Elveda Orta Asya

Elveda Orta Asya

29

AĞUSTOS 2015

 

Gün:503 – 12991 km
Oş, Kırgızistan

Oş, yaklaşık 1 aylık zorlu Pamir’in yorgunluğunu atacağımız, Çin’e fiziksel ve psikolojik olarak hazırlanacağımız, midemize bayram vereceğimiz ve en önemlisi Orta Asya’ya veda edeceğimiz önemli bir şehir… Oş’da bir hafta kadar dinlenmeye karar vermiştik. Bir hafta 9 güne çıktı. Çin vizemiz başlamayacak olsa daha da kalırdık. Kaldığımız o günleri iyi değerlendirdik.

Daha önceden duyduğumuz en ucuz olan yerde; Bayana Guest House’ta kalacağız. Gerçekten ucuz; 2 tane çift kişilik yatak olan bir odada kalıyoruz. 2 katlı evin alt katı bize ait. Banyo ve mutfak bize ait ve kişi başı 300 som yani 5 dolar.

Otelde, Tacikistan’ın en yüksek geçidine beraber tırmanırken hemoroidi azıtan ve oradan arabayla devam etmek zorunda kalan İtalyan bisikletçi Mirko ile karşılaştık. 5 gündür buradaymış. Doktora gitmiş ve yeni yeni yürümeye başlamış. Yazık be! Bir bisikletçinin başına gelebilecek en zorlu hastalık!

Otele yerleşir yerleşmez, polis ofisine gidip her Türk vatandaşının olduğu gibi benim kaydım için gerekli kâğıdı alıp otele gittik. Otelin bu kâğıdı doldurması ve damgalaması gerekiyor. Doldurunca polis ofisine geri götürdük. Polis 50 som istedi. Bu paranın rüşvet olduğu adamın her halinden belli oluyordu. ‘50 yok, 20 versek olur mu?’ deyince hiç ses etmeden kabul etti. Gerçekten de yanımızda para yoktu çünkü daha bozdurmamıştık. Bu son işlem değildi, başka bir yere daha gidip onaylatmamız gerekiyordu fakat mesai saati bittiği için, ertesi günlerde 3 günlük tatil olduğu için haftaya götürecektik. 3 gün sonra tarif edilen yere gittiğimizde, başka yere gönderdiler, sonra başka yere ve en son da ilk gittiğimiz polis ofisine… Oradaki adam ‘aa 2. damgayı da biz vuruyoruz, arkadaş sizi niye başka yere göndermiş ki?’ deyince cinler attı benim tabii. Üzerine bir daha rüşvet istendi ama kulaklarımdan çıkan dumanı görünce geri adım attı eleman. Rüşvetimizi vermeden çıktık.

31 Ağustos, Kırgızistan’ın Rusya’ya karşı bağımsızlığını kazandığı gün ve bizim bayramlarda olduğu gibi şehirdeki bütün okulların öğrencilerinin garip kıyafetlerle yürüdükleri bir geçit töreni yapıyorlar. Başbakan gelmiş Bişkek’ten. Konuşmasının ardından gençler Başbakanın önünde eski Türk danslarını yapmaya başlayınca bir gazeteci edasıyla koruma polisinden sıyrılıp Başbakan’a 2 metre mesafe kalıncaya kadar yaklaştım. Onun fotoğrafını çekeceğimden değil, onun açısından görüntü daha iyi olduğundan… Biraz fotoğraf çektikten sonra sanırım bir gazeteci coolluğu ile değil de daha çok ibiş gibi ortalarda dolandığımdan olsa gerek yaşlı bir polis amca yüzündeki sırıtışla yanaşıp kışkışladı beni halkın arasına.

Oş’un aradığın çoğu şeyi bulabileceğin kocaman bir pazarı var. Bisiklet yedek parçalarının olduğu bir kısım da var. Tüm bir günümüzü bu pazarda geçirdik. Onun haricindeki günlerde kendimize mahsus mutfağımızda değişik yemekler pişirdik. Bir gün ördek bile pişirdik!

Tacikistan yazılarımı okuyanlar, Nico’nun direksiyonunu kırdığını hatırlayacaklardır. Oş’a kadar minik bir tamir hamlesiyle gelen Nico, burada yeni bisikletine kavuştu. Çek Cumhuriyeti markası AZUB, hiçbir ücret ödemeden Nico’ya yeni bir gövde göndermeyi kabul etmişti. Çek’den Bişkek’e kolayca gelen bisiklet, Bişkek’ten Oş’a bir türlü gelemedi. AZUB’un Çek DHL ile, bizim Kırgızistan DHL ile yazışmalarımızın ardından, Oş’a kesinlikle yollamayacağını söyleyen DHL’ye sinirlenen Nico, 12 saatlik yolculukla Bişkek’e bisikletini almaya gitti. Bişkek DHL’ye vardığında ‘aa biz sizin kargoyu bu sabah Oş’a yolladık’ cevabını alınca sinir küpü olarak Oş’a geri döndü. Kısaca yazsam da Oş’daki kalışımızı uzatan sebep aslında buydu. Sonunda Oş’da bisikletine kavuşan Nico, bütün her şeyi bir araya getirmek için 1,5 gününü harcadı. Ben de eş zamanlı olarak kırık bisikleti Türkiye’ye göndermek için epey mesai harcadım. Gerzek DHL ile ve onun rüşvetçi çalışanları ile eski bisikleti Bişkek’e göndermeyi başardım. Oradan da hiçbir kargo şirketine muhtaç olmadan, dostlarımızın yardımıyla, Türkiye’ye göndereceğiz.

Bu kadar stresin arasında bir de Ermenistan’dan beri aylardır beraber pedalladığımız Charlotte ve Eric ile vedalaşmak durumundayız. Charlotte’un ablası evleneceği için 1 aylığına Fransa’ya gidiyorlar. 1 ay sonra onlar buraya döndüğünde biz çok uzaklarda, Çin’de olacağız. Beraber son günümüzde, bir Türk kahvaltısı donattım gençlere. Yoldaşımız, sırdaşımız, gülücüğümüz, gözyaşımız, Canımız ciğerimiz Charlotte ve Eric; elveda!

Bizim Bayana Guest House’ın yanında bisikletçiler tarafından tercih edilen başka bir Guest House daha var; Tes Guest House. Birkaç gün önce beraber pedalladığımız Lindalar bizden bir gün sonra gelip oraya yerleştiler. Daha ucuz olduğu için bahçede çadırda kalıyorlar. Bizimkine göre biraz daha pahalı. Ucuzluk tercih edenler bizim kaldığımız Bayana Guest House’a gelebilir ama şöyle bir durum var; bu sene bu rotada pedallayan arkadaşların çoğu bizim gibi Tahran’da 3 aylık Çin vizesi aldı. Bu vize, aldığımız günden itibaren 3 ay içinde başlıyordu ve hepimiz bu 3 ayı İran, Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan’da harcadık. Maalesef Kırgızistan’a vakit kalmamıştı. Pamir’in yorgunluğunu atmak için Oş’a gelen ama Kırgızistan’ın daha da kuzeylerine gitmek istemeyen çoğu bisikletçi bu rotayı geri gitmek için taksi kiralıyor. Biz de arkadaşlarımız gibi taksi kiralamaya karar verdik. Taksicilerin olduğu yere gidip Türkçe-Kırgızca konuşarak işimizi kolayca halletmiştik. Bizi alacağı günden 1 gün önce kesinleştirmek için telefonla aramamız gerekiyordu fakat telefonda anlaşacak kadar anlamıyorduk birbirimizi. O sebeple hostelin İngilizce konuşan sahibine arattım. Telefonda konuştuklarını az çok anlıyordum. Ve hostelin sahibi ‘gelmeyin, iptal ettiler’ dedi taksicimize. Nasıl yani? Telefonu kapatınca da bana dönüp ‘İşi çıkmış, gelemeyecekmiş, ama endişelenmeyin, bizim tanıdığımız taksici var.’ dedi. Pislikler sizi! Aklı sıra parayı kendi tanıdığına yedirecek. Çok sinirlendik ve tabiiki kabul etmedik. Taksicilerin olduğu yere gidip kendimiz başka taksici bulduk. Saati de kesinleştirdik ki aramamıza gerek kalmasın. Böyle işte; hala ‘ben bu hostele giderim’ diyen varsa kendi bilir.

Oş’dan Sarıtaş’a tuttuğumuz araca her şey dâhil 40 ödedik. Şoför amca çok tatlı ve yardımsever çıktı. Oş’dan bu tarafa daha önce hiç gelmemiş. Her 5 km’de bir ‘wow harika’ deyip durdu rengârenk toprakları, dağları tepeleri, karlı geçidi görünce. Karlı geçit demişken; geçen hafta burada pedalladığımızda hava harikaydı, her yer yurt ve hayvan doluydu. 1 hafta içinde herkes toplamış pılısını pırtısını. Geriye sadece yurtların aylardır ezdiği çimenlerdeki yuvarlak iz kalmış. Hüzünlü bir tabloydu. O güzel ve dolu halinde buralarda pedallamış olduğumuz için şanslıyız!

3 saatlik araba yolculuğumuzun ardından, 1 hafta önce Tacikistan’dan gelip de doğuya Çin’e doğru değil; kuzeye Oş’a doğru devam ettiğimiz yol ayrımına vardık. Eşyaları boşalttıktan sonra çılgın rüzgârın, yağmurun ve hatta bazen de dolunun (7 Eylül) ortasında pedallamaya başladık. Tacikistan’ın 4000 metrelerinde her ne kadar aklimatize olmuş olsak da 1000 m yükseklikteki Oş’da geçirdiğimiz 1 hafta içinde tüm aklimatizasyonumuzu kaybetmiştik. Taksiyle çat diye 3200 yüksekliğe çıkıp da pedallamaya başlayınca epey zorlandık tabii ki. Doğanın görsel şovu, zorluğu biraz da olsa sönümlüyordu fakat yine de çok fazla ilerlemeden 17 km içinde durduk. Zaten akşam da olmuştu.

Bütün yurtlar gitti demiştim ama geriye bazı karavan-konteynır karışımı yerleşkeler kalmıştı. Issızlığın ortasına değil de onların yanına çadırımızı kurup Kırgızistan’daki son gecemizde bu ülkenin güzel insanlarıyla olmak istedik. Çadırımızı kurduktan sonra konteynırlarına çaya davet ettiler. Sobayla ısıtılan konteynırda çay keyfi paha biçilemezdi, özellikle dışarıda dondurucu soğuk olunca… Evin kızı Nurzada’nın hemen önümüze getirdiği yak sütüyle yapılmış yağ, yumuşacık ekmek ve sarımay (daha sarı tereyağ) da cabası…

Son Kırgız misafirliğimize istemeye istemeye veda edip de çadıra döndüğümüzde yemek yaparken ocak bozuldu. Üzerine bir de çadırın iç tentesinin fermuarı bozuldu. Zaten Nico’nun ön tekerinden bütün gün ses geliyordu. Yettiniz be! Tek tek gelseydiniz keşke! Neyse, yarın yeni bir gün…

Gece boyunca yağan kar karşıki dağları örterken, bizim çadırın üstü sadece biraz donmuştu. Çadırı toplarken bu sefer de yan konteynıra kahvaltıya davet edildik. Buranın oğlu Bayrambek harika bir kahvaltı hazırladı bize.

Kahvaltıdan sonra herkesle vedalaşıp 3500 metredeki geçide doğru tırmanmaya başladık. Bugün de aşırı rüzgâr vardı. Aklimatizasyon eksikliğimizi çok yoğun bir şekilde hissettik geçide varana kadar. Geçit sonrası, çılgın bir inişle kontrol noktasına vardık. Buradaki kontrolden sonra inişli çıkışlı yorucu bir yol bekliyordu. Sınıra vardığımızda onlarca konteynırdan oluşan bir kasabayla karşılaştık. Elektriklerin kesik olduğu sınırın açılmasını beklerken sınır kapısının dibindeki marketlerde son Kırgız paralarımızı harcadık. Sınır kapısı açılınca kontrole girdik. Oş’da o kadar da stres olup yaptırdığım kaydın kâğıdını sormadılar bile! ‘Türkler Kırgızistan’a girişten 5 gün içinde polis karakoluna kayıt yaptırmak zorundadır.’ kuralı bir palavraymış yani! Çantalara da bakmadılar. Lay lay lom geçtik tarafsız bölgeye. Tarafsız bölgede 3 km’lik çılgın bir tırmanışla Çin sınır kapısına varmış olduk.

Kırgızistan’da geçirdiğimiz 15 günün 7’sinde pedallayıp, 8’inde dinlendik. 305 pedallayıp 2906 m tırmandık.

Çok kısa kaldığımız Kırgızistan’a doyamadık.  Güzel insanlarıyla, en çok özleyeceğim ülkelerden biri olarak yer etti kalbimde… Kesinlikle tekrar görüşmek üzere Kırgızistan!