

DSC07709-PLQA-Armenia

Vedalaştıktan sonra vadi tabanındaki Meghri kasabasına vardık ve son bozukluklarımızı harcamak için kendimizi Snickers’a verdik. Meghri’den sonra İran ile Ermenistan sınırını oluşturan nehir kenarında pedalladık bir süre. Kuru İran’ı görebilir olmuştuk artık ve fotoğraf çekmek için durdum. Fotoğrafı çekerken bir araba durdu ve içinden bir Rus asker indi. Yanıma geldi ve sertçe ‘sil o fotoğrafı’ dedi perçim pörçük İngilizcesiyle. Bu arada yolun karşısında bekleyen bizimkilerin yanında da başka bir araba durdu ve içinden çıkan Ermeni genç, asker görmeden bana ‘sil sil’ işareti yaptı. Onu görünce sildim zaten. Yoksa diklenecektim. Sonra asker bastı gitti. Ermeni genç de bize bazı olaylar anlattı. Sınır olduğu için fotoğraf çekilmesini istemiyorlarmış. Daha önce bizim gibi bir bisikletçi çektiği fotoğrafı silmek istememiş ve asker ikinci bir uyarıya ya da açıklamaya gerek duymadan makinayı kaptığı gibi yere atıp parçalamış. Ucuz atlatmışım… Neyse en sonunda vardık sınıra ve bütün çantaları x-ray cihazına koymamızı istedi sınırı koruyan Rus askerler. O karmaşada bisikletim devrildi ve iki aynası da çatladı, bisiklet dayanağım kırıldı:( Bari x-ray’e bakan biri olsaydı. Çantalar cihazın içinden öyle kimsesiz kimsesiz geçip gittiler. Benim aynalar boşuna kırıldıklarıyla kaldılar.

D0393 (28)-FOW-Armenia

Kapan – İran sınırı arası profilimiz

Ermenistan’da 17 gün kaldık. Bunun 13’ünde pedalladık. 12247 metre tırmandık. Bize en güzel katkısı Charlotte ve Eric ile tanışmamız oldu. Pedalladıklarımız arasında İsviçre’den sonra en güzel doğaya sahip olan ülke olduğunu düşünüyorum. Tırmanışlarından korktuğum ülkeden ‘o tırmanışlar olmasaydı şahane manzaraları görme şansını elde edemezdik’ özetiyle ayrılıyorum. Anamı ağlattıkları gerçeğini unutmadan tabii ki! Ama Pamir öncesi iyi bir tecrübe oldu. Yapılıyormuş işte ama yapmadan bilemiyor insan.

Daha fazla fotoğraf için: Fotoğraf albümü

DSC07704-PLQA-Armenia