Melke On The Road ile Söyleşi

29

EKİM 2017

Melke On The Road… Gerçek adıyla Melike, yola çıktıktan bir kaç gün sonra internetten takip etmeye başladığım ve ardından da sıkı takipçisi olduğum bir gezgin. Bisikletle yola çıkmasında ilk tanışmanın payı olabilir ama paylaşımlarını okudukça ruhumda çiçekler açtığını fark etmemin ardından daha yakın takip eder olmuştum kendisini. En sonunda da Bangkok’ta tanışma fırsatımız oldu. Sanki 40 yıllık dost gibiydi ilk yüz yüze sohbetimiz. Yaptığımız söyleşide de öyle… Dünyaya ve içine yaptığı yolculuğu önüne perde çekmeden paylaşıyor bizlerle.

1. Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Hindistan Goa girişi

Telif hakkı Melke On The Road

Ben Melike. Her ne kadar kendimi tanıtmak için rakamları kullanmayı sevmesem de 26 yaşındayım. Kariyer planlarımdan Ekim 2016’da vazgeçerek seyahat etmeye başladım. Son 2 senemi kendimi tanımaya çalışarak ve hayata farklı açılardan bakabilmek için uğraşarak geçiriyorum. Yaptığım bisiklet yolculuğu da bu serüvenin bir parçasıydı.

2. Yola çıkmadan önce, önceliğin yeni yerler mi görmekti yoksa kendini ve neler yapabileceğini mi görmek? Yoldayken bu önceliğin değişti mi?

Yola çıkmaya kendi açımdan çok ilginç bir zamanda karar verdim. Yüksek lisans eğitimime devam etmek için yurtdışına gideceğim sırada birden gerçekten istediğim şeyin bu olmadığını fark edip tamamen farklı bir hayata geçiş yaptım. O an seyahat etmenin ihtiyacım olan şey olduğunu düşünmüştüm. Sanırım bunda bahsettiğin her iki şeyin de etkisi vardı. Hem görmediğim farklı dünyaları görebilecektim hem de belki de hayatım boyunca bir daha tanıma fırsatı bulamayacağım insanları tanıyabilecektim. Bunun yanında sınırlarımı görüp, gerçek benle tanışacaktım.

3. Tek başına ya da çift olarak seyahat etmenin avantaj ya da dezavantajları sence nelerdir?

En korktuğum sorulardan biri bu sanırım. 🙂 Her ikisinin de kendine göre hem çok güzel hem de çok berbat yanları var. En basitinden başlayacak olursak, çift olarak seyahat etmenin en büyük avantajı yanında seninle aynı dili konuşan, sohbet edip rahatlayabileceğin, içini dökerken sözlüğe bakmaya ihtiyaç duymayacağın birinin olması. Güvenlik açısından da çift olmak bazı ülkelerde ve bazı durumlarda oldukça avantajlı olabiliyor. Özellikle kamp yaparken bu avantaj daha gözle görülür hale geliyor. Hele bir de bisikletle seyahat edenler için iki kişi olmak çok daha rahatlatıcı olur diye düşünüyorum. Çünkü aynı anda hem kendi güvenliğini sağlamak, hem de eşyalarına, bisikletine sahip çıkmaya çalışmak insanın kafasını zorlayabiliyor. Çift olarak seyahat etmenin en güzel yanlarından biri de rahat rahat fotoğraf çekebiliyor olmak. Tabii çift olduğunda uyum sağlamak zorunda olduğun durumlar yaşanabiliyor. Gerçi ne kadar uyumlu bir insan olduğuna göre bunun dezavantaj olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği de tartışılır ama bir şekilde yanındaki insana uyum sağlamak zorundasın. Tek başına olduğun zaman kafanın içinden geçen hemen her şeyi yapabilir, her yere gidebilir, 5 dakika önceki planını kimseye bir açıklama yapmadan değiştirebilirsin. Ama o zaman da fotoğraf çekmek zorlaşabilir. 🙂 Ama ben birinin diğerinden daha iyi veya avantajlı olduğu fikrine katılmıyorum. Her ikisi de denenmesi gereken şeyler.

4. Klasik turist rotalarının dışında bizlerle paylaşabileceğin gizli/farklı bir yer/aktivite önerin var mı?

İran, Hürmüz Adası’nın arka koyları ve yine İran’da Qeshm Adası’nın çölleri kamp için muazzam yerler. Genelde turistler buraları hiç bilmiyor.

İran Yazd çölü

Telif hakkı Melke On The Road

İran İsfahan  Siose köprüsü

Telif hakkı Melke On The Road

5. Hep taşıdığın, hiç kullanmadığın ama kurtulamadığın/ayrı kalamadığın bir eşyan var mı? Neden?

Ayakkabı yağmurluğu. Gittiğim coğrafyayı da düşünerek yağmurlarda çok işime yarar, bir gün kesin lazım olur diye hiç yanımdan ayırmadım. Hiç lazım olmadı. Hatta paketinden bile çıkarmadım. 🙂

6. Kendimden beklemezdim deyip kendini bile şaşırttığın olumlu-olumsuz düşünce ve davranışların oldu mu?

Ben kendimden her an her şeyi beklerdim. Bu konuda kendimi çok şaşırtmadım. Çünkü zaten her şeye açık bir yapım var. Her an, her yerde, her şey olabilir ve ben buna bir şekilde uyum sağlayabilirim. Ama mesela ben titiz biri olduğumu yolda öğrendim. Daha doğrusu normalde takmadığımı düşündüğüm bazı şeylere taktığımı bu süreçte fark ettim. Mesela hostellerde veya insanların evlerinde kalırken yatağa kendi çarşafımı sermeden neredeyse hiç yatmadım. Ben uyuduğum yerin temizliğine bu kadar önem verdiğimi bilmiyordum. Zaten nereden bileyim ki daha önce hiç böyle yerlerde kalmamıştım 🙂 Sonra mesela bilmediğim yerlerde duşa girerken yere terliksiz basamadığımı fark ettim. Bu iki şeyi keşfetmek benim için çok komik oldu. Özellikle duş kısmını… Bir keresinde duşa gireceğim ama terliğimi yanıma almamışım. İçim bir garip oldu. Duşa gireceğim ama bir eksik var. Ayağımla yere basmak hiç işime gelmiyor. Düşününce sanki içimden bir parça koparıyorlarmış gibi hissediyorum. Ben de duşa sandaletlerimle girdim.

7. Sen böyle bir yolculuğa çıkarken negatif yaklaşanlara özel bir sözün/yaklaşımın var mıdır?

İlk başlarda herhangi bir şekilde olumsuz tavır sergileyen insanlara oturup saatlerce derdimi anlatmak istiyordum. Olumsuz bir yorum aldığımda bazen kendimi bir anlık hışımla telefonumun not defterine insanları ikna edebilmek için bir şeyler karalarken bulduğum da oldu. Ama daha sonra bunlara hiç gerek olmadığını anladım. Çoğu zaman insanların endişeleri “Ya başına bir şey gelirse?” Sorusunda toplanıyor. Ben de kısaca başıma bir şey gelecekse kendi evim de dahil olmak üzere her yerde gelebileceğini söylüyorum. Kendimi hayatın akışına bırakmak gibi bir alışkanlığım var. O yüzden ya şöyle olursa ya böyle olursa diye paralanmaktansa olduğunda düşünürüz diyerek kendimi evrenin kollarına bırakıyorum.   Bir diğer açıdan baktığında bu bir süreç. Ben bu süreci geçtim. Konfor alanımdan uzaklaşmak beni korkutmuyor. Ama belki de bundan 1 sene önce bu soruyu sormuş olsaydın ben de negatif yaklaşım sergileyenlerin söylediklerine benzer şeyler söyleyebilirdim. Özel bir yaklaşım olarak değerlendirir misin bilmiyorum ama ben artık negatif yaklaşan insanlara sadece gülümsüyorum.

8. Yoluna çıkanlar/yolda tanıştıkların arasından seni en çok etkileyen kişi/ karakter kimdi, öyküsü neydi paylaşır mısın?

Çok güzel, sevgi dolu, paylaştıkça mutlu olan insanlar tanıdım. Aynı şekilde bunların tam tersi yaklaşımlarda bulunan insanlarla karşılaştım. Ve genel olarak baktığımda yolda tanıştığım herkes ve karşılaştığım her şey beni son derece etkiledi, hepsinden bir şey öğrendim. Ama şimdi sen sorunca aklıma anlık bir olay geldi. Yaşadığım bu olay bana aslında ne kadar yakın olsak da birbirimizin ne kadar uzağında olduğumuzu, hayatlarımıza dair hiçbir şey bilmeden birbirimizi nasıl yargıladığımızı bir kez daha gösterdi. Hindistan’da No Name Free Hostel’de gönüllü olarak çalıştığım sırada orada kalan 40’lı yaşlarda yabancı bir arkadaşımız vardı. Mesela ismi Igor olsun. Igor çok fazla alkol kullanıyordu ve genel olarak eğlenceli ve uyumlu biri olmasına rağmen fazla konuşmazdı. Birlikte geçirdiğimiz 1. ayın sonunda bir akşam herkes başka bir şeyle uğraşırken uzun uzun sohbet etme fırsatını yakaladık. O akşam Igor’un hayatına dair öyle şeyler öğrendim ki 1 aydır aslında ne kadar yalnız ve çaresiz olduğunu göremediğimi ve sormaya gerek de duymadığımı anladım. Konu açıldıkça aslında ne kadar yalnız olduğunu, ailesiyle ilgili sorunlarını, çocuklarıyla iletişim kurmakta zorlandığını ama şansını denemeye devam ettiğini, fakat bunun bazen çok üzücü olabildiğini anlattı bana. O an Igor’un neden bu kadar çok içtiğini, neden bu kadar az konuştuğunu, her şeyi anladım. O günden sonra bütün arkadaşlarıma nasıl olduklarını, canlarını sıkan bir şey olup olmadığını sormaya başladım. Asıl garip olan şey şu aslında, ben bunu zaten biliyordum. Ne bileyim, insanları yargılamıyordum, hayatlarında bilmediğimiz bir sürü şeyin olabileceğinin bilincindeydim. Ama bazen çok gündelik, sıradan şeyler oluyor ve senin aslında bildiğin, önemini kavradığın fakat hayatına uygulamayı beceremediğin veya unuttuğun şeyleri sana hatırlatıyor ve sen o andan sonra o şeyi hayatına dahil ediyorsun. Hayat çok acayip.

Türkiye Ağrı dağı

Telif hakkı Melke On The Road

9. Çıktığın yolda sana sorulan en garip soru neydi?

Bisikletle mi? Evet bisikletle…

10. Yola çıkarken kendine dair değişeceğini hayal ettiğin ama hala değiştiremediğin özelliğin?

Aslında bu soruya “yok” diye cevap vermiştim ama sonradan fark ettim ki sanırım bir tane var. Genelde insanların düşüncelerini önemsiyorum. Olumlu, olumsuz eleştirilere açığım çünkü bunları ilerlemek için güzel fırsatlar olarak görüyorum. Ve tüm bunları değerlendirip haklı görürsem işte artık eleştiri neyle ilgiliyse ona uyguluyorum. Ama sırf eleştirmiş olmak için eleştiren insanların ne dediklerini çok umursamam ve bu insanların söyledikleri şeye bakarak hayatımda tek bir kibrit çöpünün bile yerini değiştirmem. Ama buna rağmen bazen kendimi buna takılırken buluyorum. Takıldığım şey bana neden böyle dedi falan da değil. Yani ne gerek var böyle kimseye faydası olmayan yaklaşımlara? Ben buna katlanabiliyorum veya görmezden gelebiliyorum ama bunlara takılıp hayatı kendine zehir eden insanlar var. Yazık değil mi onlara? Bak mesela yazarken bile çok üzüldüm. İşte ben bunu artık umursamam herhalde diyordum ama hala bir şey değişmemiş.

11. Eğer tekrar gitme imkanın olsaydı, nereye gitmek isterdin?

Tayland. Ve orada yine öğretmenlik yapmak isterdim.

12. Yolu tatmak sende yerleşik hayata geçmek için bir özlem oluşturdu mu? Yoksa ömrüm hep yollarda geçsin mi diyorsun?

Yerleşik hayata karşı bir özlem hiçbir zaman duymadım. Ama bazen bildiğim bir yerde olmayı, bildiğim bisküviden yemeyi, mercimek çorbası içmeyi özlediğim oldu. Ben ruhumun neye ihtiyacı varsa o ihtiyacını sağlıkla, huzurla karşılayabileceğim bir hayat dizayn etmek istiyorum. Yani ruhum yolda olmak istiyorsa yolda olayım, koltuğa gömülüp çikolatasını yerken televizyon izlemek istiyorsa sevdiği kanalı açabileyim. Tüm bunları yaparken de kendimi ve evreni dinleyebileyim.

13. Böyle bir yolculuğa asla çıkmayacak bir insanın aklını çelecek bir sözün/yaklaşımın var mıdır?

Söyleyebileceğim her şey çok bayat kalacaktır eminim. Çünkü insanların aklını çelebilecek güzel şeyler hali hazırda söylendi. Google’a yazdığında bile ilham verecek düzinelerce şey buluyorsun. Ama bence böyle bir yolculuğa çıkmak için de, hayatta yapmak istediğin diğer şeyler için de önemli olan tek bir şey var. “Ne istiyorsun?” Bu soruya açık yüreklilikle cevap verebilmek çok önemli. Sadece böyle bir seyahate çıkarken değil, hayatın her anında bu soruyu sormalı insan. Bir de beni en çok etkileyen, her güne kendime sorarak başladığım bir soru var. “Eğer bugün hayatımın son günü olduğunu bilseydim, şu an yapmakta olduğum şeyi mi yapıyor olurdum?”

Tayland Bangkok

Telif hakkı Melke On The Road

Malezya Penang adası

Telif hakkı Melke On The Road

14. Şu cümleleri tamamlar mısın?

– Yola çıktım çünkü o an buna ihtiyacım vardı. 

– Maalesef ben titiz biriymişim, bunu yolda fark ettim.

Das wilde leben filmi, bana yolu çağrıştırır.

‘We will be living in all the oceans now’ sözü, bana yolu çağrıştırır. (Natural Born Killers filminden bir diyalog) 

Dünyanın merkezine yolculuk kitabı, bana yolu çağrıştırır.

– Gezim kitap olsaydı, ismi ’Bisikletle mi? olurdu.

Melike’yi takip edebilmek için;

error: Content is protected !