Kuşbakışı Kaşan

Shiraz’dan Tahran’a döndüğümüzde tatil olduğu için vize başvurularının bir kısmını halledip, 3 gün kalıp, ardından da Kaşan’a gittik. Tatil olduğu için Tahran çok boş ve güzeldi ama yine de kös kös oturmak yerine Kaşan’a gidip gelelim dedik.

Kaşan, Tahran’a yakın, o sebeple gece yolculuğu yapmadık. Sabahtan terminale gidip VIP olmayan biletleri 95000’ten 90000’a indirip aldık. Normalde 3 saat sürmesi gereken yolculuk, dolmuşvari ilerlediğimiz için 4 saat sürdü. Otobüs terminali şehrin uzağında, o sebeple şehirden geçerken durduğu yerde inmek en hayırlısı. Aksi takdirde gittiğiniz yolu tekrar geliyorsunuz.

Genelde şehirde nerelerin gezileceğine dair programı ben yapıyorum. Ay sormayın valla, tembel hepsi bunların; nasılsa anlamıyorlar yardırayım gitsin…  Önceki yazılarımı okuduysanız UNESCO Dünya Mirası Listesi saplantılı olduğumu anlamışsınızdır. Bu konudaki istikrarımı korudum ve ilk durağımızı listedeki Fin Bahçesi olarak seçtim. 1590 yılında tamamlanan bu bahçe, günümüzde hala varlığını koruyan en eski Pers bahçesidir. İran’a gelip de bir Pers bahçesi görmeden gitmek ayıp olurdu, ben de en okkalısını seçtim o sebeple. Giriş, kişi başı 150000 riyaldi.

D0418 (7)-FOW-Iran

Bahçeden sonra merkeze dönüp Kaşan’ın ünlü geleneksel evlerinden birini görmeye gittik. Birçok seçenek var; biz 1880’lerde Tabatabaei ailesi tarafından inşa edilenini seçtik. Giriş 100000 riyaldi. Birçok avlusu, ahırı olan; her şeyi bir arada tek parça ve mükemmel oymalara sahip bir evdi.

Bizi ağırlayacak kimse bulamadığımız için hostelde kalmak zorundaydık ve rehber kitaplardan bulduğumuz Ehsan Guest House’a yerleştik. Zaten Kaşan’da sadece 2 tane guesthouse var; 4 kişi toplam 50 $ ödedik. Çardaklarla ve havuzla dizayn edilmiş kocaman bir avlusu var. Gölge altını bulunca, sıcaklık biraz düşene kadar hemen öğle uykusu pozisyonuna geçtik tabii ki. ‘‘Sıcaklığın düşmesi’’nden kastım da; 40 dereceye düşse, bize yetiyor.

D0418 (70)-FOW-Iran

Ertesi gün Agha Borzog Camisi’ne gittik. İran’da şimdiye kadar gördüğümüz camilerin aksine, çoğunlukla mavi çinilerle döşenmemiş ve sıvalı haliyle kalmıştı. Bizden başka turist olmadığından baya ıssızdı. Bu sebepten olsa gerek buraya içimiz pek bi kaynadı.

Sonra, akşam 5’te açılan Kaşan kapalı çarşısına gittik. Sabah bazı dükkânların açık olduğu, öğle sıcaklarında ise hayalet çarşıya dönen bu mekân, şimdiye kadar gördüğümüz çarşılardan çok da farklı değildi. İnternete Kaşan yazdığında ilk çıkan resimler arasında olan çayevine gelince biraz etkiledi tabi. O resimler boşuna çekilmemiş. Ama esas vuruş, amcanın birinin gelip ‘çatıya çıkmak ister misiniz?’ sorusuyla olacaktı. Çıkarmak için kişi başı 50000 istedi ama ‘yok’ deyince yine de çıkarttı. Cennete düştük, tarihe daldık çıkamadık, aktörsüz film sahnesi izledik, Kaşan’a kuşbakışı baktık… Önceki yazımda ‘Sırf Nasir-ol Molk müzesi için Shiraz’a gidilir’ demiştim ya; sırf bu çatı için İran’a gelinir be ya…

Ertesi gün, önceden bizi sokakta bulup elimize kartını tutuşturan taksiciyle 80 km uzaklıktaki Abyaneh köyüne gittik; gidiş dönüş 4 kişi toplam 20 $… Yol bir çölden geçiyordu. Çölün ortasında ise yüzlerce askerli, tanklı bir alanda vardı. Taksici gencin anlattığına göre burası nükleer santralmiş. Korumayı abartmışlar sanki biraz…

Taksici bizi Abyaneh’de 2,5 saat bekledi. Burası, bizim beyaz Mardin evlerinin pembe versiyonu… Etraftaki topraklar pembe olunca haliyle yaptıkları evler de o renk çıkıyor ve harika bir tablo oluşturuyor. Abyaneh köyü, İran’ın en eski köyü ve Sasani dönemi Farsça’sını konuşuyorlar. Abyaneh kadınları, çoğunlukla kara çarşaf değil de sadece başlarını ve omuzlarını örten beyaz üzerine kocaman pembe ya da kırmızı çiçekli başörtüsü kullanıyorlar. Çevrelerinde olan onca değişime rağmen kültürlerini yüzlerce yıldır korumayı başarabilmişler.

Gezimiz bitip de Kaşan’a döndükten sonra otelde biraz dinlendik ve sonra bizi Abyaneh’e götüren taksici, başında anlaştığımız gibi bizi şehir dışındaki terminale ücretsiz bıraktı. VIP otobüse kişi başı 100000 verdik. Normal otobüsten farkı sadece 5000 imiş.

error: Content is protected !