Kırgızistan ; böyle bir doğa görmedik!

Kırgızistan ;       Böyle bir doğa görmedik!

25

AĞUSTOS 2015

 

Gün: 499 – 12812 km
Tacikistan – Kırgızistan Sınırı

Tacikistan sınır kontrolünü geçtikten sonra Kırgızistan’a girene kadar 17 km’lik bir tarafsız bölge var. Tarafsız bölgenin ilk kilometrelerinde yer alan 4336 m’deki Kızıl Art geçidine tırmanış maceramızı Tacikistan yazılarımın sonuncusunda aktarmıştım. Kırgızistan yazıma ise geçitten sonraki 16 km’lik tarafsız bölge ile başlıyorum.

Tacikistan ve Kırgızistan’ı anlamıyorum. Hayatımda gördüğüm en güzel manzaranın olduğu bu toprakları nasıl olmuş da ‘tarafsız’ ilan edebilmişler? Sahipliğini atlara ve yaklara bırakabilmişler? Tarihin satırlarında nasıl yazılmışsa buranın geçmişi, dünyanın her bir köşesinde tekerrür etmesini dilerim.

Sınır adeta kalemle çizilmiş gibi; Tacikistan’ın çorak topraklarını geride bırakıp tarafsız bölgenin renk cümbüşünde kaybettik kendimizi. İcat edildi mi bilmiyorum ama bilim kurgu filmlerinde olur ya; bir gözlük takarsın ve insanları çıplak görürsün. İşte bize de bir benzeri oldu; Sanki bir gözlük taktık ve birden gri ve kahverenginin tonları kendilerini yeşil, kırmızı, mavi ve beyaza bıraktı. Tacikistan’ın marmotları, birden atlara dönüştü; bazen de yaklara… Çakıllar, buzullara…

Geçitten sonrası tamamen yokuş aşağı olmasına rağmen sınıra kadarki o kilometreler tüm günümüzü aldı çünkü dakikada bir durup fotoğraf çekmekten kendimizi alamadık. Ne yapsak ne etsek de bu görüntüyü beynimizin en dokunulmaz köşesine, ileride bir gün bir hüzün anında çıkarıp da huzur bulmak üzere saklasak?

Tarafsız bölgenin ortasında bir aile yaşıyor. Mola verip çay içmek için kendilerine konuk olduk. Şimdi bu aile Tacik mi yoksa Kırgız mı oluyor?

Sınıra kadar nehirlerle bölünmüş, delik deşik olan yol, Kırgızistan sınırı kontrolü ile birlikte harika bir asfalta dönüşüyor. Renk çeşitliliğinin verdiği mest ile Kırgızistan sınır kontrolüne geldiğimizde karşılaştığımız gülümsemeleri ve rahatlığı da günün güzelliğine ekleyip devam ettik. Bu cenneti geride bırakmak istemediğimiz için sınırdan sadece 2 km ileride, 7134 metrelik heybetiyle gün boyu kesiştiğimiz Lenin dağına karşı bir kamp yeri bulup, yeşilliklerin arasına attık çadırı. Bütün gün ilerlediğimiz yolu da bugünkü evimizin duvarına tablo yaptık.

Günü bitirmeden önce misafirlerimiz oldu. Kampımızdan görünmeyen bir yurtta yaşayan delikanlı, yaklarını otlatırken bize denk gelmiş. Yurduna çaya çağırdı ama ıssızlığın ortasında çadırları bırakamadık. Türkiye’den binlerce kilometre uzakta Türkçe anlaşabiliyor olmak, Türklerin doğduğu topraklara pedallamak ise tarifsiz bir tecrübe…

Delikanlıyla vedalaşıp da çadıra girdikten bir süre sonra sohbetimizin ortasında kalın bir gırtlaktan gelen ‘Atkuda?’ (nerelisin?) sorusuyla irkildik. Özbekistan’dan beri binlerce kez duyduğumuz bu soruyla akşamın bir vaktinde, kör itin öldüğü yerde karşılaşmak hayra alamet olamazdı. Dışarıya çıktığımızda karşılaştığımız ise 4 bisikletçiydi. Bu gerçekçi şakayı yapan ise sesini kalınlaştırmakta master yapmış arkadaş Francesco’ydu! Issızlık mı demiştim? 8 bisikletçiyi buluşturabilen bir ıssızlık. Aylardır beraber pedalladığımız Charlotte ve Eric, önce Duşanbe sonra Khorog’da karşılaştığımız İsviçreli Linda ve Francesco, ilk kez karşılaştığımız Yeni Zelandalı Nita ve Kieran… Bu harika sürpriz, unutamayacağımız güne daha da bir tat kattı.

Ertesi sabaha yağmurla uyandık ve yağmurun dinmesinin ardından, önceki günün yorgunluğunu atmak için bizden daha geç yola düşecek arkadaşlarla vedalaştık. Yine dördümüz yollardayız. Bir sürü atın, hörgücü olan bir garip çeşit yakın, yurdun arasından geçerek 25 kilometrede Sarıtaş’a vardık. Yolda karşılaştığımız Tacikistan’a gitmek için araç bekleyen Alman otostopçularla sohbetten sonra Tacikistan’da kurumuş midemizi şenlendirmek, soğuktan donmuş kemiklerimizi eritmek (26 Ağustos) ve yeni bir ülkeye girişimizi kutlamak için yol üstündeki minik bir restoranta girdik. Pelmen ve mantı siparişi verdik. Adı mantı olsa da bizimkiyle hiç alakası olmayan bir yemek geldi. Şekil olarak büyük bir güle benziyor ve içinde patatesle havuç var. Pelmen ise yine hamur işi; içine kıyma konulup farklı şekilde dürülmüş ve çorba gibi sulu servis edilmişti. Pelmenin tadı harikaydı. Doyamayıp da ikincileri sipariş verirken Lindalar da yetişti. Harika yemeği maalesef minik bir tatsızlıkla bitirdik. Normalde 70 som, 1 dolara eşitken restoran sahibi kadın 58 som üzerinden hesap yaptı. Ayrıca 10 dolardan daha küçük dolarları kabul etmem diye tutturunca ve bizde de sınırı yeni geçtiğimiz için som olmayınca hesaptan daha fazla doları orada bırakmak durumunda kaldık. Yine de yemekler harikaydı. Bikbik yapmanın âlemi yok.

Buradan sonra rotanız Çin değil de kuzeydeki Osh ise Sarıtaş’ın çıkışında 10 km’de 500 m tırmanan %8 eğimli bir tırmanış var. Hayvani öğle yemeğinin üzerine hiç iyi gitmiyor ama doğa size cenneti sunduğu için gık demeden tırmanıyorsunuz. 3600 metredeki bu geçit, esas geçit değil!

Esas geçit öncesinde çılgın bir iniş var. Böyle bir asfaltı 45 gündür yani Özbekistan’dan beri görmedik. Asfaltın keyfini çıkarmak için yokuş aşağı salsak mı yoksa manzaraya doya doya yavaş mı insek bilemedik. Ben şahsen yokuş aşağı yardırmayı tercih ettim; ay ne yapayım, böyle asfaltı bulunca tutamadım kendimi! Yokuş bitiminde tepelerin arkasında kaybolan güneşin vurduğu bir vadiye denk geldik. Vadide yer alan 2 adet yurt, vadiyi doldurmuş atlara, yaklara, keçilere, koyunlara bakıcılık yapıyor. Böyle bir ortam var, ee güneş de batıyor; ne yapalım? Tabii ki çadırları attık atların yanına. Biz fotoğraf çekmek için dolanırken, Sarıtaş’taki restoranda ayrıldığımız Lindalar da yetişti. Gün boyu 36 km pedallamanın ardından 4 çadırlık mini kampımızla harika bir vadide günümüzü sonlandırdık.

 

Bir Türk vatandaşı olarak Kırgızistan sınırlarına girdikten sonra 5 gün içinde kayıt yaptırmam gerekiyor ve bu sebeple bir an önce Osh’a varmak istiyoruz. Ama sabah bir türlü yola çıkamadık; güzel sebeplerden ötürü. Sabah çadırları toplarken, atları otlatmaya çıkaran Kabul abi bizi yurduna kımız içmeye davet etti. Böyle bir tecrübeyi kaçırmamak için elimizdeki işleri bırakıp Kabul abinin yurduna gittik. Eşi Meyizgül, en küçük çocukları ve büyük çocuklarından olan torunları bizi güzel bir curcunayla karşıladı. Etrafta dolanan ve parlayan tüyleriyle gözlerimi kamaştıran atlarla kesişmemi gören Kabul abi hemen ‘binmek ister misin?’ diye sordu. ‘İstemem mi emmi, ne diyorsun sen deyip hemen atladım atın üstüne‘ demek isterdim ama tabiiki çevrede bulunanların yardımıyla ancak binebildim ata. Bir de güvenemeyip, ne olur ne olmaz diye atı kontrol etmesi için minicik bebeyi de arkama verdiler. ‘Dalga mı geçiyorsunuz arkadaş?’ demek isterdim ama bir ara garip gurup zıplamaya başlayan atı iki tepikle sakinleştiren de yine o 5 yaşındaki bebe oldu!

Bu çılgın at maceramdan sonra ver elini çaylar, kımızlar, yak yağları, ekmekler neler neler… Yurtlarının önüne açtıkları kilimde geleneksel Kırgızistan kahvaltısını yemiş ve ilk kez kımız içmiş olduk. Tarih derslerinde merakımı cezbeden ve her zaman tatmak istediğim kımızın tadına bakmış oldum. Tamamen beyaz değil, içinde fermantasyondan mı nerden geldiğini bilmediğim kara topçuklar vardı ve tadı ekşiydi. Sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Dördümüzden bir tek Nico bitirebildi. Gerçi o ne bulsa yiyor içiyor zaten; çöp öğütücüsü gibi kocam var yeminle! Dünya turunda herkese böyle biri lazım, zira nerede nasıl bir yemekle karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz!

Sadece yaz boyunca kurulu olan yurtlarını havalar artık soğuduğu için 5 gün içinde toparlayıp, hayvanları kamyonlara yükleyip köylerine döneceklermiş Kabul abi ve ailesi. Güzel bir zamanlamayla kaçırmamışız onları. Çektiğimiz fotoğrafları yollamak için köydeki evlerinin adreslerini aldık (Güncelleme; Osh’dan yolladık fotoğraflarını). Vedalaştıktan sonra çadırlara döndüğümüzde Lindalar da uyanmıştı ve bir kahve molasının ardından cümbür cemaat esas geçide doğru yola çıktık.

Devamı Kırgızistan bölüm 2’de…

Bültenimize abone olun!

Bültenimize abone olun!

Şu anda nerede olduğumuzdan, hakkımızdaki gelişmelerden, ülkelere dair son yazılarımızdan ve son fotoğraflarımızdan haberdar olmak için lütfen bültenimize abone olun!

Teşekkür ederiz!