Bizim gözümüzden Hırvatistan

04

EKİM 2014

 

D+174 – Km 6.011
Hırvatıstan

Bosna-Hersek ve Karadağ arasındaki durağımız Hırvatistan’ı Adriyatik Denizi kenarından, büyüleyici Dubrovnik üzerinden geçtik.

Dubrovnik; Bir 'Game of Thrones' Mucizesi

Hırvatistan biraz bonus oldu bizim için; yolculuğumuzun ortalarına doğru gitmemeye karar vermiş olmamıza rağmen, daha sonra üzerimize çılgınca yağmurun boşandığı Sırbistan ve Bosna sonrasında biraz güneye ve sıcağa inmeye karar verdik. Eeee Hırvatistan’a girmemizle denize atlamamız bir oldu:) Deniz imkanı olunca duş almak için kamp yeri arama derdinden de kurtulduk. Tuzlanınca kokmayız heralde:)

Hırvatistan’da ilk günümüz Bosna’ya girmek, tekrar çıkıp, takrar Hırvatistan’a girmekle ve pasaport kontrolleriyle geçti. Bisikletli olduğumuz için polisler çok darlamıyor çok şükür:) Bir pasaport kontrolünde 3 bisikletliyle karşılaştık. En arkadakinde “Londra’dan Singapur’a” yazıyordu; böylece iki bisikletçinin birbirini gördüğünde sorduğu ilk soruyu atlamış olduk: ‘Nereden nereye pedallıyorsunuz?’ 🙂 İngiliz Tom, Nicki ve Dan… Bir gün ‘Doctors without borders’ yani ‘Sınır Tanımayan Doktorlar’ adlı sivil toplum kuruluşunda çalışmanın hayalini kuran bu üç kafadar, ‘Cycling without borders‘ adıyla yollara düşmüşler. Yolculuklarının en çılgın kısmı ise 2 tanesinin bisikletinin bambudan yapılmış olması. Malesef bu bambu bisikletlere ön vites arttırıcı monte edemedikleri için o gün bir vites beğenip onunla gidiyorlar ve gerektiğinde elle değiştiriyorlardı. Buna rağmen günde en az 100 km hedefleyen ve de yapan çılgın insanlar bunlar…

DCIM100GOPRO

Hırvatistan’daki ilk ve tek durağımız Dubrovnik’ti. Ama ne durak; yolculuğumuzun en beğendiğimiz şehirleri arasında ilk 3’te! Aslında bu sıralamadaki yerini ikimizin de favori dizisi ‘Game of Thrones’un King’s Landing sahnelerinin çekildiği yer olmasına borçlu:)

Dubrovnik aslında kocaman bir şehir ama turist akınına uğrayan kısmı, surlarla çevrili eski şehri. Surlardan içeri labirent gibi şehre girdiğinizde ara sokalar, merdivenler, minik dükkanlar arasında kayboluyorsunuz. Bizim gibi müze, kale, kilise gezmeyi sevmeyenler için birebir. Saatlerce dolan dur, sıkılmazsın! Her yerde, her ara sokakta diziden sahneler aradı gözlerimiz.

Dubrovnik’te Couchsurfing aracılığıyla tanıştığımız Ivana’nın evinde kaldık. Ivana, üniversite yılları hariç hep burada yaşamış. Şuanda da İngilizce öğretmenliği yapıyor. Her sokağı bilen, herkesi tanıyan birisiyle şehir turuna çıkmak, hayallerimizin ötesindeydi. 1600’lü yıllardaki büyük depremden sağlam kalabilen birçok yapı da 1991’de Sırpların bombalarıyla yerle bir olmuş. Ama restorasyon sonrası şehir mükemmel duruma getirilmiş.

Kurban Bayramı’na denk geldiğimiz için birçok Türk turuyla karşılaştık. Kalabalığın arasına sinsince sızıp kendi dilinde tarihi dinlemek gibisi yok:) Aynısını Fransızca ve İngilizce kullanan gruplarla da yaptık; oh mis, bütün şehri öğrendik:)

Sırbistan ve Bosna-Hersek’te geçirdiğimiz 1 aydan sonra burası bize çok pahalı geldi ama aslında batı Avrupa’yla karşılaştırıldığında çok daha farklı değil.

Rüya şehir Dubrovnik; girişin çıkışın bisikletliye pek bir zor ama değdi be!

Dubrovnik’ten biraz ilerideki Cavtat’a uğrama fikri, burasının Dubrovnik halkının ilk yerleşim yeri olduğunu öğrenmemizle oluştu. Deniz kenarında minicik ve turistik bir kasaba. Öğle yemeği için sahilde mola verdiğimizde, hemen arkamızdaki ‘Bugenvila’ adlı restoranın sahibi gelip bize içecek birşeyler ikram etti. Turistik bir kasabadaki lüks bir restorandan beklenmeyecek hareketler bunlar. Ne diyelim Allah razı olsun; öğle yemeğimiz kuru kuru gitmedi:)

D0177 (28)-FOW-Croatia

Sadece 141 km yaptığımız Hırvatistan’da kaldığımız 4 gün, soğuklardan kaçıp gelmemizin hakkını verdi. Kemiklerimiz eridi yeminle:)

Ve şimdi sırada: Karadağ…