Dünyanın çatısına pedallamak; Akbaital geçidi (4655 m)

Murghab’da geçirdiğimiz gecenin ardından sabah son eksiklerimizi gidermek için pazara gittik ve öğlen 11’de ancak yola çıkabildik. Bu sefer 5 kişiydik. Tahran’dan beri sık sık karşılaştığımız İtalyan bisikletçi Mirko da aramıza katılmıştı. Yüksek irtifa hastalığı sebebiyle 5 gündür kaldığı Murghab ona yetmişti.

Murghab’dan birkaç kilometre sonra yolun 1 ay önce sel ile yıkıldığını öğrenmiştik ama kimse bize o nehrin 1 ayda kuruduğunu ve geçen tırların dere yatağından yeni bir yol yarattığını söylememişti. Nasıl geçeceğiz diye düşünürken, yandaki yoldan kolayca fiti fiti geçtik.

D0493 (20)-FOW-Tajikistan

 

Yolda Japon bisikletçi Minoru ile karşılaştık. 20 yaşında bisikletiyle dünyayı dolaşmaya başlamış. Birkaç ay Japonya’da değişik işlerde çalışıp kazandığı parayla dünyanın bir yerlerinde pedallamaya gidiyor. Hala ilk bisikletini kullanıyor ve şu an 34 yaşında!

D0493 (32)-FOW-Tajikistan

Mirko bütün gün çok yavaştı hastalığından ötürü. Bazen aramızda nerdeyse 30 dakikalık fark açılıyordu. Ama akşam kamp atınca öğrendik ki tek neden yüksek irtifa hastalığı değilmiş. Hemoroitten şüpheleniyor. Bir bisikletçinin başına gelebilecek en kötü şey. 58 km’de 553 m tırmandık.

Ertesi sabah dünden beri takip ettiğimiz çitler devam etti. İlk başta mayınlı bölge sanmıştık ama haritaya bakınca aslında Çin’e çok yaklaştığımızı ve bunların da sınır çiti olduğunu fark ettik. Doğru düzgün yolu bile olmayan Tacikistan’da böylesine kaliteli ve özenlice dizilmiş çitler görmek şaşırtıcı; muhtemelen Çin’in parasıyla yaptırılmıştır.

Bugün hayatımızın en yüksek geçidine tırmanacağız ve sabah pedallamaya başlamamızla birlikte aşırı soğuk bir hava, önden çılgınca eser rüzgâr da beraberinde başladı. Geçide son 4 kilometreye kadar yol asfalttı ama zaten sert tırmanış da o son 4 km’de! Asfaltın bitip tırmanışın başladığı noktaya yani geçide 4 km mesafeye geçit işareti koymuşlar; Akbaital 4655m! Neden buraya arkadaş? Buraya kadar getirmişsiniz de son 4 kilometrede taşımaya mı üşendiniz? Neyse klasik ‘geçit işareti önü’ fotomuzu çekilip başladık pedallamaya. Henüz 100 metre ilerlemiştik ki Mirko devam edemeyeceğini söyledi. Bizim de rüzgârdan dolayı moralimiz düşmüştü ve mola verdik. Tam orada yaşayan 2 çocuklu bir ailenin evinde… Kadının çay ikramıyla birlikte kendi yemeğimizi hazırlayıp yedik. Mirko artık yüzüstü yatmaktan başka pozisyonda duramıyor. Bu gece burada kalıp ertesi gün araba bulup Kırgızistan Osh’a kadar gidecek. Eğer minik de olsa yarına iyileşme ve beraber pedallama ihtimali olsaydı, onunla kalır ve geceyi burada ona destek olarak geçirirdik ama arabayla gitmeye karar verince biz de yemekten sonra onu geride bırakıp yola devam ettik. Gerçekten zorlu bir tırmanışın ardından “Dünyanın Çatısı”na, Akbaital geçidine, bisikletle yolculuğumuzun en yüksek noktasına, 4655 m yüksekliğe vardık! Harika manzara, çevremizde otlayan Marco Polo keçileri hayal ederken çöp ve manzarayı kapatan tepeden başka bir şey bulamadık yine de fotoğraf çekmesek olmazdı!

İniş, harika bir manzarada olmasına rağmen yolun aşırı kötü olması sebebiyle epey yordu bizi. Tırmanırken asfalt olmasa da en azından deliklere girmeden slalom yapabilecek kadar düzlük bulabiliyorduk ama inişte delik, taş, dalgalı yol, hepsi birden bizi bekliyordu. Bu dalgalı yol bizi Kırgızistan sınırına kadar da bırakmayacaktı.

D0494 (58)-FOW-Tajikistan

Geçitten sadece 5 km uzaklaşıp 4200 m yükseklikteki platoda akşam için durduk. Gün boyu 34 km’de 628 m yükselmiştik.

Dünkü yorgunluğun ardından bugün geç kalkmaya karar vermiştik. Bir de üzerine saatler süren kahvaltı eklenince ‘ee hiç çıkmayalım yola bari’ dedik ve oy birliğiyle kabul edildi. Manzaramız harika, yanımızda çılgınca akan nehir var, yemeğimiz de var; daha ne isteyelim!

Tabii öyle boş durmaya gelmez; başladık çamaşırları yıkamaya. Daha doğrusu ben yıkıyorum, Nico sıkıyor; gücüm yetmiyor sıkmaya sonra 3 günde kurumuyor kıyafetler. Nico’nun kol kasları bu aşamada devreye giriyor. Yıkarken elimde çitiliyorum ama nehir kenarında kocaman kayayı görünce ‘dur bakayım üzerinde çitileyeyim, nasıl oluyormuş’ diyerek başladım çitilemeye. Ay leş gibi kahverengi su aktı. Kendimden iğrendim yeminle. Günlerdir tozun toprağın arasında yaşamaya normal gerçi!

D0495 (17)-FOW-Tajikistan

Bir rekor daha kırdım! Kendi rekorum tabii ki, öyle başkalarının rekorunu kıracağım diye strese giremem! Ne rekoru mu? 17 gün saç yıkamama rekoru… Tebrikleri özelden mesaj atın canım. Eriyen buzların oluşturduğu buz gibi suda ne kadar dayanabildiysem artık…

Bir ara geçitten inen 4 bisikletçi geldi yanımıza; biri Thorsten. Biraz muhabbetten sonra yola devam ettiler. Ferah, sessiz, huzurlu ve haliyle dinlendirici bir gündü.

Ertesi sabah yola devam ettiğimize yolun daha da iğrençleştiğini fark ettik. 14 km boyunca washboard (dalgalı) yol… Hoplaya zıplaya gidiyoruz. 15. kilometrede asfaltı ve dinginliği bulduk.

D0496 (17)-FOW-Tajikistan

Washboard yol

Zıplamaktan hepimiz yamulmuştuk. Manzara Karakul gölü’ydü. Git git sürekli dibindeydik, ne büyük bir gölmüş. Yolun göle en yaklaştığı yerde de Karakul kasabası…

D0498 (29)-FOW-Tajikistan

Karakul gölü

Buranın büyük bir kasaba olacağını ve yemek alabileceğimizi düşünmüştük ama yanılmışız. 45 dakika boyunca bakkal aradık. Küçücük köyde 45 dakika nasıl aradık derseniz; bakkal, bir evin odası ve dışarıdan anlaşılmıyor. Sora sora ve birçok kez yanlış yönlendirilerek sonunda bulduk. İşimize yarayan sadece pirinç vardı. Kadın da bir suratsız ayyy… Muhtaç olmasak bakmam yüzüne… Sonradan başka bir bakkal daha bulduk ve buradan da tozlu bisküvi ve tozlu makarna aldık; ölmesek bari! Homestay’in birinden de ekmek istedik. Zorla verdiler. ‘Burada kalırsanız ekmek veririz’ demeye getirdiler ama bizdeki ‘yok artık daha neler’ surat ifadesini görünce bir yarım ekmek veriverdiler, sağ olsunlar!

Karakul’u 5 km geçince durduk. Bu bölgede kamp yeri bulmak zordu. Her yer düzlük ama göl büyüyüp küçüldüğü için yerler çamur. Bir tutam ot bulunca üstüne attık çadırları hemen. 59 km pedallamışız. Çok tırmanış yoktu bugün; sadece 233 m…

D0498 (5)-FOW-Tajikistan

Dün akşama doğru bir yorgunluk vardı üzerimde; çok da çılgın pedallamamıştık aslında. Sebep neydi diye düşünürken gecenin bir köründe karnımdaki kramplarla uyanıp son hızla attım kendimi çadırın dışına. Biraz daha oyalansaydım benim uyku tulumu sizlere ömür olacaktı. Arkadaş buraya da yazılmaz da neydi o yaaaa..  Resmen midemde bağırsaklarımda bir şey kalmadı, hepsi çıktı. Daha fazla iğrençleşmeden toparlıyorum. Yan çadır çıkardığım seslere uyandı diyeyim, siz oradan anlayın! Geri yatsam da sabaha kalkamadım. Kramplar, sürekli tuvalete koşturmalar, öksürmeler derken bu çamurlu kamp yerinde bir gece daha geçirmek zorunda kaldık. Eric ve Charlotte da beklediler canlarım. Reklam gibi olmasın da Ogastro hapını alınca karnımdaki kramplar epey hafifledi. Son 2 haftadır gece uyurken burnum tıkanıyor ve nefes almak da zorlanıyorum. Yükseklikten mi yoksa grip gibi bir şey mi bilemiyorum ama gece yatarken burnuma viks sürüyorum; baya faydası oluyor nefes almaya.

Ertesi gün hala tuvalete gidiş sıklığım değişmemiş olsa da en azından aşırı halsiz değildim. Yola çıkmaya karar verdik. Sabah kalktığımızda kar yağıyordu (24 Ağustos). Karakul gölü manzarasında bir süre pedalladıktan sonra gerimizde bırakıp ilk geçide vardık. Zorluydu fakat daha da zorlusu bekliyordu. Tabii ben baya arkadan geliyorum. 4232 m yükseklikteki Tacikistan sınırları içindeki son geçidimiz olan UyBulaq geçidine çıkmak hasta olduğumdan sanırım hiç de kolay olmadı; in çık in çık.

Uybulaq geçidi öncesindeki mini geçit

Uybulaq geçidi öncesindeki mini geçit

Geçit sonrasında hemen solumuzda harikulade görüntüsüyle 7134 m yüksekliğindeki Peak Lenin belirdi. Herkes büyülenmişti ve kimse bir vadiye çıktığımızı ve önümüzdeki platoda sağlı sollu her yerde oluşan oluşan hortumları görmemişti. O hortumlara sebep olan rüzgârı da hiç beklemediğimiz bir anda suratımızda tokat gibi hissettik. Aniden vurduğu için sarsıldık epey. Ama hiçbirimiz düşmedik bisikletten. Yolun bundan sonrası anamızı ağlatacaktı! Hem rüzgar hem de geçit sonrası washboard olan yol… Biraz daha ilerledikten sonra sol tarafta iyi saklanmış bir askeri sığınak / nöbet kulübesi gibi bir şey bulduk. İçi tozlu olsa da rüzgardan korunmak ve yemek yemek için uygun bir yerdi. Yemek sonrası minik bir tepenin arkasına sığınarak çılgın rüzgar altında çadırları kurduk. Gün boyu tuvalet molalarımı saymaya gücüm yetmedi, bitsin bu lanet hastalık! Gün boyu 52 km yapıp 422 m tırmandık.

Son gün… Tacikistan ve Pamir maceramızı bir geçitle sonlandıracağız bugün; 4336 m’deki Kızıl Art geçidi. Ama öncesinde washboard yolu tırmanıp sınır polisine varmamız lazım. Bu kontrol noktası en kolayı oldu. İnterneti geçtim, elektrik bile yok; deftere yazıyorlar. Khorog’da 1000 stresle aldığımız ’30 günden fazla kalma’ iznini sormadılar bile! Neyse ‘ya sorsalardı’ diyerek rahatlıyoruz. Kontrolden hemen sonra 17 km boyunca pedallayacağımız tarafsız bölgede bekliyor bizi geçit.

Geçide bir Marco Polo keçisi heykeli dikmişler! Her anlamda zorlu ama bir o kadar da güzel Tacikistan’ı geride bırakıp sıradaki ülkemiz Kırgızistan’a geçiyor olmamızı o şaşaalı duruşuyla selamlıyor adeta! Sana da selam olsun yüzünü göstermeyen Marco Polo keçisi… Belki başka sefere…

D0499 (31)-FOW-Tajikistan

Tacikistan’da kaldığımız 41 günün 27’sinde pedallayıp, 14’ünde dinlendik. 1477 km pedallayıp, 18334 m tırmandık.

Ve sıradaki ülke Kırgızistan…

Terkedilmiş gözlemevine yolculuk; Murghab

Alichur’da bir önceki günün verdiği yorgunlukla Marco Polo homestay’de kalmaya karar vermiştik. Sabah çay, ekmek ve şekersiz sütlaç vardı kahvaltıda. Şeker eklemezsek buram buram hayvanın kendi kokusu geliyordu. Homestay sahibi Taibek ile vedalaştıktan sonra çok uzun zamandır hasret kaldığımız güzellikte bir asfaltla karşılaştık. Manzara ise şimdiye kadarkilere bin basıyordu. Khorog’dan sonra direk M41’e girmeyip Wakhan vadisine yönelmekle hata mı yapmıştık. Tek manzaranın çamurlu nehir olduğu ve yolların delik deşik olduğu bir yerden gitmeyi tercih edip M41’in başlarındaki güzelliği kaçırmış mıydık? Bu soruların cevabını ancak başka bir Pamir turu paklar. Bir daha gelmek farz oldu!

D0490 (145)-FOW-Tajikistan

Gün boyu yol civarına kurulmuş yurtların manzarasına, etrafımızı saran Aibek keçileri de eklenmişti. Dünyaca ünlü dev boynuzlu Marco Polo keçisinin nesli tükenmek üzere olduğundan maalesef sadece boynuzlarıyla karşılaşabildik dağda bayırda. Aibek keçileri bir Marco Polo olmasa da bildiğimiz keçilerden baya değişikler…

Yolda 3 bisikletçiyle karşılaştık. Marion, Etienne ve Virgin… Marion ve Etienne, 11 ay önce Singapur’dan başlamışlar pedallamaya. Virgin ise 4 yıldır yollarda… Kırgızistan Sarıtaş’tan beri beraberler çünkü Virgin yollarda hippiye dönüşmek ya da asosyalleşmek istemediği için zaman zaman başkalarıyla pedallamaya özen gösteriyor. Türkiye’de pedallayacağı için epey konuştuk. Hatta abarttık ve neredeyse 1,5 saat bisiklet üzerinde sohbet ettik.

Muhabbetten 5 km sonra kendini çok da belli etmeyen 4137 m yüksekliğindeki Neizetash geçidine vardık. Ne keskin bir tırmanış ne de bir levha vardı. Kilometre hesaplarından anladık vardığımızı.

Haritada yol boyunca görünen su kaynaklarının hepsi mevsimlik minik derelermiş. Susuz kalınca yine haritada görünen bir yurt ve birkaç evden oluşan Mamazair’deki homestay/yurtta durduk. Su sorunca çaya davet edildik. Bu davetin masum olmadığını ve orada kalmaya teşvik edici bir hamle olduğunu biliyorduk. Ama geçitten sonra başlayan ve ayakta kalmakta bile zorlandığımız rüzgârdan biraz soluklanmak için daveti kabul ettik. 10 dolarla başlayan pazarlık 7 dolar akşam yemeği ve sabah kahvaltısıyla noktalandı. Hayatında daha önce hiç yurtta kalmayan bizler için güzel bir tecrübeydi. Evin çocuklarıyla oynaşa oynaşa vakit geçirdik ve akşam yemeğinde verdikleri Lakman (patatesli sulu makarna) ile gevşeyip günü tamamladık. 63 km’de 475 m tırmanmıştık.

Sabah dünkü gibi sütlaç ile kahvaltı yaptık. Dün su bulamadığımız için burada durmaya karar vermiştik ve bu sabah yola çıkınca gördük ki 5 metre sonra dere akıyormuş. Kaldığımız yerden biraz su almış olduğumuz için ‘şimdilik yeter’ deyip su almadık buradan. Dün yeterince ders almamışız!

15 km içinde gitmek istediğimiz terkedilmiş gözlemevinin yol ayrımına geldik. Haritadaki bütün dereler kurumuştu. Ya uçsuz bucaksız yollarda susuz kalıp gözlemevine gidecektik ya da asfalttan direk Murgab’a gidip suya doyacaktık. Ama bu gözlemevini görmeyi çok istediğimiz için yol ayrımında bekleyip geçen arabalardan su istemeye karar verdik. Burası bir anayol olsa da ilk araba 20 dakika sonra geldi ve bize 1,5 lt su verdi. Ama sonra bir daha araba gelmedi. Biz de ‘hallederiz yaw’ diyerek çıktık yoldan, gözlemevine doğru. Ama yine de huzursuzduk. Çünkü artık bariz bir yol yoktu ve gözlemevinin nerede olduğunu bilmiyorduk. Khorog’da karşılaştığımız Solidream’in tarifine göre gidiyorduk. Sonra uzaklardan ilk önce tozunu gördüğümüz bir araba durdu yanımızda ve içindeki Kırgız aile suları olmadığı için 1 lt yoğurt verdi. Bu ıssızlığın ortasında arabanın nereden çıktığına mı yoksa arabalarında taşıdıkları keçiden olduğunu söyledikleri yoğurdu bulmamıza mı şaşırsak bilemedik. Biraz daha ilerleyince bu sefer de arkamızdan, bizim geldiğimiz yoldan 2 jeep çıkageldi. İçindeki turistleri bir dağa götürüyormuş. 1lt maden suyu ve 1lt pepsiyi de böylece sağlamış olduk.

Aslında gözlemevi anayoldan sadece 20 km uzakta ama ortalıkta yol olmadığı için çok yorucu bir gündü. Bir de ’20 km ne ki, öğle molası vermeden devam edelim’ deyince gün bittiğinde biz de bitmiştik. Suyu kısıtlı içme, öğlen yemeği yememe, sıcak, yolun kötü olması… Tüm gün sadece 38 km (393 m tırmanış) yapıp da gözlemevinin olduğu tepenin eteklerine geldiğimizde bacaklarımda hissettiğim ağrıyı daha önce hiç yaşamamıştım. Bir ben değilmişim. Varır varmaz herkes kendini yerlere attı.

D0491 (41)-FOW-Tajikistan

Tepenin dibinde av kulübeleri var. Camı kırık olanlardan birinin içine girdik. Restoran gibi bir şeydi. Her yer 90’lı yıllarda Marco Polo keçilerini avlamaya gelen turistler ve yanlarında öldürdükleri hayvanların resimleriyle doluydu. Pislikler, al işte bitirmişsiniz hayvanın neslini!

Kulübelere şöyle bir göz atıp kimsenin olmadığından emin olduktan sonra bisikletleri bırakıp yürüyerek çıktık gözlemevine. Beyler gözlemevinin yanında uyumak istiyorlardı fakat kendi vücudumu taşımak bile bu kadar zorken, tutup da bisikleti buraya çıkaramayacaktım. Gözlemevinin içi dağılmış olsa da 1972 yılına ait günlükler görünce bir ‘vayyy’ çekiyorsun. Hele bir de kurulduğu manzaraya dikkatle bakınca daha da mest oluyorsun. Ha yorgunluğa değdi mi dersen, ona yarın sabah cevap vereyim!

Tekrar kulübelere dönüp yemek işine giriştik. Suyumuz az olduğu için makarna yerine patates kızartması yaptık. Ekmek bulamıyorsan pasta ye arkadaş! Günümüzün geri kalanını kulübedeki yemek salonunda oyun oynayarak geçirdik. Pamir’de 90’lardan kalma terkedilmiş bir av kulübesinde bir gece…

Ertesi gün anayola varana kadar ki 20 km o kadar kolay geldi ki bu sefer; kendini çok belli etmese de minnak minnak aşağı doğru iniyordu ve dünden tecrübeliydik.

Anayola varışımızla Murghab’a varmamız arasında minik ama sert tırmanışlar olsa da asfaltta olduğumuzdan tırmanıyormuş gibi hissetmedik bile. Ayrıca ne de olsa Murghab’a varıyor olmanın verdiği heyecan vardı. 53 km’nin ardından vardığımız Murghab, Alichur’dan çok daha büyük ve Pamir’in ana mola noktalarından biri.

D0492 (140)-FOW-Tajikistan

Murghab platosuna varış

Normalde burada birkaç gün kalmayı planlamıştık ama 1 gece Alichur’da, 1 gece de Mamazair’de homestay’de kaldığımız için daha fazla para harcamak istemedik. O sebeple 1 gece kalacağız. 2 gün önce karşılaştığımız bisikletçilerin önerisi üzerine direk Pamir Hotel’e gittik. Burada Pamir’in en güzel yemekleri yapılıyormuş. Ördek şaşlık mesela! Ha bu arada Murghab ördek dolu! Bu kadar yükseklikte görmeyi beklediğim hayvan kesinlikle ördek değildi! Hotelde en son Khorog’da gördüğümüz İtalyan bisikletçi Mirko ile karşılaştık. Yüksek irtifa hastalığına yakalandığı için 5 gündür burada bekliyormuş. Bu hastalığa yakalandığında en son yapacağın şey, yakalandığın irtifada kalmaktır! Bir an önce irtifa kaybetmen gerekir. Bir diğer yapmaman gereken ise yatmaktır. Mümkün olduğunca hareket etmelisin ki vücudun irtifaya uyum sağlasın. Kendi tercihi…

Çok aç olduğumuz için hemen restorana gittik. O kadar zorluktan sonra kendimizi ödüllendirmemiz gerek! Bizimkiler pilav söylediler. Onlara hala ilginç bir tat bu pilav. Ben tavuk kızartma söyleyip kendimi harika bir sos altında saklanan ördeği yerken buldum. Yanlış getirmişler ama süper olmuş! Günlerdir makarna ve bisküvi yemekten içimiz kurumuştu. Gerçekten de aylardır yediğim en güzel yemekti.

Yemek sonrası Charlotte ile alışverişe çıktık. Önce para bozdurduk; 70 dolar, 455 somoni ediyor. Bundan sonra para bozdurma imkânımız olmayacak. Karakul’a kadar da alışveriş yapacağımız başka durak olmayacaktı. Alışveriş listelerimizle daldık Murgab’ın meşhur konteynır pazarına. Sıra sıra dizilmiş konteynır-dükkanlar… Murghab 3900 m yükseklikte ve yere eğilip alışveriş poşetini kaldırırken bile nefes nefese kalıyoruz. Bisiklet sürmekten daha yorucuydu alışveriş.

D0493 (6)-FOW-Tajikistan

Murghab konteynır pazarı

1,5 ay önce meydana gelen toprak kayması sebebiyle Murghab’da elektrik yokmuş. Hotel ise 4’ten sonra jenaratörünü çalıştırıyor. Duşanbe’den aldığımız Tcell marka telefon hattı Pamir’de hiçbir yerde çekmedi, lanet. Gerçi Megafon markasını seçen arkadaşlar da aynı dertten mustaripti. Ekipman sponsorumuz olan Globalstar Avrasya’nın verdiği uydu telefonu sayesinde ailemizle ve diğer gerekli yerlerle konuşabildik bütün Pamir boyu!

Pamir Hotel, bahçesinde ücretsiz çadır kurmamıza izin verdi. Ee adamlar akıllı; öğle yemeğini ve akşam yemeğini restoranlarında yedik, daha ne olsun! Ama duş almak istersen 10 somoni. Charlotte ve Eric hava kararınca çaktırmadan aldılar duşlarını; biz ise çok üşengeçtik, alıştık zaten kendi kokumuza…

Misafirperverlik ve yitirilmiş masumiyet; Tacikistan – Alichur

Önceki yazımda Nico bisikletini kırmıştı. O yazıyı henüz okumadıysanız şuan geri dönüp okumak için güzel bir zamanlama; biz Alichur’da bekliyoruz.

Uğruna girdiğimiz garip gurup yollarda bisikleti kırdığımız sıcak su kaplıcalarında 2 günlük molamız sebebiyle aklimatizasyonumuzu biraz kaybettiğimizi fark ettik; kampı attığımız nehir kenarından, yolumuzun devam edeceği platoya bisikletleri daha kolay ittirmek için henüz çantaları yüklememiştik. Yine de herkes nefes nefese kalmıştı.

D0489 (7)-FOW-Tajikistan

Çantaları bisikletlere yüklemeden çıkarsak da zorlandık

 

En yakındaki kasaba olan Alichur’dan 30 km uzaktayız.  Yol şimdiye kadar ki en kötü yol; sürekli minik minik inip çıkıyor ve taş dolu. Biz bile zorlanırken Nico kırık direksiyonla ne yapsın? Direksiyonun hareket kabiliyeti epey azalmış olduğu için taşlardan sıyrılamayan Nico sürekli düştü durdu. Hepimizin morali çok kötü, suratlarımız asık… Hele bir de 10 metre mesafede 2 defa düştüğünü görünce hepimizde ipler koptu. Nico’nun düştüğünü görmeye dayanamıyorum. Charlotte ve Eric de öyle ve bu sebeple onlar önden sürdü bütün gün. Biraz ara açılınca oturup beklediler Nico’yu. Ben de aynı şekilde Nico’yu göremeyene kadar pedallayıp, durup, tekrar görebilince sürdüm yine. Yardım da kabul etmediği için bundan başka yapabileceğim bir şey yok; sadece düştüğünü görmememi istiyor. Öğle molasını verdiğimizde tişörtündeki deliği görünce zorla açıp baktım ve o an yıkıldım; tüm sırtı sıyrılmış ve kanıyordu.  O ise bizi telaşlandırmamak için hiçbir şey söylememişti. Görmüş olmam da bir şey değiştirmedi zaten; dokundurtmadı. 30 kilometrede defalarca düşüşün ardından sonunda Alichur’a vardık. Belki 3 gün önce M41 anayoluna devam etseydik ve Bulunkul’a hiç dönmemiş olsaydık bunların hiçbiri olmayacaktı. Bulduğumuz kaplıcaya ve güzel anılarımıza sevineyim mi, yara bere içindeki Nico’ya üzüleyim mi bilemiyorum.

D0489 (20)-FOW-Tajikistan

Charlotte ve Eric beklerken

30 km pedallayıp 464 m tırmandıktan sonra Alichur’a varır varmaz Marco Polo Homestay’in güzel İngilizce konuşan sahibi Taibek sayesinde bir tamirhane bulduk. Toplamda 20 haneyi geçmeyen bir köy burası ama tamirhane var. Tamirci amca gayet şaşırmamış bir yüzle karşıladı bizi. Sonradan sohbette öğrendik ki Wakhan vadisinden çıkıp da bu tamirci de durmayan bisikletli yokmuş… Bir tek biz değilmişiz!!! Bizim bisikletler alüminyum ve kaynakçısını Orta Asya’da büyük şehirlerde bile bulmak nerdeyse imkânsız iken bu küçücük köyde bulmayı zaten beklemiyorduk. Ama tamirci amca aşırı titizlikle ve birkaç farklı metot deneyerek geçici olarak da olsa tamir etmeyi başardı. Osh’a kadar gider diye düşünüyoruz. Kırgızistan-Osh’da Nico’yu yeni bir gövde bekliyor olacak; sponsorumuz Globalstar Avrasya’nın verdiği uydu telefonu sayesinde, bisiklet sponsorumuz AZUB’u dağın tepesinde arayabildik ve ücretsiz yeni bir gövde göndermeyi kabul ettiler.

D0489 (87)-FOW-Tajikistan

Pembe şapkalı kurtarıcımız

Bütün tamirat boyunca başımızda bekleyen ve tercüme eden Taibek’e bir nevi teşekkür, ayrıca biraz da bu yorucu günü güzel sonlandırmak amacıyla onun homestay’inde kalmaya karar verdik. Akşam yemeği, sabah kahvaltısı dahil kişi başı 10 dolar.

Beyler tamirhanedeyken biz de Charlotte’la bakkala gittik. Köyün çocuklarının sayesinde minik kasabaya yayılmış 3 bakkalı da bulduk. Bakkaldan aldığı şekerlerden çocuklara dağıttı Charlotte. Sonrasında homestay’e gidince fark ettik ki Charlotte’un kilometre sayacı, kablosunun ortasından koparılarak alınmış! Çalınma ihtimalini düşünmek istemeyen saf ve temiz Charlotte bütün geçtiğimiz yollara tekrar bakmak istedi. Ben de yalnız bırakmadım tabii ki. Bulamayınca homestay’e geri dönüp Taibek’e olayı anlattık. Adamın bir telefonuyla 5 dakika içinde bizimle en çok vakit geçiren çocuk, annesiyle ve Charlotte’un kilometre sayacıyla geri geldi. Yerde bulduğunu söyledi ama oradaki herkes biliyordu ki o kablo öyle kendiliğinden asla kopmaz! Üzerine gitmedik ama geride bıraktığımız hayattan uzaktaki bu diyarda da masumluğun yitip gitmiş olmasına gerçekten çok üzüldük! En çok da bu masumluğun kaybolmasına, yaşamlarına girmekte inat eden biz turistlerin sebep olmuş olması çok sarstı bizi. Böyle bir duyguyu sözcüklere dökmek çok zor…

Bu üzücü olaydan sonra homestay’de soluklanırken birden önümüze çay, ekmek ve yağ geldi. Akşam yemeğine daha vakit olduğu için atıştırmalık iyi gitti. Taze ekmek bulmak çok zor… Taş gibi bir şey; çaya bandırmadan diş geçirmek imkânsız! Bu ikramdan sonra minik köyün sokaklarında dolanmaya çıktık. Bir evden çay daveti geldi. Burada yaşayan insanları ve yaşamlarını daha yakından tanımak için bulunmaz fırsat. Para verdiğimiz homestay’den çok daha fazlası getirildi önümüze; yak yoğurdu, yak kaymağı, yak yağı, bekletilmiş yak yağı (daha sarı) ve taze ekmek! Daha 2 gün önce hayatımda ilk kez yak görmüş ve ‘Acaba ne zaman yak ürünü yiyebileceğiz?’ diye konuşmuştuk. Daha yarım saat önce ‘taze ekmeği çok özledik’ demiştik. Bütün dileklerimizi yerine getiren bu ailede muhatabımız evin oğlu… Bize servis yapansa yaşlı annesi… ‘Aman dur teyze, zahmet etme’ derken çat çut 2 dakikada döşedi sofrayı süper anne!

Homestaye geri döndüğümüzde Mongol Rally’e katılan araçlardan birinin ekibinin de burada kalacağını öğrendik. Son günlerde çok sık karşılaşır olmuştuk bu araçlarla. Avrupa’dan çıkıp istedikleri rotayı kullanıp Moğolistan’a varıyorlar. Tam olarak bir yarış değil.  Yarışa katılma şartlarından biri eski ve küçük araba kullanmak. Diğer bir şartsa her takımın çeşitli hayır işleri için 1000 pound bağış toplamış olması… 2004’ten beri devam eden bu ralli, ‘dünyadaki en büyük motorlu macera’ olarak tanımlanıyor.

Homestayda duş macerası… Dağın başında, ıssızlığın ortasında bu insanlar nasıl temizleniyor? Buranın dağlarında yetişen bir otu ya da hayvan dışkısını ateş yakıyorlar ve su kaynatıyorlar. Banyoda duvara yerleştirilmiş 2 kutu var. Siz duşunuzu alırken, Bu kutuların yerleştirildiği duvarın öteki tarafında kaynayan suyu kutuya boşaltan biri bekliyor. Tasla kaynamış suyu, normal suyla ılıştırıp tepenizden döküyorsunuz. Yani banyo 2 odadan oluşuyor; biri otların depolandığı ve ateşin yakıldığı kısım, diğeri ise duş aldığınız yer. Duşa girmek için tek hazır olan bendim ve ilk girdim. Sistemi görünce; ‘Ay yazık adam uğraşmasın suyu kaynatmak için’ diyerek 3 dakikada çıktım banyodan. Benden sonraki 7 kişi ise hamama gitmişçesine durdular da durdular. Ee adam da yazık suyun başında dikildikçe dikildi. Arkadaş bende mi sorun acaba?

Banyosunu yapan, akşam yemeğine katıldı. Yemekte patatesli pilav vardı. Daha 2 saat önce ölesiye yediğimiz için yemeğe gömülme performansım düşüktü. Bugün, kaplıcalardan başladığımız, Nico’nun düşmeleriyle devam eden, Alichur’a varıp bisikleti tamir ettirebildiğimiz, Charlotte’un kilometre sayacını çaldırtıp hemencecik bulduğu, hayatımda ilk kez yak ürünü yediğimiz, Mongol Rally gibi enteresan bir maceranın katılımcılarıyla tanıştığımız, kutucuklarla banyo yaptığımız çok uzun, yorucu, hüzünlü, heyecanlı, keşifli ve güzel bir gündü.

 

D0490 (33)-FOW-Tajikistan

Marco Polo Homestay’in sahibi Taibek

Pamir ; Bu da mı gelecekti başımıza?

Dün gece yüksek rakımda olmamız sebebiyle hava serindi; günlerdir sıcaklarda uyuyamaz olmuştuk. Yüksekte soğuğu yiyince mışıl mışıl uyuduk. Kıyısına kampımızı kurduğumuz göle veda etme vakti geldiğinde hüzünlensek de uzun zamandır hasret kaldığımız asfalta yani M41’e varacağımızı bildiğimiz için zevkle bastık pedallara…

M41’e varmamız uzun sürmedi. Asfalta varır varmaz öptük tabii hemen. Bulunmaz nimet bu ülkede! Batı – doğu güzergâhında ilerleyen M41’in batı tarafında kocaman bir ‘girilmez’ levhası asılı çünkü buradan Khorog’a giden yol toprak kaymasıyla göle dönüştü. Yani 200 km güzel güzel gittikten sonra yoldan cup göle düşebilirsiniz! Birkaç aya da yeni yol yapılmaz.

D0486 (101)-FOW-Tajikistan

Solda geldiğimiz yol ve sağda ‘girilmez’ tabelası

Oturduk, tebeşirimizle yola haritamızı çizip vizemizde kalan gün sayımızla neler yapabiliriz diye toplantı yaptık. Pamir’in bu noktasında aklı olan insan evladı doğuya doğru asfaltlı M41’i takip ederken biz ‘ay yok olmaz, ben mazoşistim; illa ki taşta toprakta gidicem’ deyip direksiyonları batıya ve oradan da 1 km içinde sapacağımız Bulunkul’a doğru döndürdük. Neden? Çünkü biz çılgınız, manyağız, kim tutar bizi!

D0486 (113)-FOW-Tajikistan

‘kul’ göl demek… Bu heceyle biten kelimenin her kullanıldığı yerde küçük büyük bir göl var mutlaka. Ama bu sefer bizim amacımız göl görmek değil; sıcak su kaplıcalarına gitmek! Bu enteresan yola girme sebebimiz de bu kaplıcalar… M41 sapağından itibaren dalgalı (washboard) bir yola girdik. Yani yol boyu minik dalga şeklinde sert oluşumlar var. Sert girince canını acıtan, bisikleti orada bıraktıracak cinsten yapılar! Uzunca bu dalgalı yolda ilerledikten sonra çektiğimiz acıya değdi ve harika manzarasıyla gölün yanındaki Bulunkul belirdi. Burası 3600 metre yükseklikte bir plato aslında. Bir yerden sonra yol diye bir şey yok. Dümdüz arazi ve şimdiye kadar turist getiren bütün 4*4’ler istediği yerden geçmiş. Bu dalgalı yoldan çıkıp da başkasına girdiğimizde 5 km hızdan 20 m hıza çıkabildik.

Aslında plan Bulunkul’da alışveriş yapıp kaplıcaya ilerlemekti. M41’deki sapaktan 16 km sonra Bulunkul’a vardığımızda karşımızda beliren ilk evin üstünde homestay yazıyordu ve önünde 2 tane bisiklet vardı. Tam ‘aman burada da mı yalnız kalamayacağız’ derken içeriden dünyaca ünlü İsviçreli tur bisikletçisi Claude Marthaler kafayı uzattı. Şansa bak! Bu adam 7 kitap yazıp hayatını tamamen bisikletten kazanan bir idol! Charlotte ve Eric Fransa’dan başladıkları yolculuklarının ilk haftasında tesadüfen karşılaşmışlar. Evine kahveye çağırmış. Minik bir evi olduğu için ağırlayamamış ama arkadaş olmuşlar. Burada karşılaşmayı beklemiyorlardı. Meğer hakkında 52 dakikalık bir belgesel çekilmesi için Pamir’e gelmiş. Yanındaki eleman da profesyonel bisikletçi ve kameraman… Normalde kendi yemeğimizi kendimiz yapıyoruz ama burada sohbet hoş olacağı için onlarla beraber homestay’de yemeye (20 somoni = 3 dolar) karar verdik ve bölge hakkında harika bilgiler öğrendik. Buraya gelirken amacımız Yashilkul’un güneyindeki kaplıcalara gitmekti fakat Claude oranın çok turistik olduğunu, bütün 4*4’lerin oraya gittiğini ve gölün kuzeyindeki kaplıcanın ıssız olduğunu söyleyip yerini tarif etti. Güneydeki için yolumuzu uzatacaktık. Onun yerine yolumuzun üstündeki kuzey kaplıcasına gitmeye karar verdik. Claude ve arkadaşıyla vedalaştıktan sonra gölün çevresinden dolanarak kuzeye yöneldik.

Yolculuğumuzun şimdiye kadar ki en dik yokuşuyla karşılaştık. Eric denedi dura dura çıktı. Charlotte ve ben pedallamayı denemeden direk itmeye başladık. Nico ise deneyip ortada bir yerde büyük bir taşa gelip devrildi. Hacıyatmaz gibi devrilişine gülüp eğlenirken 15 dakika sonra fark ettik ki Nico’nun direksiyonu kırılmış. Tacikistan zaten genel olarak ıssız bir ülke, biz ise onun bile olabilecek en ıssız yerinde bisikleti kırıyoruz.

D0486 (187)-FOW-Tajikistan

Bu da yetmezmiş gibi kaybolduk! Şansımız zirve yaptı!!! Bir platoda olmamız gerekirken kendimizi kocaman bir çukurda bulduk. Kaybolmamızın nedeni her gelen 4*4’ün gelişigüzel bir yol seçmesi sebebiyle gerçek yolu ayırt edememiş olmamız. Bir göl görüyoruz ama görmemiz gerekenden çok çok küçük. Çukurdan çıkmak için hep beraber bütün bisikletleri ittik. En bombası Nico’nunki çünkü normalde direksiyondan destek alıp itiyorduk ama şimdi direksiyona dokunsan elinde patlıyor. 4 kişi olmanın, fiziksel destekten çok psikolojik destek açısından cidden çok önemli olduğunu anladım kan ter içinde 4 tane bisiklet iterken çünkü çukurdan çıkıp da düzlüğe varınca birbirimizin kaymış suratlarını görünce hepimiz birden kahkahalara boğulduk. O an ihtiyacımız olacak tek şey bu derken birden ne kadar da harika bir manzarada olduğumuzun farkına vardık. 3700 metre yükseklikte uçsuz bucaksız bir platoda bir başımızayız ve karşımızda sonsuza kadar uzayıp gidiyormuş gibi duran Yashilkul gölü var! Tacikistan’ın en yorucu günü ve en güzel manzarası bir günde bizi buldu. No pain no gain! Cennetteyiz. Kimse kırılan bisikleti sallamıyor. İşte hayat bu!

Yashilkul

Yashilkul

Manzaranın keyfini çıkardıktan sonra Claude’un verdiği tariften yolumuzu bulamadığımız ve akşam olduğu için, platodan fazla alçaktan akmayan derenin olduğu vadiye inip kampımızı attık. Sadece 40 km yapmış ve 380 m tırmanmış olmamıza rağmen bisikletleri itmekten harap olmuştuk dördümüz de.

Ertesi güne, çadırın hemen yanından geçen yakların ve onları atının üstünden yönlendiren Kırgız çobanın sesleriyle başladık. Hayata gel! Ömrümde ilk kez yak görüyorum! Yihuuu… Amcanın çekik gözlerinden anlaşılıyor Tacik değil de Kırgız olduğu. Gülümsemesi bile farklı; daha bir içten, daha bir gerçek! Yavru yakın inek kadar olmasına ne demeli?  Çadırların üstünden geçmedikleri iyi oldu! Yakı gördük, sıra da sütünü içmek ve yağını yemekte! Bakalım ne zaman kısmet olacak?

D0487 (47)-Tajikistan

Bugün dinlenme günümüz; dün fazlasıyla yorulduk. Beyler günün ilk yarısını elimizdeki bütün ipler, bantlar, klipsleri kullanarak Nico’nun bisikletini tamir etmekle geçirdi. Bu tamirin geçici olduğunu biliyorduk bisiklet gövdesinin değişmesi gerekecekti ve bunun için Çek Cumhuriyeti’ndeki bisiklet üreticimiz AZUB ile temasa geçmemiz gerekliydi. Dağın tepesinde! Hiçbir yerde çekmeyen Tacikistan telefon hattımızdan hayır yoktu tabiiki! Burada devreye ekipman sponsorumuz Globalstar Avrasya’nın verdiği uydu telefonu girdi. Daha önce kullandığımız yerler daha insani yerlerdi ve böylesine bir ıssızlıkta denememiştik. O sebeple çat diye AZUB’a bağlanınca algılayamadık birden. Bağlantı falan kesilmeden olayı anlattık ve çözümü AZUB getirdi. Kırgızistan Osh’a yeni bir gövde yollayacaklardı. Uydu telefonu taşıyan bisikletçiye denk gelmemiştik daha önce ama böylesi bir durumda hayat kurtarıcılığını bizzat kendimiz yaşayınca ‘ne kadar da doğru bir hamleymiş yanımıza almak’ diye düşünmeden edemedik! Daha önce de Ermenistan’da yine bir dağın tepesindeyken ve Türkiye’ye ulaşmamız imkânsızken bu uydu telefonu sayesinde ameliyat olan ablamla ameliyat öncesi ve sonrası konuşabilmiştim. Konuşamasaydım çok otururdu içime! Ablamla konuşabildikten sonra bu uydu telefonu benim için en önemli malzemelerimizden biri olmuştu. Ama üzerine bir de Pamir ıssızlığının ortasında 3700 m rakımda ‘’Kardeş bana Çek’den Kırgızistan’a yeni bir bisiklet çek bakalım’’ rahatlığını yaşattığı için bir kalp çizdim; içinden geçen okun bir ucu bana, bir ucu uydu telefonuna ve haliyle Globalstar Avrasya’ya!

D0487 (20)-FOW-Tajikistan

Bisiklet problemimizi çözdükten sonra günlük yaşayışımıza döndük. Charlotte çamaşırlarını nehirde yıkarken, ben de ateş için odun topladım. Odun dediğime bakma, 3700 m yükseklikte ağaç bulacak halimiz yok herhalde. Nehrin uzak diyarlardan getirip kıyıya attığı çalı çırpı işte… Biz kızlar günün geri kalanını güneşlenerek geçirmeyi tercih ettik. 3700 metre yükseklikte, Pamir’de! Sonradan Eric minik bir yürüyüşe çıktı ve sevinçle döndüğünde kaplıcayı bulduğunu söyledi. Pılımızı pırtımızı toplayıp platoya geri tırmandık ve 4 km içinde kaplıcadaydık. Kaplıcaya iniş bisikletlerle epey zor oldu. 2 kişi beraber indirdik bütün bisikletleri ama bu zorlanmaya değecekti!

Gündüz çok güneşli, akşam ise çok soğuk… Hava kararınca havanın soğumasıyla birlikte sıcak su havuzuna attık kendimizi! Gökyüzü mükemmel; tek bir bulut yok ve yıldızlar bir o yana bir bu yana kayıyorlar. Su o kadar sıcaktı ki dışarısı dondurucu olmasına rağmen bunalttı, başımı ağrıttı da çıktım. Zaten saunada falan da ömrüm 3 dakika! Sıcak sudaki kötü performansımı fotoğraf çekmekle geçiştirdim. 2 gün önce geçitte aşırı zorlanıp da başka dış koşullarında etkisiyle ağlamam artık çok geride kaldı! Bu huzur yok kimsede!

Sıcak suyu bulunca çamaşırları yıkayım dedim de pek bir sülfür koktuğundan vazgeçtim. Ertesi günü de dinleme günü ilan ettik. Her şeyimiz var; suyumuz, unumuz, mayamız. Ee daha ne duruyoruz? Nico bize pancake yapsana! Bastı pancakeleri!

DSC02941-PLQA-Tajikistan

Yolculuğumuza sıcak su kaplıcalarında verdiğimiz 2 günlük tatilin ardından Alichur’a doğru pedallayacağız. Kırık bisikletimizle başımıza daha neler geldiği sıradaki yazımızda…

2 yıllık yolculuğumuzun en zoru; Langar geçidi

Khorog’da birçok bisikletçiyle karşılaştığımız ve dinlendiğimiz 6 gecenin ardından sonunda tekrar düşüyoruz yollara… Hostelden Björn, Jens, Yan, Victor ve Solen ile çıktık fakat pazardan ekmek alacağımız için yolculuğumuz 1 km bile beraber süremedi. Öğleden sonra Solen ve Victor’u yakalayıp akşama kadar beraber pedalladık. Kamp yeri bulmak gerçekten zorluyor bu vadide… Gün boyu 60 km yapıp, ayrıca bir 8 km de kamp yapacak yer bulmak için pedalladık (969 m tırmanış) . Zich adlı bir köyde attık kampı.

Sabah Solen ve Victor 10 dakika erken ayrıldı ve bu onları son görüşümüz oldu. Charlotte’un selesi deliklere girip çıkmaktan aşağı iniyor ve bu sebeple dizleri ağrıyor. Çok fazla dayanamadığı için 45 km (465 m tırmanış) sonunda Ishkashim çıkışındaki Ryn köyünde durduk. Aslında burada Afgan sınır kapısı var ve normalde açık fakat geçtiğimiz günlerde hemen sınırın dibindeki pazarda silahlı bir saldırı olduğu için kapalı. Ishkashim’den bolca alışveriş yaptık. Erken duracağımız için ve hala ateş yakacak odun bulabildiğimiz yükseklikte olduğumuz için pizza yapacaktık. Alışveriş sonrası bir dayının kayısı bahçesinde kamp attık. Dayı bize ateş ocağını gösterip, bahçesini bize emanet etmekten çok mutluydu. Tepemizdeki kaysıları görünce; kaysımız var, şekerimiz var, suyumuz ve ateşimiz var, ee daha ne duruyoruz deyip kayısı reçeli yaptık (Güncelleme; ilerleyen günlerde karşılaştığımız bisikletçilere bu harika fikrimizden gururla bahsederken hemen hemen herkesin yaptığını öğrendik, havamız söndü).

D0480 (31)-FOW-Tajikistan

Charlotte sabaha rahatsız uyandı. Pizza hamurlarını pişmeden gömmekten tabiiki! Dizi de sakattı zaten, bir de gün içinde 2 defa tekeri patlayınca cila oldu üstüne… 47 km’de (625 m tırmanış) durduk. Günün tek enteresan olayı Marco Polo keçilerinin kafataslarıyla yapılmış bir çeşit anıttan geçmemizdi.

D0481 (50)-FOW-Tajikstan

Ertesi gün, Khorog’dan beri asfalt olan yola veda ettik. Hatta bir ara bildiğin çöm kulunda ittire kaktıra ilerledik. Birkaç km sonra şimdiye kadar hikâyesini sıkça duyduğumuz toprak kaymalarından birine denk geldik! Zaten yol boyu tabelalar vardı ‘Dikkat toprak kayabilir!’ diye. Yolu yıkıp götürmemişti ama yola biriktiği için yolu kesmişti. Çamurun üstünden geçen bir kamyonda tam devrilecekken takılı kalmış, kurtarılmayı bekliyordu. Onlarca kamyon da yolun temizlenmesini beklerken kilometrelerce kuyruk yapmışlardı. Bisikletleri hemen aşağıdan ittirip geçtik karşı tarafa. Bisikletim çok yaşa!

Öğle yemeğinde yanımızda Japon bir bisikletçi belirdi; Ga. Khorog – Osh arasını 11 günde yapmalıymış çünkü tatili o kadar. Dün sabah Khorog’dan çıkmış, bizim 4 gecemize tekabül ediyor. Şirin şebek bir elamandı (Güncelleme; sonradan öğrendik ki ilerleyen günlerde bisikleti kırılmış ve yolun geri kalanını bir kamyonetle tamamlamış).

Akşam yine çok zorlandık kamp atacak yer ararken çünkü rüzgâr çok feci esiyor. Rüzgâra karşı durabilecek kuvvette çadırlar olsa bile, nehrin kıyılarda bıraktığı kumlar her yere giriyor. Çadırın fermuarlarına girdiği için 2 çadırın da fermuarları bozuldu. Rüzgârdan korunacağız diye minik ağacımsı otların arkasına sığındık. Yer kum ama en azından yerde kalıyor. Tek derdimiz dikenli bitkiler olması. Bitkilerin arasından kıvrıla kıvrıla yer ararken Eric tekerini patlattı, dün de Charlotte ve Nico! Artık yarına kısmetse sıra bende! 47 km ile Nizhgar’dayız (639 m tırmanış). Gece boyunca çadırlar arasında mekik dokuyan tilkinin pati seslerini duyduk. Fiti fiti dolandı durdu pıtırcık…

Bugün Kalai Khumb’dan beri vadi tabanından takip ettiğimiz nehre veda ediyoruz. Artık nehri geride bırakıp dağlara doğru pedallama vakti. Tüm Pamir’in bence en zorlu geçidi Langar, kapı gibi dikilmiş karşımızda! 2700 metreden 3500’e çıkıyoruz ve orada kalıyoruz. Artık Kırgızistan’a kadar (18 gün) 3500 m yüksekliğin altına inmeyeceğiz. Langar, köyün adı ve tırmanış da köyün içinde başlıyor. 7 km’de 700 m yükseliyoruz. Saçma eğimli dönemeçlere alışkınız ama alışkın olmadığımız şey dönemeçlerin rüzgârın getirdiği kumla dolmuş olması. Direksiyonu çeviremiyoruz bile. Direksiyonu çevirmek bir yana, inip itmek bile zor. Bir de üstüne, zigzag aralarındaki evlerin merdivenlerinden tırmanıp bir sonraki zigzagta seni yakalayıp bisikletin arkasından çeken bebeler var! Zaten bir tarafımdan soluyorum, bir de bisikletimi çekiştirmeniz eksik kalmıştı. Bütün güzel güzel uyarmalarıma rağmen durmadıkları için hiç yapmayacağım şeyi yapıp bağırdım çocuklara. Sonra da geçit bitince oturdum ağladım. Pişmanlıktan mı sinirlerim boşaldığı için mi daha önce hiç bu kadar zorlanmadığım için mi bilemiyorum. Belki de her şey üst üste geldi. Tırmanış biraz rahatlayınca mola verdik ve arkamızdan Thorsten belirdi. En son Khorog’da görmüştük. Köyün birinde durup bir dağa tırmanmış köylülerle, o sebeple gerimizde kalmış. 34 km sürüş ve 822 m tırmanışın ardından 3500 m yükseklikte kamp kurduk. Hayatımdan daha önce sadece 1 kere bu kadar yüksekte kamp kurdum. O da bir Ağrı tırmanışıydı. Şimdi ise 7000 metrelik Hindi kuşu dağlarının zirvelerine karşı kahvemi yudumluyorum.

 

Sabah yola çıkar çıkmaz Fransız bit çifti taşıyan bir jeep durdu yanımızda. Halimizi gören Fransızlar bir Fransız peyniriyle hayallerimizi renklendirdiler fakat peyniri kapıp önden giden Thorsten’i bir daha göremeyecektik.

Bütün gün yer yer derin kumlu yolda ittirerek ama çoğunlukla slalom yaparak hoplaya zıplaya gittik. Kilometrelerce bomboş uzanan arazide yalnızız. Huzur bu! Bu huzura bir de çift hörgüçlü develer eklenince, değmeyin keyfimize. Nehrin karşı tarafında su içen develerin hörgüçleri henüz dolamamıştı zira bir garip büküktüler.

D0484 (164)-FOW-Tajikistan

Yol Langar’dar beri çoğunlukla çöl kumu… Virajlar dar ve yer yer sağ yanımız uçurum. Bu riskli yolda giderken yine bir kamyon kuyruğuna denk geldik. Toprak kayması mı acaba diye kamyonların arasından fiti fiti ilerlerken ‘keşke toprak kayması olsaymış’ dedirtecek bir görüntüyle karşılaştık. Kamyonun biri uçuruma yuvarlanırken asılı kalmış, yarısı parçalanmış, kuyruktaki şoförlerin hepsi yardıma koşmuş ama insan gücüyle kurtarılabilecek gibi değildi. İş makinası lazım ve oraya ulaşabilecek yol da kamyon kuyruklarıyla kapalı. Adamcağızın ekmek teknesi uçurumda parçalanacak, yazık…

DSC02341-PLQA-Tajikstan

Bu yol gerçekten çok zorlu; zıplaya zıplaya gidiyor bütün araçlar ve bir sürü şey döke saça gidiyorlar. Yol boyunca bulduklarımızın haddi hesabı yok; harika bir bisiklet pompası, fotoğraf makinası, yağmurluk ve diğer küçük çaplı şeyler… Fotoğraf makinesi bulduğuma sevinirken, daha 5 km olmadan delikanlının biri koşa koşa geliyordu. Fotoğraflara bakmıştım ve çocuğu tanıdım. Bir damla gözyaşıyla makinasını teslim ettim. Kıymetimi bilsin, herkes yapmaz!

Duşanbe’den beri gözlerim aşırı kızarık ve korkutuyor. Neredeyse çantalardan birini tek başına doldurabilecek ecza çantamızda göz damlası da var. Onunla biraz rahatlıyorum ama gün boyu toz toprak güneş epey hırpalıyor gözleri.

Bugün cancanlıydı yol; Buhara’da karavanla dünya turu yapan İspanyol bir çiftle karşılaşmıştık. Pamir’in orta yerinde birden karşımıza çıktılar karşı yönden. Şansa bak… Bizim geride bıraktığımız o kumlu yere kadar gidip geri geleceklermiş. O koca karavanı kuma saplamak gibi bir riski göze almak istemiyorlar.

46 kilometrelik (749 m tırmanış) günlük sürüşün ardından Khargush’daki polis kontrolüne 9 km kala 3677 m rakımda kamp attık.

Ertesi sabah 9. kilometredeki kontrol noktasında pasaportlarımızı ve izinlerimizi kontrol ettirdik. Burası bir yol ayrımı aslında; M41 anayoluna doğru gidebilirsin ya da daha ıssız olan doğuya doğru gidebilirsin. Doğuya gideceksen planını önceden yapmış olman ve Duşanbe’de oraya özgü izni almış olman gerekir. Biz o tarafa gitmemeyi tercih etmiştik. M41 yoluna doğru dönünce yaklaşık 15 gündür takip ettiğimiz Afganistan sınırını arkada bırakmış ve Pamir’in derinliklerine dalmış oluyoruz. Polis kontrolünden 16 km sonra başka bir geçide vardık; 4344 metre yükseklikteyiz. Yolculuğumuzun şimdiye kadarki en yüksek geçidi ama daha da yükseğine haftaya ulaşacağız! Bizimkilerin hayatlarında bulundukları en yüksek nokta; benim de bir tek Ağrı tırmanışım var. Bu sebeple hepimiz için güzel bir tecrübe! Geçitten biraz inince öğle molası verdik. Mola sırasında başım ağrımaya başladı. Bu kadar yükseklikte aklimatizasyon zorluğu yaşayıp beyne kalıcı hasarlar verme hatta ölme riski söz konusu. Ama biz cidden çok yavaş yükseldik. Hiçbirimizin bu sorunla karşılaşacağını sanmıyorum. Tamamen güneş kaynaklı baş ağrısı olduğunu düşünüyorum. Yine de bir diş sarımsağı yedim çiğ çiğ; yükseklikte baş ağrısı için iyi ama kokulu bir ilaç. Psikolojik etki midir yoksa gerçek etki mi bilemiyorum ama baş ağrım çat diye geçti. Çok yaşa benim kokulu ilacım!

D0485 (92)-FOW-Tajikstan

Her gün bisikletçilerle karşılaşıyoruz; önceden duyduğumuz Japon bisikletçiyle öğle molasında karşılaştık. 2 delikanlı bütün tırmanış boyunca bisikletlerini itmişler çünkü bisikletleri gerçekten kötü durumda. Bu çocuğu duymamızın sebebi de çanta yerine naylon poşetlerde eşyalarını taşıyor olması. Yola düşmek için son model eşyaların olmasına gerek olmadığının canlı kanıtı!

DSC02581-PLQA-Tajikstan

Geçitten önce 2 göl geçtik. Sayelerinde manzara daha da güzeldi. Ayrıca ilk kez dağ sıçanı / marmot gördük. Pamir’in geri kalanında dakika başı görecektik. Geçitten sonra bir göl daha vardı. Erken olmasına rağmen bu manzarayı kaçırmamak için 33. kilometremizde durduk (674 m tırmanış) ve 4000 metre rakımdaki gölün kenarına kamp attık. Göl maalesef tuzluydu, hatta acıydı. Arıtmak anlamsız olacaktı. Bu sebeple kızlar çadırı kurarken, erkekler de geçtiğimiz yolda minik bir akıntıdan su almaya gittiler.

Gecemizi yıldızların göle yansımasını izleyerek geçirdik.

DSC02598-PLQA-Tajikstan

Khorog ; Bizimle pedallayanlara bir lanet dadandı

Gece çadırın etrafında önce bir motor sesi ardından da Rusça konuşmalar duyunca stres olduk. Ne de olsa kamp kurduğumuz yer için askerlerden izin isterlerken aralarında minik bir anlaşmazlık çıkmıştı. Yine de dışarı çıkmak yerine uyumaya devam ettik. Sabah baktık ki yanımızda bir çadır daha var. Rus bir motorcu katılmış aramıza. Normalde planladığı yol, toprak kaymasıyla yok olunca farklı yollara girmiş. Maalesef bizim gideceğimiz kısma dair bilgisi yok.

Sabah toparlanıp Kalai Khumb’a doğru pedalladık. Normalde hep önde giden Phil, bu sefer arkada kalıyordu. Bir gariplik olduğu belliydi. Kalai Khumb’a varınca öğrendik ki aşırı derecede hastalanmış. İshal ve kusma bir arada. Hâlbuki yediğine içtiğine çok obsesiflik derecesinde dikkat eden biriydi. Devam edemeyecek durumda olunca burada kalmaya karar verdiler. Onlardan ayrıldığımız gibi, dün kamp yerimizden geçerken karşılaştığımızda sözleştiğimiz MinXin ve Flo ile buluştuk. Buradan yola beraber devam edecektik.

Bizimle pedallayanlara bir lanet dadandı; Duşanbe’den Eric ve Charlotte ile yola çıkmış ama Eric’in tekeri kırılınca onları kamyonete bindirip Duşanbe’ye yollamıştık. Henüz kamyonetin arkasından el sallarken Mary ve Phil göründü yolda ve bu sefer de onlarla pedallamaya devam ettik. Birkaç gün beraber pedallamanın ardından bu sefer de Phil hastalandı ve bayrağı Flo ve MinXin’e devrettiler. Survivor gibiyiz, sürekli birileri eleniyor. Bakalım Flo ve MinXin’in başına ne gelecek.

D0470 (35)-FOW-Tajikistan

Kalai Khum, bütün Tacikistan boyunca geçeceğimiz 3 büyük ilçeden biri (diğerleri Khorog ve Murghab). O sebeple marketten çıkmam baya uzun zamanımı aldı. Bugünkü yol biraz sıkıcıydı. Panj nehrinin kıyısından, Afganistan’a paralel ilerliyoruz. Flo’daki dürbün ile karşı kıyıdaki Afganistan’a baktık birkaç kere. Sınırları çizerken doğal oluşumları kullanmışlar vakti zamanında; nehir, dağ vs. Ama cidden iyi yerden kesmişler çünkü dürbünden gözlemlediğimiz yaşam, bu kıyıdakinden epey farklı… Kıyafetler, evler, yollar… Her şey…

D0471 (4)-FOW-Tajikistan

Flo ve MinXin İstanbul’dan yola çıkıp buraya kadar pedallamışlar ve bu süreçte hiç yemek pişirmemişler. Eee haliyle beraber pedallamak biraz gerdi çünkü onlar için bir restoran bulmak zorundayız öğle yemeğinde ve akşam yemeğinde. Öğlen yemeğimizi paylaştık ama bu kadar zorlu bir parkurda öğün hesabıyla alışveriş yapıyoruz ve taşıyoruz. Herhangi bir talepleri olmasa bile paylaşmamak ayıp olur. Ama aklımızda ‘yarın bir market bulabilecek miyiz?’ soruları var. Akşam yemeği konusunda şanslıydık. Bir restorana ulaşabildik. Onlar restoranda yedi. Biz de restoranın bahçesine kurduğumuz çadırda… Günü 49 km’de 490 m tırmanış ile Shodag civarlarında bitirdik.

Ertesi sabah Flo ve MinXin de elendi çünkü uyanamadılar. Gece uyuyamamışlar. Biz de çok uyuyamadık çünkü dün çadırı kurarken, her yerin minik dikenlerle dolu olduğunu gördük ve şişme matları kullanmadık. Toprak sert zeminde yattık. Haliyle konforsuzdu. Şansızlık onları bulmuş; dikenleri görmeyip şişme matları açmışlar ve gecenin ortasında dikenler yüzünden inmiş matları… Dikenlere yenik düşen Flo ve MinXin’e burada veda ediyoruz. Dediğim gibi; Survivor gibiyiz. Tacikistan’a girdiğimizden beri hiç yalnız pedallamamıştık. Bakalım bir daha ne zaman başka bisikletçilerle karşılaşacağız.

Hava yağmurlu olmasına rağmen düştük yollara. Pamir’in bu kısmında üzerimizde gerginlik var çünkü tutuklanan birçok bisikletçi duyduk. Nedeni ise, yolun nehir tarafında kamp atmaları. Nehrin öte tarafındaki Afganistan’la ilişkileri sorgulanıyor. Bu bilgiye sahip olduğumuz için sürekli yolun dağlık tarafında kamp yeri arıyoruz ama bazen 1 saat daha fazla pedalladığımız oluyor düz bir zemin aramaktan. Helikopterlerin böyle bir konuyla ilgili olabileceğini düşünürken gerçek nedenini karşıdan gelen Slovenyalı bisikletçilerden öğrendik; Tacikistan Cumhurbaşkanı Khorog’daymış.

D0471 (14)-FOW-Tajikistan

Panj nehrini takip ederken bugün öğlen Vanj nehriyle birleştik. Nehir daha bir coşkulu şimdi! İki nehrin kesiştiği noktada daha büyük çaplı bir kontrol noktasını da geçtikten sonra 60 km’lik ve 1014 m tırmanışlı yağmurlu sürüşümüzü sonlandırdık ve bir kasabaya vardık. Restoranın yanındaki ağaçlık alana attık çadırı. Restoranın tuvaletini kullanabileceğiz. Pek bir lüksümüz var bu gece.

D0471 (46)-FOW-Tajikistan

Tacikistan’da maalesef şöyle bir durum söz konusu; çöp ararsanız nehre doğru bakmanız yeterli. Geçtiğimiz kasabalarda çöp kutusu ararken sorduğumuz insanların elimizden poşetlerimizi alıp nehre fırlatmasıyla öğrendik bu bilgiyi. Acı ama gerçek… Bu köyün çöpleri de nehre doğru bir dağ oluşturmuş durumda. İnat ettik taşıyacağız çöp kutusu bulana kadar! Kilolar taşıyacak olsak da atmayacağız nehre falan!

Ertesi gün öğle yemeğinde önünden geçtiğimiz bir çayhanenin bahçesinde 2 bisiklet görünce hem sohbet olsun hem de değişiklik olsun diyerek durup yemeye karar verdik. Bizim ters yönümüze doğru giden Yeni Zelandalı Grum ve Avustralyalı Nick ile tanıştık. Ayrı çıktıkları yolda Asya’da tanışıp beraber devam etmişler. Grum, prostat kanserine dikkat çekmek için yollarda. Herkesin bir nedeni var yola düşmekte.

Günlerdir dibimizde çılgınca akan nehir, bugün öğleden sonra birden hızını yitirdi ve hemen yolun kenarından yükselen dağlar etrafımızdan uzaklaştı. Daha açık ve güzel bir manzarayla karşılaştık. Meğer nehrin hızını kesmesinin nedeni göle doğru genişlemesiymiş. Uzun zamandır aynı manzarada gitmekten biraz içimiz kıyılmıştı. Bu değişiklik renk kattı. Bu geniş vadi tabanı boyunca uzanan bir köy var. Aslında ıssızlıkta kamp kurmayı tercih ediyoruz fakat köy ve göl bitince vadi tekrar daralıyor ve kamp yeri bulmak zorlaşıyor. O sebeple 74 km’de 981 m tırmandıktan sonra yapabildiğimiz kadar gözlerden ırağa, bir evin arkasına kamp attık. Bu tarz kamp yerleri dinlendirmek yerine daha da yoruyor. Tuvalete gitmek için havanın kararmasını, insanların evlerine çekilmesini beklemek zorundayız.

D0472 (42)-FOW-Tajikistan

Ertesi gün yola çıktığımızda vadinin düşündüğümüz gibi daralmadığını fark ettik. Hala sağlı sollu meyve bahçelerinden geçiyorduk. Bu bahçeler bir aileye fazla, fakat marketlerde meyve satıldığını görmedik. Ne yapılıyor acaba? Belki direk Duşanbe’ye yollanıyordur. Yolun bu kısmında vakti zamanında taşan nehrin, yolun öteki tarafında oluşturduğu büyük göllerden geçiyoruz. Biz de yüzebilirdik ama don atlet ile yüzen amcaların arasında bikinimle yüzmeye çekindim açıkçası. Ayrıca bu gece Khorog’da hostelde olacağız; burada temizlenmeye gerek yok. İsviçreli bir çiftle karşılaştık karşıdan gelen. Tayland’dan yola çıkmışlar bisikletleriyle; Sebastien ve Florance. Bizim diğer arkadaşların yarım saat önümüzde olduklarını söylediler. Ayrıca daha 2 gün önce beraber pedalladığımız MinXin ve Flo’yu bir arabada gördük. Herkesin Khorog’da Pamir Lodge adlı hostelde kalacağını biliyoruz. 76 km’de 622 m tırmandığımız günün ardından Khorog’a gelir gelmez biz de oraya gittik. Bizim 6’lı grup, Flo ve MinXin ve biz; toplam 10 bisikletçi! Onlardan yarım saat sonra varmıştık. Ama beklemediğimiz bir sürprizle karşılaşıyoruz. Yola çıkmadan takip ettiğimiz ve maceralarına hayran kaldığımız 3 Fransız bisikletçiden oluşan Solidream ekibi de burada; inanılmaz!

Solidream için ayrı bir yazı bile yazardım ama abartmayım. Bu muhteşem üçlü Amazon’u bisikletleriyle kat etmiş, güney kutbuna tekneyle gitmiş ve daha nice macera yaşamışlar. Dünya turlarını bitirip üzerine bir film çekip bir de kitap yazdılar. Tacikistan’a ise tamamen farklı bir macera için gelmişler. Bambudan yapılmış bisikletlerinin tekerleri çok kalın (bambu fatbike). Yani her türlü dağa tepeye rahatça çıkabilir. Onlar da zaten Tacikistan’ın ıssızlığında kaybolmaya gelmişler. Khorog’da kaldığımız süre boyunca hep beraberdik. Sürekli sohbet ettik. Bu 3 gencin en bayıldığım özelliği ne biliyor musunuz? Mütevazılıkları! İlk tanıştığımızda onlarca fotoğraflarını görmüş olmama rağmen tanıyamadım. Kendilerini gayet sıradan bir şekilde tanıştırdılar; dünya turundan falan hiç bahsetmeden sadece Tacikistan’ı görmeye gelmiş normal turistler olarak. Sonradan ısrarcı sorularımla anladım Solidream olduklarını! Ne kadar güzel yürekli insanlarsınız! O kadar ün sizi bir gıdım bile şımartmamış. Bazı Türk bisikletçilerde görmeye alışık olduğum ve beni aşırı üzen bilgi paylaşmama, sadece ben, illaki ben takıntısı bunların yanına bile yaklaşmıyor ve daha da yüceleşiyorlar gözümde. Pamir’de adını bile duymadığımız yerlerin koordinatlarını verdiler mesela… Fotoğraflarını gösterip detaylarını paylaştılar, kesin gidin dediler. Aslında çok normal ve insani olan bu davranışın bana çok şaşırtıcı gelmesi üzücü.

D0478 (1)-FOW-Tajikistan

Neyse konumuza ve Khorog’da neler yaptığımıza geri dönecek olursak…

Kaldığımız Pamir Lodge Hosteli 2 bir nedenle seçtik; ucuz olması ve diğer bisikletçilerin burada olması! Oda kişi başı 9 dolar, çadır kurarsan ya da terasta yatarsan 6 dolar, kahvaltı alırsan 3 dolar. Ama nefret ettik buradan. Hepimizi birden alacak büyük ve ucuz bir hostel olmadığı için de kaldık. İlk gece odada kaldık ama sonraki gecelerde terasta yattık. Bu kadar büyük bir hostel için sadece 1 duş vardı, interneti bilerek kesiyorlardı, termoslara sıcak su vermek için 40 dereden 40 su getiriyorlardı, tuvaletler pisti, tuvalet ve banyoda ışık yoktu, tuvalet kağıdı yoktu. Özetle aldıkları parayla çatı vermek haricinde hiçbir servis yapmıyorlardı. Ayrıca dağın tepesindeydi! Pamir’le ilgili bir planınız varsa bu hosteli plan dışı tutun!

D0476 (3)-FOW-Tajikistan

Khorog’a vardığımız ilk günlerde Cumhurbaşkanı da orada olduğu için bütün dükkânlar kapalıydı. Sonradan pazar açılınca bundan sonraki yolumuz için baya yüklü bir alışveriş yaptık çünkü uzun bir süre market bulamayacağız (Güncelleme; 9 gün market bulamadık. Ekmek için evlere sorduk). Khorog’da kaldığımız süre boyunca bisikletçi trafiği yoğundu. Herkes gitmesine rağmen biz Charlotte ve Eric’i bekledik ve sonunda yetiştiler. Onları beklerken en son Duşanbe’de gördüğüm Cemal abi, İsviçreli Linda ve Francesco, Kalai Khumb’da hastalandığı için durmayı tercih eden Mary ve Phil, Alman Björn ve Jens, İsviçreli Petra ve Raphael, Fransız Solen ve Victor, Hollandalı Yan geldi ama yorumlarımızı duyunca başka otelde kalmaya karar verdiler.

OVIR… Tacikistan’dan öyle kolay geçilmiyor; 30 tane belge alman gerekiyor. Vizeye ek olarak Duşanbe’de GBAO yani Pamir’e giriş izni almıştık. Şimdi de Tacikistan’da 30 günden fazla kalacaklara gereken OVIR iznini almamız lazım. 45 günlük vizem var arkadaş zaten, niye bir daha başka kâğıt gerekiyor, anlam veremiyoruz. Eric, Charlotte ve biz dışında kimse almadı çünkü çoğu 30 günden az kalacak. Bazıları ise riske giriyor. Ama biz sınıra ulaşana kadar bu stresle yaşamak istemiyoruz. Khorog’da bunu almak kolay değil! Öğleden sonra gittiğimizde izbandut bir kadın polise denk geldik ve ‘bugün meşgulüm, yarın gelin, illaki bugün istiyorsanız 10 dolar vermeniz gerekiyor’ dedi. Alenen rüşvet istedi şerefsiz kadın! Acelemiz olmadığından ertesi gün gelmeye karar verdik. Ertesi gün giderken pasaport, vize, Pamir izni, göçmen kartı fotokopileri ve 1 fotoğraf götürdük. Fotokopici bulmak ise ayrı bir maceraydı. Neyse… Doldurmamız gereken form Sirilik alfabesindeydi ve aynı şekilde Sirilik alfabesiyle doldurmamız istenmişti. Başka bir kadın polis formlarımızı doldurdu, belli ki bu saçma uygulamaya maruz kalan ilk biz değildik. Sonra bankaya önceden öğrendiğimiz miktar olan 140 somoniyi yatırmaya gittik. Bankada ne kadar ödemek istediğimizi sordular. Nasıl yani? Kişiye göre değişiyor mu bu? Mantığını hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz bir saçmalık daha! Ofise döndüğümüzde sabahtan beri kapısı kilitli gıcık kadın polisin hala gelmediğini görünce oradaki polislere arattık. Bir süre sonra geldi ve çok meşgul olduğunu ve öğleden sonra gelmemiz gerektiğini söyledi. Ben de ipler koptu tabii; oturdum odasındaki sandalyeye. Ben Türkçe saydırıyorum, o Farsça saydırıyor. Saydırıyorum dediğim de ‘imzalayana kadar kalkmayacağım bu sandalyeden’ falan diyorum. Bizimkiler de carlıyorlar. Kadınsa eliyle tiksinç yaratıklarmışız gibi işaretler yapıyor. Sonunda bizimkiler beni dışarı çıkardı ve 13:30’da geri gelmeye karar verdik. Nico yılmadı. Kapıda bekledi. 1,5 saat sonra geldiğinde kâğıtları imzalatmıştı. Gıcık kadın polisin patronuna şikâyet etmiş. O da gıcık bir kadınmış ama en azından imzayı koparmış. Yani tamamen stres dolu bir maceraydı. Böyle durumlarda iyimser olamayıp, kontrolümüzü kaybedebiliyoruz. Çünkü soluduğu oksijen beynine gitmeyen insanlar bunlar. Yapacak bir şey yok! Önerim bu sineklerle muhatap olmamak için OVIR izninizi Duşanbe’de almanız. Khorog’dakiler çaresiz olduğunuzu bildiği için sonuna kadar sömürüyorlar.

Khorog’da birçok bisikletçiyle karşılaştığımız ve dinlendiğimiz 6 gecenin ardından sonunda tekrar düşüyoruz yollara…

D0479 (2)-FOW-Tajikistan