Film Setindeyiz

26
EYLÜL 2014

Gün 165 – 5617,39 km

Mokra Gora, Sırbistan

Sırbistan; Bölüm 2

“Film setindeyiz ! Ben ‘ay makine, fotoğraf, ölüyorum, Emir beni diskoya götür’ diyene kadar Emir Kusturica yoluna devam ediyor:/ ”
Belgrad’ta Couchsurfing’den tanıştığımız Vasko’da kaldık. Kendisi birçok dili, özellikle de Türkçe’yi çok iyi konuşan bir çevirmen. Belgrad’taki ilk işimiz, her yerde gördüğümüz ‘cevapcici’ kebabını yemek oldu. Kendisi İnegöl köftenin biraz iricesi. Sırbistan’daki biricik öğle yemeği alışkanlığımız ise börek! Mükemmel ötesi, kocaman ve ucuz; bir insan daha ne ister ki?
Nico’nun mesleği sebebiyle, uluslararası hava alanının yanındaki uçak müzesini ve içindeki 2. dünya savaşından ve 20 yıl önceki savaştan kalan uçakları kaçırmamız söz konusu olamazdı:) Bu müze dışında başka müzeye girmek istemedik. Onun yerine Belgrad sokaklarında saatlerce dolandık ve sonra bisikletleri bıraktığımız çiftliğe geri döndük.

Ankara’ya gidip gelmemden dolayı 10 gün pedallamamıştık. Ee haliyle başlangıç zorladı biraz ve sanki Jalovik’teki bu çiftlik dönüm noktasıymış gibi Macaristan’ın başından beri dümdüz geldiğimiz yollar tırmanmaya başladı. Üzerine yağmur… Tekrar yola çıkışımızın şerefine bir de lastiğimi patlattım:) Fransa’daki çividen sonra ilk kez…
Akşam kampımızı atmak için yer ararken yaşlı bir amcaya ve bu köyden olmadığı belli olan bir bayana rastladık. Ortak dil olmadığı için kadın telefonla oğlunu aradı ve onunla İngilizce konuştuk. Bu gece kamp yapacak yer aradığımızı anlayan ikili, kendi aralarında derdimize derman aradılar ve sonra amcayı takip etmemiz gerektiğini anladık. Kadınla vedalaşıp amcanın arkasına küçük ördek yavruları gibi dizildik nereye gittiğimizi bilmeden. Biraz yürüdükten sonra amca biraz beklememizi işaret etti ve gitti. Geldiğinde bize karşıdaki inşaat halindeki evin 2. katını gösterdi. Beklemediğimiz bir teklifti ve böyle bir tecrübeyi kaçırmamak için hemen atladık mekana:) Meğer bina, amcanın komşusununmuş ve ondan izin alıp gelmiş. Ev sahibi olan komşu da bir süre sonra gelip çantaları taşımamıza yardım etti. Ertesi sabah da ev sahibinin kızı gelip bize kahve ve üzüm getirdi. Müthiş ötesi insanlarsınız hepiniz….
Günlerdir dinmeyen yağmur yüzünden çadırımız ve bütün kıyafetlerimiz sırılsıklam oldu. Son günlerde hep geçitler hep yüksekler… Artık eylül sonu ve ıslaklık dondurmaya başladı. Yolculuğumuzun 163. günü ve ilk kez bir otelde kalmaya karar verdik; Bajina Basta’dayız.

Bajina Basta’dan ayrıldığımız gün vardığımız geçitte öğle yemeği için mola verdiğimiz benzinliğin çimenliğinde uyuklarken, birden çocuk sesleriyle uyandık. Bisikletlerimizin çevresini bir sürü çocuk sarmıştı. Bakışlardan bir sürü soru olduğu belliydi. Cevaplamak için yanlarına gittiğimizde başlarındaki öğretmenleri bizi kahve içmeye davet etti. Çocuklar, Tara Milli Parkı’na bir haftalık kampa geliyorlarmış. Bizi kahve içmeye davet eden Igor ise çocuklara doğayı tanıtmakla görevli öğretmenmiş. Igor daha önce burada başka bir Fransız otostopçu ile karşılaşmasının hikayesini anlattı. O Fransız, otostopla Japonya’ya giderken burada 1 ay kalarak bir sal yapmış ve dünyadaki en kısa (365 m) nehir olarak tanımlanan bu nehri kendi yaptığı salıyla geçtikten sonra yola devam etmiş. Bu Fransızlar bir enteresan yaa:)

Sıradaki durağımız Mećavnik; çılgın yönetmen Emir Kusturica’nın ‘Život je čudo‘ yani ‘Hayat bir mucizedir’ filmi için inşaa ettirdiği köyümsü film seti. Tabii aynı zamanda turizme katkı sağlaması için; çünkü şu anda otel olarak kullanılıyor. Yönetmenlerin, sporcuların, yazarların vs. adlarını sokak levhalarında görüyoruz; Nikola Tesla, Ivo Andric, Ingmar Bergman, Federico Fellini, Che Guevara, Maradona… Çok şeker, şirin ayrıntılarla dekore edilmiş; içinde açık-kapalı havuzlar, çeşit çeşit kafeler bulunan minik bir köy…

Emir Kusturica’nın köyünden çıktıktan sonra Mokra Gora’da kamp yapmak için yer ararken bize yardım elini uzatan bir amca çıkıyor karşımıza. Bungalov evlerini turistlere kiralayan bu amca, bize bahçesinde çadır kurmamız için izin veriyor. Sohbet esnasında bisikletlerimizi gören bir araba duruyor ve içinde 100 metre öteden görsem bile tanıyacağım Emir Kusturica! Ben ‘ay makine, fotoğraf, ölüyorum, Emir beni diskoya götür’ diyene kadar Emir Kusturica film setine doğru yoluna devam ediyor:/ Sohbet ettiğimiz amca heyecanımı görünce ‘Emir her gün buralarda. Yarın da görürsün kızım merak etme’ diye beni teselli ediyor. ‘Emir’ dedi koskoca yönetmene ya, askerlik arkadaşı zaar:)

Sırbistan’daki son günümüzde 70’lerde kapanan ve 1999’da restore edilerek tekrar açılan ‘Sargan 8’ olarak bilinen tren yolculuğuna çıktık. Tren, büyüleyici manzaralardan geçerken, hiç hissettirmeden yüzlerce metre yükseliyor. ‘8’ şeklindeki rotasını 3 saat içinde tamamladıktan sonra başlangıç istasyonuna dönüyor.

Sırbistan, ben çocukken Bosnalıları kurtarmak için gönderilen Türk askerlerinin geride kalan eşlerinin gözyaşları demekti benim için, korku demekti, komşumuzun iyi haberlerini beklemek demekti. Sırbistan’da kaldığımız her gün, açılan her savaş konusunda komşumuzun ağlayarak eşinin bavulunu hazırladığı sahne geldi aklıma ve içten içe huzursuzdum. Ama 19 gün kaldığımız Sırbistan’da geçirdiğimiz her gün, tanıştığımız her insan, küçükken yerleşmiş ve üzerine hiç sorgulamadığım bu görüntünün silinmesini sağladı. Aksine şimdiye kadar pedalladığımız ülkeler arasında en çok sevdiğimiz, bizi en içten karşılayan, tanrı misafiri olarak görüp bağırlarına basan hiç unutmayacağımız güzel insanlarla tanıştığımız ülke oldu. Hepsine binlerce kez Hvala!

Sıradaki maceramızı okumak için tıklayınız.

Bir önceki yazımıza dönmek için tıklayınız.

error: Content is protected !
Bültenimize abone olun!

Bültenimize abone olun!

Şu anda nerede olduğumuzdan, hakkımızdaki gelişmelerden, ülkelere dair son yazılarımızdan ve son fotoğraflarımızdan haberdar olmak için lütfen bültenimize abone olun!

Teşekkür ederiz!

Pin It on Pinterest

Share This