Dünyanın çatısına pedallamak; Akbaital geçidi (4655 m)

Murghab’da geçirdiğimiz gecenin ardından sabah son eksiklerimizi gidermek için pazara gittik ve öğlen 11’de ancak yola çıkabildik. Bu sefer 5 kişiydik. Tahran’dan beri sık sık karşılaştığımız İtalyan bisikletçi Mirko da aramıza katılmıştı. Yüksek irtifa hastalığı sebebiyle 5 gündür kaldığı Murghab ona yetmişti.

Murghab’dan birkaç kilometre sonra yolun 1 ay önce sel ile yıkıldığını öğrenmiştik ama kimse bize o nehrin 1 ayda kuruduğunu ve geçen tırların dere yatağından yeni bir yol yarattığını söylememişti. Nasıl geçeceğiz diye düşünürken, yandaki yoldan kolayca fiti fiti geçtik.

D0493 (20)-FOW-Tajikistan

 

Yolda Japon bisikletçi Minoru ile karşılaştık. 20 yaşında bisikletiyle dünyayı dolaşmaya başlamış. Birkaç ay Japonya’da değişik işlerde çalışıp kazandığı parayla dünyanın bir yerlerinde pedallamaya gidiyor. Hala ilk bisikletini kullanıyor ve şu an 34 yaşında!

D0493 (32)-FOW-Tajikistan

Mirko bütün gün çok yavaştı hastalığından ötürü. Bazen aramızda nerdeyse 30 dakikalık fark açılıyordu. Ama akşam kamp atınca öğrendik ki tek neden yüksek irtifa hastalığı değilmiş. Hemoroitten şüpheleniyor. Bir bisikletçinin başına gelebilecek en kötü şey. 58 km’de 553 m tırmandık.

Ertesi sabah dünden beri takip ettiğimiz çitler devam etti. İlk başta mayınlı bölge sanmıştık ama haritaya bakınca aslında Çin’e çok yaklaştığımızı ve bunların da sınır çiti olduğunu fark ettik. Doğru düzgün yolu bile olmayan Tacikistan’da böylesine kaliteli ve özenlice dizilmiş çitler görmek şaşırtıcı; muhtemelen Çin’in parasıyla yaptırılmıştır.

Bugün hayatımızın en yüksek geçidine tırmanacağız ve sabah pedallamaya başlamamızla birlikte aşırı soğuk bir hava, önden çılgınca eser rüzgâr da beraberinde başladı. Geçide son 4 kilometreye kadar yol asfalttı ama zaten sert tırmanış da o son 4 km’de! Asfaltın bitip tırmanışın başladığı noktaya yani geçide 4 km mesafeye geçit işareti koymuşlar; Akbaital 4655m! Neden buraya arkadaş? Buraya kadar getirmişsiniz de son 4 kilometrede taşımaya mı üşendiniz? Neyse klasik ‘geçit işareti önü’ fotomuzu çekilip başladık pedallamaya. Henüz 100 metre ilerlemiştik ki Mirko devam edemeyeceğini söyledi. Bizim de rüzgârdan dolayı moralimiz düşmüştü ve mola verdik. Tam orada yaşayan 2 çocuklu bir ailenin evinde… Kadının çay ikramıyla birlikte kendi yemeğimizi hazırlayıp yedik. Mirko artık yüzüstü yatmaktan başka pozisyonda duramıyor. Bu gece burada kalıp ertesi gün araba bulup Kırgızistan Osh’a kadar gidecek. Eğer minik de olsa yarına iyileşme ve beraber pedallama ihtimali olsaydı, onunla kalır ve geceyi burada ona destek olarak geçirirdik ama arabayla gitmeye karar verince biz de yemekten sonra onu geride bırakıp yola devam ettik. Gerçekten zorlu bir tırmanışın ardından “Dünyanın Çatısı”na, Akbaital geçidine, bisikletle yolculuğumuzun en yüksek noktasına, 4655 m yüksekliğe vardık! Harika manzara, çevremizde otlayan Marco Polo keçileri hayal ederken çöp ve manzarayı kapatan tepeden başka bir şey bulamadık yine de fotoğraf çekmesek olmazdı!

İniş, harika bir manzarada olmasına rağmen yolun aşırı kötü olması sebebiyle epey yordu bizi. Tırmanırken asfalt olmasa da en azından deliklere girmeden slalom yapabilecek kadar düzlük bulabiliyorduk ama inişte delik, taş, dalgalı yol, hepsi birden bizi bekliyordu. Bu dalgalı yol bizi Kırgızistan sınırına kadar da bırakmayacaktı.

D0494 (58)-FOW-Tajikistan

Geçitten sadece 5 km uzaklaşıp 4200 m yükseklikteki platoda akşam için durduk. Gün boyu 34 km’de 628 m yükselmiştik.

Dünkü yorgunluğun ardından bugün geç kalkmaya karar vermiştik. Bir de üzerine saatler süren kahvaltı eklenince ‘ee hiç çıkmayalım yola bari’ dedik ve oy birliğiyle kabul edildi. Manzaramız harika, yanımızda çılgınca akan nehir var, yemeğimiz de var; daha ne isteyelim!

Tabii öyle boş durmaya gelmez; başladık çamaşırları yıkamaya. Daha doğrusu ben yıkıyorum, Nico sıkıyor; gücüm yetmiyor sıkmaya sonra 3 günde kurumuyor kıyafetler. Nico’nun kol kasları bu aşamada devreye giriyor. Yıkarken elimde çitiliyorum ama nehir kenarında kocaman kayayı görünce ‘dur bakayım üzerinde çitileyeyim, nasıl oluyormuş’ diyerek başladım çitilemeye. Ay leş gibi kahverengi su aktı. Kendimden iğrendim yeminle. Günlerdir tozun toprağın arasında yaşamaya normal gerçi!

D0495 (17)-FOW-Tajikistan

Bir rekor daha kırdım! Kendi rekorum tabii ki, öyle başkalarının rekorunu kıracağım diye strese giremem! Ne rekoru mu? 17 gün saç yıkamama rekoru… Tebrikleri özelden mesaj atın canım. Eriyen buzların oluşturduğu buz gibi suda ne kadar dayanabildiysem artık…

Bir ara geçitten inen 4 bisikletçi geldi yanımıza; biri Thorsten. Biraz muhabbetten sonra yola devam ettiler. Ferah, sessiz, huzurlu ve haliyle dinlendirici bir gündü.

Ertesi sabah yola devam ettiğimize yolun daha da iğrençleştiğini fark ettik. 14 km boyunca washboard (dalgalı) yol… Hoplaya zıplaya gidiyoruz. 15. kilometrede asfaltı ve dinginliği bulduk.

D0496 (17)-FOW-Tajikistan

Washboard yol

Zıplamaktan hepimiz yamulmuştuk. Manzara Karakul gölü’ydü. Git git sürekli dibindeydik, ne büyük bir gölmüş. Yolun göle en yaklaştığı yerde de Karakul kasabası…

D0498 (29)-FOW-Tajikistan

Karakul gölü

Buranın büyük bir kasaba olacağını ve yemek alabileceğimizi düşünmüştük ama yanılmışız. 45 dakika boyunca bakkal aradık. Küçücük köyde 45 dakika nasıl aradık derseniz; bakkal, bir evin odası ve dışarıdan anlaşılmıyor. Sora sora ve birçok kez yanlış yönlendirilerek sonunda bulduk. İşimize yarayan sadece pirinç vardı. Kadın da bir suratsız ayyy… Muhtaç olmasak bakmam yüzüne… Sonradan başka bir bakkal daha bulduk ve buradan da tozlu bisküvi ve tozlu makarna aldık; ölmesek bari! Homestay’in birinden de ekmek istedik. Zorla verdiler. ‘Burada kalırsanız ekmek veririz’ demeye getirdiler ama bizdeki ‘yok artık daha neler’ surat ifadesini görünce bir yarım ekmek veriverdiler, sağ olsunlar!

Karakul’u 5 km geçince durduk. Bu bölgede kamp yeri bulmak zordu. Her yer düzlük ama göl büyüyüp küçüldüğü için yerler çamur. Bir tutam ot bulunca üstüne attık çadırları hemen. 59 km pedallamışız. Çok tırmanış yoktu bugün; sadece 233 m…

D0498 (5)-FOW-Tajikistan

Dün akşama doğru bir yorgunluk vardı üzerimde; çok da çılgın pedallamamıştık aslında. Sebep neydi diye düşünürken gecenin bir köründe karnımdaki kramplarla uyanıp son hızla attım kendimi çadırın dışına. Biraz daha oyalansaydım benim uyku tulumu sizlere ömür olacaktı. Arkadaş buraya da yazılmaz da neydi o yaaaa..  Resmen midemde bağırsaklarımda bir şey kalmadı, hepsi çıktı. Daha fazla iğrençleşmeden toparlıyorum. Yan çadır çıkardığım seslere uyandı diyeyim, siz oradan anlayın! Geri yatsam da sabaha kalkamadım. Kramplar, sürekli tuvalete koşturmalar, öksürmeler derken bu çamurlu kamp yerinde bir gece daha geçirmek zorunda kaldık. Eric ve Charlotte da beklediler canlarım. Reklam gibi olmasın da Ogastro hapını alınca karnımdaki kramplar epey hafifledi. Son 2 haftadır gece uyurken burnum tıkanıyor ve nefes almak da zorlanıyorum. Yükseklikten mi yoksa grip gibi bir şey mi bilemiyorum ama gece yatarken burnuma viks sürüyorum; baya faydası oluyor nefes almaya.

Ertesi gün hala tuvalete gidiş sıklığım değişmemiş olsa da en azından aşırı halsiz değildim. Yola çıkmaya karar verdik. Sabah kalktığımızda kar yağıyordu (24 Ağustos). Karakul gölü manzarasında bir süre pedalladıktan sonra gerimizde bırakıp ilk geçide vardık. Zorluydu fakat daha da zorlusu bekliyordu. Tabii ben baya arkadan geliyorum. 4232 m yükseklikteki Tacikistan sınırları içindeki son geçidimiz olan UyBulaq geçidine çıkmak hasta olduğumdan sanırım hiç de kolay olmadı; in çık in çık.

Uybulaq geçidi öncesindeki mini geçit

Uybulaq geçidi öncesindeki mini geçit

Geçit sonrasında hemen solumuzda harikulade görüntüsüyle 7134 m yüksekliğindeki Peak Lenin belirdi. Herkes büyülenmişti ve kimse bir vadiye çıktığımızı ve önümüzdeki platoda sağlı sollu her yerde oluşan oluşan hortumları görmemişti. O hortumlara sebep olan rüzgârı da hiç beklemediğimiz bir anda suratımızda tokat gibi hissettik. Aniden vurduğu için sarsıldık epey. Ama hiçbirimiz düşmedik bisikletten. Yolun bundan sonrası anamızı ağlatacaktı! Hem rüzgar hem de geçit sonrası washboard olan yol… Biraz daha ilerledikten sonra sol tarafta iyi saklanmış bir askeri sığınak / nöbet kulübesi gibi bir şey bulduk. İçi tozlu olsa da rüzgardan korunmak ve yemek yemek için uygun bir yerdi. Yemek sonrası minik bir tepenin arkasına sığınarak çılgın rüzgar altında çadırları kurduk. Gün boyu tuvalet molalarımı saymaya gücüm yetmedi, bitsin bu lanet hastalık! Gün boyu 52 km yapıp 422 m tırmandık.

Son gün… Tacikistan ve Pamir maceramızı bir geçitle sonlandıracağız bugün; 4336 m’deki Kızıl Art geçidi. Ama öncesinde washboard yolu tırmanıp sınır polisine varmamız lazım. Bu kontrol noktası en kolayı oldu. İnterneti geçtim, elektrik bile yok; deftere yazıyorlar. Khorog’da 1000 stresle aldığımız ’30 günden fazla kalma’ iznini sormadılar bile! Neyse ‘ya sorsalardı’ diyerek rahatlıyoruz. Kontrolden hemen sonra 17 km boyunca pedallayacağımız tarafsız bölgede bekliyor bizi geçit.

Geçide bir Marco Polo keçisi heykeli dikmişler! Her anlamda zorlu ama bir o kadar da güzel Tacikistan’ı geride bırakıp sıradaki ülkemiz Kırgızistan’a geçiyor olmamızı o şaşaalı duruşuyla selamlıyor adeta! Sana da selam olsun yüzünü göstermeyen Marco Polo keçisi… Belki başka sefere…

D0499 (31)-FOW-Tajikistan

Tacikistan’da kaldığımız 41 günün 27’sinde pedallayıp, 14’ünde dinlendik. 1477 km pedallayıp, 18334 m tırmandık.

Ve sıradaki ülke Kırgızistan…