Dunhuang kum tepeleri ve Xian toprak askerler

Dunhuang kum tepeleri ve Xian toprak askerler

19

EYLÜL 2015

 

Gün: 524 – 13227 km
Dunhuang, Çin

En son yazımda gecenin köründe yolun ortasında ıssızlıkta kalakalmıştık. Yapım aşamasında olan yol sebebiyle hiç araç geçmeyeceğini düşünürken birden ‘yol olmasa da kocaman araçlarımızla nasıl ilerleneceğini biliriz biz’ dercesine bir karavan konvoyu biraz önce bizim yürüyerek çıktığımız otobandan çıktı.

Gün içinde birkaç kez gördüğümüz karavan konvoyunun arkasından içi bisiklet dolu bir minibüs takip ediyordu. Bisikletçi, bisikletçinin halinden anlardı ama maalesef şu anda biz otostopçuyduk. Yine de şansımızı denemek için yollarını kafa fenerimle kestim ve çat pat İngilizce konuşan birine derdimizi anlattım ve ‘Hadi atlayın’ işaretiyle şansımızın döndüğünü anladık. Bizi kendi gidecekleri otele götürdüler ve bizim için pazarlık bile yaptılar. Bu gece de ucuz yırttık. Hatta iyi bile oldu çünkü yarın onlar da Dunhuang’a gideceklermiş.

Sabaha güzel bir kahvaltıyla başladık. Minik hazır paketlerde sotelenmiş sebzeler ve manto denen puf ekmek yiyorlar. Türk usulü tuz ağırlıklı kahvaltı olması güzel ama akşam yemeği ağırlığındaydı. Sohbet esnasında onların da planının mağarayı gezip ertesi gün 1000 km uzaklıktaki bizim de gitmek istediğimiz yer olan Lanzhou’ya gitmek olduğunu öğrendik ve plana dâhil edildik. Çok şanslıydık, taa ki bütün terslikler bizi bulana kadar. Kahvaltıdan sonra ilk önce arabalarını çok uzun süren bir bakımdan geçirdiler, ardından otobana değil de yan yola girip uzunca gidip yolun sonunun olmadığını görüp geri gelip otobana girdiler, sonrasında birinin tekeri patladı ve 2 saat bekledik. Çölün ortasında tek bekleyebileceğimiz yer bir kavuncunun çadırıydı. Haliyle kusana kadar güneşte kurutulmuş kavun yedik. Sonunda saat 3 civarı Dunhuang’a varabildik fakat vardığımızda günlük 6000 kişi ile sınırlanan biletlerin bittiğini öğrendik. Ertesi sabah 8:30’a kalmıştık. Kişi başı 220 yuan yani 31 euro bayılıp aldık biletleri. Onların bekleyecek vakitleri olmadığından mağarayı gezmekten vazgeçtiler yani bugün vedalaşacaktık. Hem 1 günümüzden, hem 1000 km’lik bir ilerleyiş hayalinin verdiği mutluluktan olmuştuk. Biletleri aldığımız yer şehrin dışındaydı. Biletleri aldıktan sonra şehre doğru devam ettik. Talihsizliklerimiz henüz bitmemişti. Bir otele gideceklerini sanırken şehri geçip kum tepelerine doğru gittik. Bu kum tepelerini duymamıştık, meğer baya turist çeken bir yermiş. Kum kayağı, motor sürüşü, yürüyüş, düğün fotoğrafı çekimleri ve daha birçok aktivite var burada… Bizim karavanlılar da bu kum tepelerinin önünde sabahlayacakmış. Kaldık mı yine ortada, kör itin öldüğü yerde! Oradaki motorculardan birinin tanıdığının bir oteli varmış ve 10 dakika sonra bizi almaya gelecekmiş. Tabiiki bu Çin 10 dakikası! 1 saat onu bekledik ve karavanlılarla vedalaşıp 1 km ötedeki hostele gittik. Evet, otel sadece 1 km ötedeymiş! Bilseydik yürürdük! Ve tabii ki korktuğumuz başımıza geldi; otel pahalıydı ve internetten bulduğumuz 2,5 km uzaklıktaki ucuz otele yürüdük. Bugün güzel haberlerle heveslerin tavan yaptığı, sonra aksiliklerle ve iletişim sorunuyla saatlerce bekleyip hüsrana uğradığımız, yani genel olarak hüsran dolu bir gündü.  Bisikletlerimizle olsak yavaş ama bağımsız ve stressiz bir süreç yaşardık. Anladık ki otostop ve başkalarına bağımlı olmak bize göre değil!

Ertesi sabah hava ağarmadan düştük yola… Şehir içinde uzunca bir yürüyüşten sonra bizi alan araç, mağara kompleksinin girişine kadar bıraktı. Bir gün ‘çantalarımızı bırakabileceğimiz bir resepsiyon olması’ gibi basit bir duruma bu kadar sevineceğimizi nereden bilebilirdik? Kaç gündür çantaları taşımak bir zulüm olmuştu!

8:30 bileti olanlar hep beraber 2 film izledik. Biri Dunhuang şehri, diğeri Mogao mağaraları hakkında… Sonra otobüslerle bu alana dâhil olan yolda 25 km gittik. Özel araçla girmek imkânsız… Yabancılar olarak, İngilizce konuşan bir rehber liderliğinde toplandık. İlk olarak içeride fotoğraf çekilmemesi konusunda uyarıldık.

Bir dağa kazılmış 700’den fazla küçüklü büyüklü mağara… Bu mağaralar yüzyıllar boyunca zenginler tarafından ibadet için kiralanmış ve el değiştirmiş ama çoğu ilk günkü renklerini koruyor. Dünyada tek kadın elbisesi giydirilmiş Buddha heykeli burada. Sebebi ise; yaptıranın çok güçlü bir kraliçe olması… Güçlü bir kraliçe olmuşsun ama adam olamamışsın, ne diyeyim ben sana?

Anayolda olmayan, uğruna uzun yollar teptiğimiz, stresli günler geçirdiğimiz Mogao mağaraları; sizin sayenizde Çin ve Budist kültürüne harika bir giriş yaptık. Umduğumdan fazlasıyla etkilendim!

Otobüslerle merkez müzeye döndükten sonra otostop maceramıza kaldığımız yerden devam ettik. 2 farklı araçla 375 km yaparak Jiayuguan’a vardık. Burada 10 kişilik son model bir minibüs durdu. Almati’den Şangay’a giden biz Kazak… Yani %80 anlaşabiliyoruz ve kendisi de bizim otobüsle Chengdu’ya devam edeceğimiz Lanzhou’dan geçiyor. Uzun kilometreleri arkada bırakınca fark ediyoruz ki arabanın GPS’i Lanzhou’dan değil Xian üzerinden geçiyor. Bu bir işaret! Xian’a gidip gitmemek konusunda kararsız kalmıştık vizemizde geriye kalan gün sayısı sebebiyle. Meğer kaderimizde yazılıymış.

Akşamüzeri bindiğimiz araçta sabah 4’e kadar adamı uyutmamak için bizim de uyanık kaldığımız ve en sonunda ısrarlarım sayesinde mola verip 2,5 saat uyuduğumuz bir garip serüven yaşadık. Ertesi gün öğlen 3 gibi Xian’a varmıştık. Şehir dışındaki benzinlikte bıraktı bizi. Burası şehre girmek için çok kötü bir nokta olmasına rağmen şanslıydık ve bir araç bizi alıp metroya kadar bıraktı. İnternetten bulduğumuz otelin yerini bulmak için epey yürüdük ama sonunda güzel bir yere denk geldik. İnternette özellikle yurtlarda kız-erkek ayrımı yapmayan otel aramış ve burayı bulmuştuk. Ama internetteki ilanda hata olduğunu ve pahalı olan 2 kişilik özel odada kalabileceğimizi söylediler. Ha oldu, bi’ zeki sensin zaten! ‘Sizin hatanız’ konseptli çingeneliğim sonucunda 4 kişilik odayı bize özel tahsis ettiler. Otele ulaşma, çalışanları ikna etme, yerleşme derken akşam olmuştu.

Ertesi günü, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki, çocukluğumdan beri görmek istediğim toprak askerlere ayırmıştık. Otelden nasıl gidileceğini öğrenmeye çalışırken oradaki bir kız çat pat İngilizcesiyle ‘beni takip’ edin dedi. Otelden çıkıp belediye otobüsü durağına geldik. Sadece otobüsü göstereceğini düşünürken, bizimle birlikte tren istasyonuna geldi. Akşam Chengdu’ya gidecek trenin biletini almamıza, eşyalarımızı bugünlüğüne depoya yerleştirmemize, savaşçılara gidecek otobüsü bulmamıza yardım etti, bir de marketten su ve meyve suyu aldı bizim için. Sonra da iyi günler dileyip gitti. Nasıl ya? Anlayamadık olan biteni… Cidden anlamadık çünkü çok İngilizce konuşamıyordu. Otelde karşılaştığımız için savaşçıları ziyarete gidecek bir turist olarak yorumlamıştık biz kendisini. Koca yüreğini de aldı gitti kız tek bir teşekküre…

Xian tren istasyonunun hemen dibindeki otobüs terminalinden toprak askerlere otobüs var. 20 km’lik yol için kişi başı 7 yuan yani 1 euro ödüyorsun. Otobüste yabancı olarak bir biz bir de sonradan tanıştığımız Macar Gabriel vardı. Gabriel’in işi, günün geri kalanında gezdiğimiz toprak askerler kadar ilginç. Henüz bitirdiğimiz ve çok beğendiğimiz ‘Lie to Me’ (Bana yalan söyle) dizisindeki ana karakterlerin işini yapıyor. Hatta şirketi, diziye yardım ediyormuş. İşi ne? Jestlerden, mimiklerden her türlü davranıştan bir kişinin yalan söyleyip söylemediğini ve hatta bütün psikolojisini analiz etmek! Tam anlamıyla müthiş!

Konumuza geri dönüyorum; Toprak askerler ya da diğer adıyla Terrakotta ordusu, MÖ 210 yılında yapılmış topraktan heykellerden oluşuyor ve ‘devletler’i bir araya getirip Çin İmparatorluğunu kuran Qin Shi Huang’ın mezarında bulunuyor. Keşfeden ise bir çiftçi! 1974 yılında keşfedilmiş olmasına rağmen kazı çalışmaları hala devam ediyor. 1500 asker gün ışığına çıkarılmışken, toprak altında hala 8000 civarında asker olduğu tahmin ediliyor. Her bir askerin yüz ifadesi farklı!

Gelmeden önce iyice araştırmış ve nasıl gezeceğimizi öğrenmiştik. Komplekste bir müze ve 3 hol bulunuyor ve eğer doğru sırayla gezmezsen hüsrana uğrayabiliyorsun. Hol 3, heykeller ve resimlerle konuya giriş yapıyor. Hol 2, hala toprak altında bekleyen askerlere ait. Hol 1 ise en ihtişamlısı çünkü şimdiye dek çıkarılmış bütün heykeller burada bir arada. Hol 1’den başlayınca turun sonlarına doğru hayal kırıklığına uğrayabiliyorsun. O sebeple müze-hol3-hol2-hol1 olarak gitmek daha verimli ve heyecanlı. İtiraf etmek gerekirse toplamına baktığımızda hayallerimde canlandırdığım sahnelerle karşılaşmadım. Biraz hüsran ve bolca kalabalık buldum. Adını hiç duymadığım Mogao mağaraları ile karşılaştırdığımda, mağaraların ihtişamı yanında bıdık askerler pek de etki yaratmadı!

Toprak askerlerden, Xian şehir merkezine dönüp Chengdu’ya gidecek trenimize bindik. Otostop çekmek çok yorucu ve stresli olduğu için ve ayrıca Çin’de tren tecrübemiz de olsun istediğimiz için treni seçmiştik. Çin’de trenlerde 4 farklı koltuk çeşidi var; yumuşak ve sert koltuk, yumuşak ve sert yatak. Bilet alırken hangisini istediğini belirtiyorsun. Biz yumuşak koltuk seçtiğimizi sanırken, kalkışa 10 dakika kala yanlışlıkla sert koltuk aldığımızı anladık. Çünkü farklı kapılardan geçiş yapıyorsun. Ama trene bindiğimizde gördük ki sert koltuklar, bizim Türk trenlerindekiyle aynı. Metal falan sanmıştık; süngermiş. Yumuşak koltuklar kuş tüyünden sanırım! Aldığımız sürüsüne bereket abur cubur ve birkaç bölüm ‘Mad Men’ ile 21 saatlik tren yolculuğumuzu gayet güzel atlattık. Lama gibi oraya buraya tüküren Çinlilere rağmen!

Chengdu’da Couchsurfing’den bulduğumuz bir evde kalacaktık. Ama ilk iş, Kaşgar’dan trenle yolladığımız bisikletlerimizi almaktı. Birkaç gündür bizi bekleyen sevgili bisikletlerimizin bulunduğu depo, hemen istasyonun yanındaydı. Bu uzun yolculuktan tek hasar, su şişemi koyduğum kafesin kırılmış olmasıydı. Yenisini almamız gerekecek; tamir edilecek gibi değil. Ama kadrosunu kıranların hikâyelerinden sonra çok da büyük bir sorun değil!

Kuzeydeki tren istasyonundan, güneydeki kalacağımız eve gitmek neredeyse 2 saatimizi alınca ne kadar da büyük bir şehre vardığımızı anladık! Ev sahiplerimiz Sırp Nick ve Nenad, Hong Kong’lu Elise… Beyler, otostopla dünya turu maceralarına 1 yıllığına ara vererek burada İngilizce öğreterek para kazanmaya karar vermişler. Elise ise Çince-İngilizce çeviri ve kısa dönemli işler yaparak para kazanıp dünyayı geziyor.

Chengdu’da birkaç gün kalıp Tibet platosuna doğru pedallamaktı planımız ama Nick ve Nenad ile geçirdiğimiz birkaç günden sonra Chengdu’da 1 yıl yaşamaya karar verdik. Bu karar öyle tek cümleyle anlatılmaz. Kısmetse başka yazıya…