Kaya tırmanış bahçesi Meteora

Meteora… Hayallerimin mekânı… Turun başından beri, daha doğrusu dağcılık hayatıma başladığımdan beri  en çok gelmek istediğim yer… Kaya tırmanış bahçesi…

Katara geçidinden yaklaşık 70 km sonra Meteora, dümdüz arazide kocaman kütlesiyle karşınızda dikiliyor. Kaybolmak, kaçırmak imkânsız… Meteora’nın eteklerinde aralarında sadece 1 km olan Kalampaka ve Kastraki ilçeleri var. Yerleşmeden önce trekking turları düzenleyen Visit Meteora (Kalampaki’de) adlı tur firmasından Meteora haritası alıp kamp yerlerini sorduk. Sezon sonu olduğundan tek bir kamp yeri kalmıştı; Kastraki’deki kamp Vrachos.  Meteora manzaralı havuzu olan bir kamp yeri burası… Tabii sezon kapandığından havuz da kapanmış. Geceliği 14 € idi.

Kısa bir gün olmuştu ve buraya erken varmıştık. Sabah, dün gece çadırımızı saran köpeklere tekrar yakalanmayalım diye yalapşap toplamıştık. İlk iş olarak onu bir kuruttuk. Ne kadar özenli kullansak da bir süre sonra çok kötü kokmaya başlıyor çadır. Genelde nem yüzünden… Ama bizim ter ve ayak kokumuzun da sindiğini itiraf etmek lazım tabii:)

Sonra turun başından beri ilk kez yaptığımız bir şeyi yine burada gerçekleştirdik. Kamp yerlerinde çamaşır makineleri olur, para verirsin ve çamaşırlarını yıkarlar. Biz para harcamamak için bu sistemi daha önce hiç kullanmamıştık ve hep elimde yıkamıştım. Lavaboda, derede, gölde… Ama Meteora’dayız… Hayallerimin yeri… 1 saniye bile kaybetmek istemiyorum. O yüzden verdik makinaya; 5 € 🙁 Temiz olan kıyafetleri bile teptim makinaya… O 5 €’yu son kuruşuna kadar değerlendireceğim! 🙂

Öğle yemeği için kamp yakınlarındaki bir kafeye gittik. Nico her yerde gördüğümüz ‘Souvlaki’yi denedi. Tavuk, et ya da domuz olabiliyor. Nico tavuk souvlaki aldı. Bildiğin tabak porsiyon tavuk döner yaaa… Nico daha önce Atina’ya gitmiş. Yunan salatalarını anlata anlata bitiremiyordu. ‘Şöyle süper, böyle güzel, öyle kocaman’ falan filan… Ee ben de haliyle denemek istedim tabii… Domates, salatalık, soğan söğüş geldi be ya… Ha pardon içinde bir de bizim beyaz peynirin yandan yemişi ‘feta’… Bir kuru ki peynir, aman sorma, lanet ya… Verdiğim paraya mı yanayım, aç kaldığıma mı, hayallerimin yıkılmasına mı? Allah’tan ortaya tzatziki adında bir meze söylemiştik de ekmeği bandıra bandıra doyurdum karnımı. Tzatziki de, bizim cacığın katısı… Hesabı ödedikten sonra kavun marmeladı getirdiler, müesseseden:)

Yemekten sonra dağa çok yükselmeden, eteklerde biraz yürüyüş yapalım dedik. Visit Meteora tur acentasındaki kadın ‘İşaretlendirmeler çok kötü, rehber olmadan çıkmanız tehlikeli’ demişti. Biz de 30 €’yu kapmak için sallıyor diye umursamamıştık. Rota girişindeki işaretlendirmeler harikaydı. ‘Kadın ne sallamış ya’ diye diye girdik rotaya. Takip ettiğimiz işaretler bir süre sonra saçma sapan yerlere yönlendirmeye başladı. Kendimizi ya bir kayalıkta ya da uçurumda buluyorduk.  Meğer teyze haklıymış:) Çok ilerlemeden tıpış tıpış kampımıza dönüşe geçtik:)

Dönerken el işleri satan küçük bir dükkânla karşılaştık. Camda Hacivat-Karagöz benzeri şeyler… Tabii hemen merak edip daldık içeri ve amcayla karşılaştık. Nereli olduğumu söylemedim ilk başta. Amca başlattı anlatmaya… ‘Bunlar gölge oyunları, şöyle olur, böyle olur… Yunan geleneğidir vs.’ Hacivat ve Karagöz’le sınırlı değil karakterler… Karıları arkadaşları falan var… Sonra Nico benim Türk olduğumu ve bunlardan Türkiye’de de olduğunu söyleyince amca muhabbeti kesip içeri girdi. Sanırım Türk geleneği olduğunu biliyordu ve Yunan geleneği olduğunu söylediği için utandı:)

D0200 (76)-FOW-Greece

Sabah kahvaltı yapıp, yukarıda yiyeceğimiz sandviçleri hazırladıktan sonra başladık pedallamaya. İlk kez çantalar olmadan tırmanıyoruz bisikletlerle. Yol boyunca harika manzara var. Kayaların tepesine dikilmiş manastırlar… Meteora kayalıklarında 13-15. Yüzyıllar arasında yapılan 24 tane manastır varken şu an sadece 6 tanesi kalmış ve aktif durumda. Osmanlılar ve ardından 2. Dünya Savaşı mahvetmiş buraları. Tabii o zamanlar manastırları birbirine bağlayan bu asfalt yollar ya da merdivenler yokmuş. Manastırlara tırmanmak ancak manastırdan indirilen bir merdiven ile mümkünmüş. Hatta bazen papazlar, çuvallar içinde aşağı sarkıtılarak indiriliyormuş. Şimdi hem yollar hem de tırmanmak için beton merdivenler var.

D0202 (51)-FOW-Greece

İlk olarak Agios Nikolaos Anopafsas manastırı çıkıyor yolumuza ama durmuyoruz çünkü tepede daha ihtişamlıları bekliyor. Roussanau manastırı ilk durağımız… Etrafında dolanarak harika manzarada vakit geçirdik biraz. Sonra da içine girmek istedik ama giriş 3€! Ve biz kendimizden gayet emin bir şeklide hiç para çekmedik. Çünkü neymiş; sandviçimiz varmış, suyumuz yetermiş… Arkadaş ya üzerimizde fazla para taşımayalım olayını abartmışız biraz! Giremedik…

Roussanau’dan biraz daha pedallayınca yol ayrımına geldik. Kısıtlı zamanı olanlar burada iyi tercih yapmalı. Biz yarın da buradayız. Doğudaki manastırlar biraz daha gösterişsiz. Yarın yanımıza paramızı alıp geliriz ve batıdakileri gezeriz diye bugün doğuya yöneldik. Yol boyunca fotoğraf çekme noktaları var. Biz de hepsinde durup durup mola verdik.

Agia Triada kilisesine tırmanmak baya zorlu bir iş. Paramız olmadığı için girmeyeceğimizi biliyoruz ama yükselebildiğimiz yerden fotoğraf çekmek için tırmandık yine de. Sonra girişe geldik. Oradan arkadaki bahçeyi görebiliyorum. Harika manzaralar var ve illa ki girmek istiyorum. Çekinikliği bırakıp girişteki adama ‘Para çekmeyi unuttuk, girebilir miyiz?’ dedim. Adam çat diye ‘Evet’ dedi. Nico geri dönmeye başlamıştı bile, koştum çağırdım. Dünyalar bizim olmuştu… Camilerde olduğu gibi belime bir çarşaf dolamam gerekliymiş. Veriyorlardı kapıda. Manastırda ilgimizi çeken bir şey olmadı ama manzarası umduğum gibi harikaydı. Burası bir kaya tırmanış cenneti… Şöyle söyleyeyim; manastırın bahçesine çit çekmek için tırmanışçıların bıraktığı ipleri kullanmışlar:)

Manastırların çoğu çok erken kapanıyor. Öğlen 2’de mesela…. Çünkü papazlar ibadetlerine vakit ayırmak istiyor. Hatta hafta içi kapalı olduğu günler bile var.  Buraya gelen ve bütün manastırları gezmek isteyen birinin çok iyi bir programlama yapması lazım.

Bugünün son manastırı olan Agios Stefanos biz ulaştığımızda kapanmıştı. Henüz öğlendi ama tepemizde yağmur bulutları belirmeye başladığı için şehre geri dönmeye karar verdik. Kamp yerimiz Kastraki’de olduğu için Kalampaka’yı gezelim dedik ve doğudan saldık aşağı Kalampaka’ya doğru. Dışarıdan tipini beğendiğimiz ahşap yapılı bir kafede durduk. Cafe Meteora… İçi tanıdıktı. Daha önce Avustralyalı bir bisikletçi çiftin sitesinde okumuştum burayı. Okuduğumda çok sevmiştim. Şansa bak:) Sevme nedenim ise sahibi John’un 2006 olimpiyatlarda meşaleyle koşmuş ve bu kafeyi de olimpiyat konseptinde döşemiş olmasıydı. Masalardaki camlar altına Meteora kartpostalları ve haritaları yerleştirmiş. Meşaleler altında kahvemizi içip John’la sohbet ettik, albümlerine baktık. Ayrılırken bize kartpostal ve harita hediye etti. Burayı bulmamız başka bir açıdan da şanstı çünkü Yunanistan’da çalışma saatleri garip. 14-16 arası her yer kapalı, kafeler bile…

D0201 (199)-FOW-Greece

Meteora’daki 2. sabahımızda kamp yerinde rahat olmamızdan ötürü Fransız mutfağından ‘pancake’ler ile şenlendi soframız, Nico sağ olsun:) Sonra başladık pedallamaya. Havalar soğuk olduğu için tırmanışçılar kalmamış pek artık. Yolda bir grupla karşılaşınca durup izledik hemen.

D0202 (2)-FOW-Greece

Bu sefer yol ayrımının batı tarafına gideceğiz. Paramızı da çektik; beklesin bizi manastırlarJ Dün Rus bir fotoğrafçıyla karşılaşmıştık ve fotoğraflarımızı çekmişti. Bugün de karşılaştık ve sohbet ettik. Tabii yine çekti fotoğraflarımızı.

D0202 (43)-FOW-Greece

Metamorphosis… Meteora’nın en büyük ve en tepedeki manastırı… Eski bir Sırp Kralı, bütün parasını buraya vermiş ve ardından da rahip olmuş. Bu sebeple en gelişmiş manastır Metamorphosis… Eee haliyle en çok turist alan… Rahipler o çılgın merdivenleri tırmanmayıp teleferik gibi bir şeyle geçiyorlar manastıra. Bu manastır, Meteora’nın geçirdiği savaşların resimleriyle dolu. Haliyle birçoğunda Türkler var. Resimlerde Türkler hep yenilmiş ve yırtık bayraklar yerlerde… Aynı şekilde 2. Dünya Savaşı üzerinden de Almanlara çok gönderme yapılıyor bu resimlerde.

Metamorphosis Manastırı’ndan sonra bisikletleri bırakıp arkalarda kalmış Ypapantis manastırına doğru bir yürüyüş yaptık. Rota birçok tırmanış kayasının tepesinden geçiyordu. Zirvelere yerleştirilmiş zirve defterlerini görmek mümkün. Defterlerin yerleştirilme şekilleri harika. Büyük bir vidayla taşa çakılan metal kutuların içindeler. Ne uçar, ne zarar görür. Türkiye’de uçmasın diye taşları yığıyorlar, sonra bulamıyoruz. Yürüyüşümüz sırasında tırmanıcılarla da karşılaştık.

Öğleden sonra bulutlar geldiği için ve gezilecek yerleri bitirdiğimiz için kampa erken döndük. Akşam yemeği için yöresel yemek tercih ettik ve bir restorana gittik. İlk olarak 3 meze istedik. Önceki gün yediğimiz tzatziki ve yeni olarak tirosalata, taramosalata. Tzatziki yine muhteşemdi ama peynir çeşitleri, mayonez ve acı biberden yapılan tirosalata ve neyden yapıldığını anlamadığımız taramosalatayı pek beğenmedik. Ana yemek olarak söylediğimiz musakkayı ikimiz de yaladık yuttuk, süperdi. Beşamel sos arasında sebze ve kıyma…

D0202 (227)-FOW-Greece

Meteora’daki son sabahımızda kamp ücretini ödemek için gittiğimizde bizi 2 sürpriz bekliyordu. İlki 2 gündür samimi olduğumuz kamp sahibi, bizden çamaşır yıkama ücretini almadı. Diğeri ise bize çok güzel bir Meteora posteri verdi. Hayallerimde yaşattığım kadar harika bir yerdi. Her ne kadar tırmanış yapamamış olsam da burayı görmek bile yetti. Şimdi sıra ünlü Olimpos dağında…

error: Content is protected !