Llogara Geçidi

Her sabah müsli yemekten içi çıkan bizlere, Arnavutluk’taki 6. gecemizi geçirdiğimiz Berat’ta kaldığımız hosteldeki kahvaltı 3 gün yeter artık:)

D0188 (1)-FOW-Albania

Arnavutluk’ta her yerde görebileceğiniz bir sığınak sistemi var. Komünist Enver Hoca’nın 40 yıllık liderliğinde sırasında 4 kişi başına 1 adet düşen ve ülkenin her 1 kilometrekaresinde 24 tane olan toplam 700bin sığınak inşa edilmiş. Tepesine bomba düşse bile yıkılmayacak güvenlikte yapılan ve inşaatı ülkenin ekonomisini çökerten bu sığınaklar, 1990’da düşen komünizmin ardından hayvanlara barınak olmak gibi amaçlarla kullanılıyor.

Arnavutluk’ta diğer sık rastlanan şey ise evlere ya da bitmemiş inşaatlara oyuncak bebek ya da oyuncak hayvan asılması. Arnavutluk’un “nazar boncuğu sistemi” olarak tarif edilebilir:) Asılan şeylerden bazıları o kadar korkunç ki, nazar değdirme ihtimali olan kişiyi korkutup kaçırır:)

Arnavutluk’ta meyve sebze çok ucuz. Makarnamızı artık mısırlı ton balıklı değil de sebze soteli yapıyoruz:)

D0186 (14)-FOW-Albania

Yol kenarlarında sürekli gördüğümüz minyatür kiliseler var. Orada daha önce bir trafik kazası olmuşsa hatırlansın ve dikkat edilsin diye uygulanan bir gelenekmiş. Eğer vefat eden olmuşsa içine vefat edenlerin resimlerini koyuyorlar.

D0195 (1)-FOW-Albania

Arnavutluk’taki 7. gecemiz yine bir benzinlikteydi. Sabahında kahvaltımızı benzinlikteki börekçide yaptık. Sırbistan, Bosna-Hersek ve Karadağ’daki börekler Türk böreğine benziyor; içlerinde sadece peynir, patates ya da kıyma var. Ama Arnavutluk börekleri pizza gibi… İçinde ne ararsan var; zeytin, soğan, domates, biber, peynir… Bizim gül böreği şeklinde yapılıyor ve tepside bir bütün olarak değil de her porsiyon ayrı ayrı kaplarda taş fırınlarda pişiriliyor.

Bugün yolumuz Vlore’ye doğru. Arnavutluk’ta sonunda denize girme fırsatımız oldu. Daha önce Durres’te karşılaşmıştık denizle. Ama oranın bir endüstri şehri olduğu, denizinden rahatlıkla anlaşılıyordu:( Vlore ise aksine berrak sularıyla ağırladı bizi. Artık yüzmekten ne kadar yorulduysam deli gibi uyumuşum. Kendi horlamama uyanınca devam ettik yola:)

Mükemmel ihtişamıyla Karaburun’a doğru ilerledik. O kadar kocamanki, yanından geç geç bitmedi. Karaburun, denizle ülkeyi ayıran kocaman bir dağ… Yarın 0 metre rakımdan, tek başına dikilen Karaburun’un, ülkenin diğer dağlarıyla birleştiği 1027 metredeki Llogara geçidine tırmanacağız. Yarınki yolun zorlu olacağını bildiğimizden bir yer aramaya erken başladık ve Dukat’a vardığımıza kahvede oturan ve “rakıja” içen yaşlı amcalara yer sorduk. Anlaşamayınca karşıdaki evin İngilizce bilen çocuğunu çağırdılar. Derdimizi anlayan çocuk bir gidip geldi ve babasının bahçelerine çadırımızı kurmamıza izin verdiğini söyledi. Çadırımızı kurduktan sonra ben yemek yaparken Nico, o yaşlı amcalar ve ev sahibimizle kahvede oturmaya gitti. Ardından ben de onlara katıldım. Kullanılan ortak kelimeler ve futbolcu isimlerinin ardından muhabbet bir yerde tıkanıyor. Burada İngilizce bilen çocuk karşıki evden tekrar çağrıldı. Kahvedeki muhabbetin ardından bu sefer de eve davet edildik ama evin erkeği Aryan, akşam mesaisine gittiği için anne Romelda ve çocuklarla oturduk. Bize bir kâse içinde bal ve beraberinde su ikram ettiler. Kahvedeyken şerbetten bahsettiğimiz için nasıl yememiz gerektiğini bilemedik ilk başta. Balı suyun içinde eritip içiyor muyuz? En sonunda balımı kaşıkla yiyip, ardından da suyumu içtim. Umarım öyle yapılıyordur:) İngilizce konuştuğumuz Valentino aynı zamanda Fransızca öğreniyormuş. Ödevinde yapamadığı yerleri Nico’yla birlikte yaptılar.

D0189 (31)-FOW-Albania

Sabah aileyle vedalaştıktan sonra, bizi bekleyen 1027 metre yükseklikteki Llogara geçidine doğru pedallamaya başladık. Her çılgın eğim öncesine %10 eğim tabelasını yerleştirmişler ama bence ellerinde o tabeladan kalmış ve atıvermişler boş buldukları yerlere. Haritada eğim arttıkça < işareti konur ya, hah işte bizim haritamız utanmasa o işareti <<<< koyacakmış. % 15’ten fazla eğimlerle doluydu yol. 1027 m çok yüksek bir geçit olmayabilir ama zengin İsviçre’deki geçitler gibi öyle inci dizermiş gibi yapılmamış burada yollar. Döndüğü yerden dönüvermişler. “Biraz daha gidelim de yumuşak bir çıkış” olsun dememişler, basmışlar asfaltı. Şimdiye kadar ki en zorlu geçidimizdi yani özetle! Arnavutluk’ta bizi hiç yalnız bırakmayan, nereden çıktıklarını anlamadığımız ve yakalasa dişini geçirecek köpeklerin eşliğinde 2,5 saatte zirveye vardık. Gerçi tepedeki restoran olmasa geçide vardığımızı anlamayacaktık çünkü herhangi bir tabela yoktu. Mükemmel bir manzarayı arkamızda bırakıp, bir diğerine varmıştık.

Bu kadar zorlu bir yolun ardından iniş tabii ki muhteşem oldu çünkü harika bir deniz manzaramız vardı. Saat hala erken olsa da bugünlük salladığımız pedal yeterli dedik ve Dhermi sahilinde attık kendimizi denize. İniş yaptığımız yüksek tepelerdeki zigzagları izleyerek sahilde yürüyüş yaptıktan sonra zeytin toplayan bir amcadan bahçesine çadır kurmak için izin istedim. İzni kaptıktan sonra bisikletleri bıraktığımız yerden getirmeye gittim. Nico hala denizde olduğu için onun bisikletini de getirmek bana düştü. Ama onunkini süremediğim için ittirirken güvenlik görevlisi amca yardımıma koştu ve ertesi sabaha kadar korumamızı üstlenecek bu tatlı insanla tanışmış olduk. Sahilde gün batımını izleyerek, kayan yıldızları saydık:)

Ertesi gün, “Biraz daha yüzelim, biraz daha oturalım” derken öğlen 2’ye kadar yola çıkamadık. Dhermi’den Himara’ya kadar olan yol, dünkü geçit tırmanışımızdan çok daha zorluydu. Arnavut yol mühendisleri aralarında bahse girmişler bence; “hangimiz daha bol ve yüksek eğimli, çılgın virajlı bir yol yaparız” diye. Tabii her yerde %10 tabelaları… Ama bizim kilometre sayaçları hiç de öyle demiyor! Aslında planımız Himara çıkışında bir yere kamp atmaktı ama bu çılgın iniş çıkışlar yüzünden Himare’ye vardığımızda saat çok geç olmuştu. Karanlıkta bisiklet sürmüyoruz. Bu sebeple oradaki Himara Camping‘den bir gece ücretsiz kalabilir miyiz diye izin istedik ve “duş almayacağız” deyince izin verdiler:)

D0191 (20)-FOW-Albania

error: Content is protected !