Garonne Kanalı

Gün 20

Öğleden önce bisiklet parkurundan geçiyoruz. Bisiklet parkurunun araba yollarıyla kesiştiği yerlerde yavaşlayıp, sağa sola bakıp geçmek gerekiyor. Tabii araba geçmesi halinde aniden durma ihtimaline karşı SPD denilen, pedalın daha kolay çevrilmesini sağlamak için ayakkabıyı pedala kilitleyen sistemi çıkarmayı unutmamak gerekiyor. Hah işte tam o noktada ben ve muhteşem hacı yatmaz düşüşüm devreye giriyoruz. Aman Allah’ım, dağlara taşlara, uçan kuşlara… Nasıl düştüm ben öyle ya? Hala ne olduğunu anlayabilmiş değilim. Kesişim noktasına gelirken yavaşladım, sonra bir çığlık duydum, sonra çat pat sesler, en sonundaki ellerimdeki ve bacağımdaki ağrıyla sahneye geri dönüyorum. Meğer SPD’yi çıkarmayı unutmuşum ve o çığlık bana aitmiş. Nico da çığlımı duyunca kendi bisikletini fırlatıp gelmiş. İngilizce bilmeyen Claude, bülbül gibi şakıyıp “İyi misin?” diye soruyor. Nazar hep bunlar… Yola devam…

Diz ağrım hala benimle ve 57 km sürdükten sonra Loupiac de la Réole’de bir çiftlik evinin bahçesinde iki çadırlık kampımızı kuruyoruz.

Gün 21

Dün akşam kamp kurduğumuz bahçenin sahipleri bize çiftliklerinden 6 tane yumurta verdi ve fotoğrafımızı çekti. Aslında dün akşam çekmek istemişler ama sormaktan çekinmişler. Ben o hissi sürekli yaşıyorum çünkü bize yardım eden ya da bir şekilde hoş sohbet ettiğimiz herkesin fotoğrafını çekmek istiyorum ama bazen absürt kaçabiliyor.

D0021 (1)-FOW

Bugün, 2 gündür bizimle pedallayan Claude’a veda ettik. Nico babasıyla vedalaşırken kendi ailemi ne kadar özlediğimi anladım:( Ama hemen ardından; güzelliğiyle, Claude’a vedamızın hüznünü biracık da olsa azaltan Garonne Kanalı bisiklet parkuruna girdik. Toulouse’a kadar 300 km boyunca kanal kenarında güzel manzara eşliğinde pedallayacağız. Kanala girdikten birkaç kilometre sonra antika ve 2. el pazarıyla karşılaştık. Bisikletleri satmak istesek baya alıcı çıkardı:) Baya ilgi çektiler. Hatta ekmek satan bir ikili bize bir köy ekmeği hediye etti.

D0021 (9)-FOW

Claude’dan ayrılmanın verdiği hüzünden midir nedir bugün pek pedallamak gelmiyor içimizden. Sanki doğa bunu anlamış gibi ilk önce antika pazarını ardından da at yarışlarını çıkardı önümüze. Daha önce canlı canlı hiç izlememiştim. At azıcık kımıldansa üstünden düşecek kadar küçük çocuklar, atlarının kendilerine itaat etmelerini sağlayarak bariyerlerden atlatmalarını sağlıyorlardı. Aralarından birkaç tanesi atın aniden bariyer önünde durmasıyla düştü de. Ama 10 dakika sonra tekrar şanslarını deniyorlardı. Bu korkusuz çocukları seyretmek, atların kendisinden daha ilgi çekiciydi bence.

D0021 (25)-FOW

Kamp yeri ararken Bulgar bir aileyle karşılaştık. Yıllar önce Bulgaristan’daki zor hayat koşulları sebebiyle İspanya’ya göçmüşler. Uzun süre orada yaşadıktan sonra ekonomik kriz sebebiyle arabaları hariç her şeyi satıp 3 çocuklarıyla birlikte Almanya’ya doğru yola düşmüşler. Fransa’dan geçerken de geceledikleri kasabalarda günlük işler yaparak para kazanıyorlar. Aslında Türk ailelerden geliyorlar. Adları Nevin ve Salih… En son küçükken Türkçe konuştukları için çok az hatırlıyorlardı. Nico’yla İspanyolca iletişim kurdular. Nico da uzun zamandır İspanyolca konuşmadığı ve özlediği için bu fırsatın tadını çıkardı.

Bugün dizim ağrımadı. Hatta öğleden sonra normaldeki hızımızdan saatte 4-5 kilometre fazla hızla sürdük. Buzet-sur-Baïse’ye kadar 52 km sürdükten sonra kanal kenarında ücretsiz bir karavan kamp alanı bulduk. Çadırı kurup yemeği yedikten sonra yakınımıza bir balıkçı gelip eşyalarını kurdu. Fransa’da oltayla balıkçılık yapmak için lisans gerekiyormuş. Ayrıca gece boyunca tuttukları balıkların fotoğraflarını çekip sabah tekrar suya bırakıyorlarmış. Yani gerçekten spor olsun diye yapıyorlar. Yarın balıkları bırakmadan önce bizim uyanmamızı bekleyecek. Biz bu balıkçıyla sohbet ederken hiç haz etmediğim davetsiz bir misafirle karşılaştık. Kuyruğu da dâhil 1 metre uzunluğunda bir su sıçanı. Balıkçının söylediğine göre bu bölgede tek başına yaşıyormuş ve biz çadırımızı onun favori alanına kurmuşuz. Gece çadırı kemirmese bari!

Gün 22

Sabah uyandığımızda çadırımızın yanında balık tutan balıkçı akşam tuttuğu balıkları salmak için bizi bekliyordu. 12, 10 ve 6 kilo ağırlığında kendisinin kaldırırken zorlandığı balıklar… Bu balıklar yenmiyormuş ama yenilenini de tutsaydı suya bırakacakmış.

D0022 (3)-FOW

Balıkçıyla sohbetten sonra çadıra şöyle bir göz gezdirdim; dünkü su sıçanı herhangi bir yeri kemirmiş mi diye ama şanslıyız, delik yok:)

Dün öğleden sonraki bizim için anormal yüksek hızımızı koruyarak sürdük bugün. Dizimin 1 hafta önce aniden başlayan ağrısı dünden beri yok. Umarım sonsuza kadar gitmiştir. Dizimin artık ağrımaması mı yoksa kanal boyunda gitmenin verdiği huzurdan mıdır nedir hızımız gayet iyi. Haydi hayırlısı… Darısı Alpler’deki yokuşlara:)

Bugün 7. evlilik ay dönümümüz şerefine, geçtiğimiz Agen’a özgü bir şişe şarap ve pasta aldık. Küçük ödülleri hak ettik; bahanemiz de var. Eee daha ne olsun? Bugünlük günlük bütçemizi biraz aşabiliriz:)

D0022 (9)-FOW

Yolda bisikletli yaşlı bir teyze bizi durdurup sorular soruyor. Çok tatlı ve enerjik bir teyze… Bu tarz olaylara alışkınız ama alışkın olmadığımız şey yolda durduran kişilerin kampımıza da gelmesi. Evet, nerede kalacağımızı sohbet sırasında öğrenen Gabie adındaki bu teyze arabasıyla kampımıza gelip fotoğrafımızı çekti. Bizi çok sevmiş ve fotoğrafımızı şöminesinin üstüne koyacakmış. Gençken bisikletiyle çılgın turlar yapan Gabie, aynı zamanda 1 günlük bütçemiz kadar bağışta bulundu. Sağolsun, renk kattı günümüze…

D0022 (8)-FOW

Bugün hamağımızı ilk kez deneyeceğiz. Hamağımız 2 kişilik ve uyku tulumlarıyla birlikte yatacağız. Umarım yağmur yağmaz ve umarım burnuma böcek girmez:)

Bugün Buset-sur-Baïse ve Donzac arasında 53 km sürmüş olduk.

D0022 (13)-FOW

Yolculuğa dair bütün fotoğrafları görmek için lütfen tıklayınız.

error: Content is protected !