Hakkımızda yazılanlar… Bisikletli Yaşam E-dergi

Bisikletli Yaşam dergisinin Şubat 2015 sayısındayız.

 

Dergiye pdf formatında ulaşmak için lütfen bizimle temasa geçiniz.

“Yatay bisikletle dünya turu… Avrupa, Asya, Okyanusya ve Güney Amerika’da pedallayacağımız koskoca 4 yıl… Biz kimiz? Nasıl karar verdik? Nereleri geride bıraktık? Bizleri neler bekliyor?”

Ben Gökben. İlkokulda doğum günümde ailem tarafından hediye edilen bir Jules Verne kitabıyla başladım seyahat etmeye. Küçükken kitaplarda bahsi geçen rotaları, haritalara detaylıca işleyerek kâğıt üstünde seyahat ediyordum. Lise yıllarında ise kendi başıma Türkiye’nin yollarına düşerek devam ettim seyahatlerime. Dağların sesini üniversitede kimya mühendisliği okurken duydum, Uzun süren bir dağcılık eğitimi aldım ve yıllarca dağlara gittim. Öğrenci harçlıklarımdan arttırdıklarımla yaz aylarında work and travel sistemiyle yaptığım 7 aylık Amerika seyahatim sonrasında, diğer kültürleri ‘tatilci’ adı altında değil de ne yapıp edip ‘seyyah’ adı altında gezmek istediğime karar verdim. Şansım yaver gitti ve hem gezi tutkumu doyasıya yaşayabileceğim hem de ilerideki büyük projem için para biriktirebileceğim bir işe girdim.

Küçüklüğünden itibaren Avustralya’ya gitme hayaliyle yaşayan eşim Nicolas, annesinin “Lise bitmeden olmaz.” sözleri üzerine özgürce gezebilmek için liseyi ve ardından da uçak mühendisi olarak mezun olduğu üniversiteyi bitirmiş. İlk uzun yolculuğu, Fransızca konuşulması sebebiyle tercih ettiği Kanada’ya olmuş. 18 ay boyunca Kanada’da 2. el aldığı karavanıyla turlamış. Kanada dönüşünde Fransa’da kalmak istemediğine karar verip Ankara’daki bir Fransız şirketinde iş bulmuş.

Nico’yla Ankara’da çalışırken tanıştık. Tanışmamızdan kısa bir süre sonra Türkiye’yi gezmeye başladık. Türkiye’den sonra otostopla Gürcistan’ı gezdik. Seyahat edemediğimiz dönemlerde Ankara’ya gelen turistleri evimizde ağırlamamızı sağlayan Couchsurfing internet sitesi sayesinde birçok yabancı gezginle tanışma fırsatımız oldu. Daha sonra aynı sistemin sadece bisikletçilere özgü olan versiyonu olan Warmshowers internet sitesiyle tanıştık. Bu site sayesinde, ağırladığımız insanları, zamanla bisikletçiler arasından seçer olmuştuk ve ilgimiz yavaş yavaş bisiklete yönelmeye başlamıştı. Bisikletin farkını ve ayrıcalığını bu uzun yol bisikletçileri sayesinde keşfettik. Bisiklet, doğayla rahatça iç içe olabileceğimiz, herhangi bir saatte bir yerde olmak zorunda kalmayacağımız, girdiğimiz ülkenin insanlarının bize çekinmeden yaklaşabileceği, kendi hayalimizi gerçekleştirirken doğayı egzoz gazına boğmayacağımız tek ulaşım aracı idi.

Bir ülkede daha verimli kalarak, sadece ünlü turistik yerlerini gezmekle yetinmeyip o ülkenin kültürünü özümsemek, insanlarıyla doya doya temas etmek, yaşamlarına girmek ve çocuklarımıza miras olarak aktaracağımız unutulmaz tecrübeler yaşamak istiyorduk. Bunun parça parça olmasının bizi tatmin etmeyeceği aşikârdı. İstediğimiz her yeri, bir seferde gezmek istiyorduk. Maceramızın ana hatları böylece yerine oturdu: Bisikletle dünya turu yapmak.

Maceramızı planladığımız proje aşaması 2 yılımızı aldı. Belki daha kısa sürebilirdi ama hem para biriktirmek, hem de evliliğimizin organizasyonuyla eş zamanlı olduğu için bu süreci mantıklı bir zamana yaymayı tercih ettik.

Bu organizasyon sürecinde ilk olarak rotamıza karar verdik. Rotaya karar verirken tamamen keyfi davrandık. Dünya bizim, zaman bizim. Nereye gitmek istiyorsak hop rotayı oraya kaydırdık, tabii harita üzerindeJ Günlük yaklaşık kaç kilometre yapabileceğimizi öngördükten sonra, rotamızın toplam kilometresiyle aynı masaya yatırdığımızda karşımıza 4 yıllık bir süre çıktı. ‘Tamam, olur.’ dedik.  Malzeme seçimi en çok zamanımızı alan unsurlardandı. Özellikle bisiklet seçimi!

Geleneksel bisiklet mi yatay bisiklet mi? Nico’nun birkaç defa yaptığı dağ bisikleti aktivitelerinden başka bisiklet geçmişimiz yoktu; o yüzden bisiklet seçerken kolay karar verdiğimizi düşünüyorum. İlk önce çok ucuza ikinci el bisiklet alarak baştan yarattık. Gövdesi hariç her şeyini yeniledik. İnternet sağ olsun, bütün vücut ölçüsü ayarlamalarını olması gerektiği gibi yaptık ve Kırşehir-Adana arasında 6,5 gün süren, 400 km pedalladığımız bir yolculuk yaptık. Her açıdan ilkleri yaşadığımız bu tur bizim için büyük bir tecrübeydi. Bisikletle yollara düşmenin doğru bir karar olduğunu görmüştük. Hemen 1 ay sonra da Fransa’ya giderek kiraladığımız yatay bisikletlerle benzer bir tur yaptık. 3 gün süren bu turun ardından yatay bisiklette karar kılmıştık. Belki daha pahalıydı ama 4 yıl kullanacağımız bir araçtaki konfor bizim için önemliydi. Dünyayı yattığımız yerden gezecektikJ

2 yıl süren hazırlığımızın son ayları çok yoğun geçti. Evlilik hazırlıkları, malzeme seçimi, alışveriş, vize araştırmaları, geçeceğimiz ülkelerin şart koştuğu aşıları olmak, tecrübeli bisikletçilerin yazılarını okumak, ailemizle ve arkadaşlarımızla vedalaşmak. Evliliğimizden kısa bir süre sonra işlerimizden istifa edip düştük yollara. 4 yıllık balayımıza…

14 Nisan 2014’te Fransa’dan başladık pedallamaya. İsviçre, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Sırbistan, Bosna Hersek, Hırvatistan, Karadağ, Arnavutluk, Yunanistan’ı geçtik. 223 günde 8000 km pedalladık. 23 Kasım 2014’te Ankara’ya vardık ama yolculuğumuz bitmedi. Avrupa sadece bir ısınma turuydu. Şu anda Türkiye’den geçiyoruz. Esas macera bundan sonra başlıyor. Gerekli vize başvuruları, evrak işleri, eksik malzeme temini, sağlık kontrollerinden sonra Mart 2015’te yolumuza devam edip Asya, Okyanusya ve Güney Amerika’ya pedallayacağız. 3 yıl daha yollardayız.

Çadır, uyku tulumları, şişme matlar, tencere seti, ocak, bilgisayar, elektronik kitap, fotoğraf makinesi, kamera, yazlık ve kışlık kıyafetler, ayakkabı, sandalet, bisiklet tamiri için teknik malzemeler, ilk yardım çantası gibi 4 yıl boyunca her türlü iklim koşulunda lazım olabilecek eşyaları bisiklet çantalarımızda taşıyoruz.

İsmimizi neden Frogs On Wheels olarak seçtik? Türkçe ya da Fransızca bir ismin birimize haksızlık olacağını düşünerek başından beri kullandığımız İngilizce dilinde bir isim olmasını tercih ettik. ‘Frogs On Wheels’ Türkçe’ye çevrildiğinde ‘Teker üstündeki kurbağalar’ demek oluyor. Kendimize kurbağa dememizin nedenleri var elbette. Kurbağa bacağı yiyen Fransızlar, 1600’lü yıllardan beri İngilizlerin alayları sonucu ‘kurbağa’ olarak anılırmış. Bense kocaman gözlerim yüzünden üniversiteden beri ‘Kermit’ ile özdeşleştirildim. İkimiz de bir şekilde kurbağa oluyoruz yani. Ayrıca bizi anlatan İngilizce bir söz var ‘If frogs had wheels, they wouldn’t bump their butts.’ Türkçesi ‘Eğer kurbağaların tekerleri olsaydı, popolarının üstüne zıplamazlardı’ olan bu sözün anlamı ise ‘İmkânsız şeyleri dilemek faydasızdır.’ Biz kurbağalara teker takarak, imkânsız görülen bisikletle dünya turunu sadece bir dilek, hayal olmaktan çıkarıp gerçeğe çeviriyoruz. Yani hayallerimizde yaşamıyoruz, kurduğumuz hayali yaşıyoruz.

Geride bıraktığımız Avrupa’ya dair anılarımızdan bahsettiğimiz yazılarımızı ve fotoğraflarımızı paylaştığımız bir internet sitemiz var: www.frogsonwheels.net/tr. Ayrıca aynı adı taşıyan Facebook sayfamızdan da bulunduğumuz yeri, pedalladığımız kilometreyi ve kaç günü geride bıraktığımızı paylaşıyoruz. Tabii bir de Twitter hesabı; bu devirde olmayana kız vermiyorlarJ

Herkesin aklına gelen ilk soru, bu geziyi nasıl finanse ettiğimiz oluyor. 2 yıllık hazırlık döneminde bir kenara koyduğumuz birikimimiz ve bize destek olmak isteyen takipçilerimizin bağışları ile Avrupa turumuzu gerçekleştirdik. Avrupa turumuzdaki harcamalarımızı, kendimizi kısıtlayarak yaptık. Mesela 223 günün sadece 11 gününde pansiyonlarda kaldık. Yapacağımız her harcamayı, o harcamanın gezimizin sonundan 1 gün daha kısmak zorunda kalacağımızın bilincinde olarak yapıyoruz. Şu anda önümüzdeki 3 yılı kapsayan Asya, Okyanusya ve Güney Amerika turumuz için ekipman ya da maddi sponsor arayışı içindeyiz. Bize verilen her destek, bizim bu maceramızı başarıya dönüştürmemizde bir adım olacak.

Avrupa’da bir çok bisikletçiyle pedallama şansımız oldu. Bunu Asya’da da yapmak istiyoruz. İmkânsız değil, zor hiç değil, müsaitseniz beraber pedallamaya beklerizJ

 

error: Content is protected !