Minik Pamir: Ermenistan dağları

Gregor ve abisiyle yaşadığımız unutulmaz serüvenin ardından ertesi gün Ermenistan’ın asıl sabırsızlıkla beklediğimiz kısmına vardık. Dağlara tırmanış… Ağrı’yı arkamıza alarak başladık İran’a kadar sürecek tırmanışlara.

Ermenistan’da trafik kazasında vefat edenler için kazanın olduğu yere minik anıtlar yapıyorlar ve anıtın yanına da masa, sandalye ve hatta bazen gölgelik yapıyorlar. Buralar öğle yemeği molası için güzel bir fırsat. Zaten yapanlar da başkaları faydalansın diye yapıyor.

Tırmanışın ortasında bir ara Eric’le bisikletleri değiştirdik. Biner binmez çılgınca hızlandım. Bastım gidiyorum aklımda ‘bu kadar fark olur mu? Yanlış mı bisiklet seçtik acaba?’ düşünceleri ile… 10 dakika sonra nefes alışımın çok garipleştiğini fark ettim. Direksiyonu tutmak için eğilmek yeterince nefes alamamama sebep oluyordu. Bizim bisiklette öyle bir sorun yok tabii. Ciğerler en küçük alveolüne kadar açık, yayıla yayıla gidiyorsun. Al alabildiğince nefes, tutan yok. Canım bisikletim ya, ne güzel bir karar vermişiz seni seçerek. ‘Aaa ama normal bisikletle daha hızlı tırmanırsın’ diye tutturanlara açıklayayım; ne yakıyor ‘almazsak olmaz’ enerjiyi? Oksijen değil mi? Eee haliyle pozisyonumuz gereği tırmanışta biz yeterince oksijen alıp enerjimizi dengeli yakabildiğimiz fakat yükümüzün hepsi arkada olduğu için, Eric ve Charlotte ise yüklerini öne dağıtabiliyor olmalarına rağmen nefes kontrolünde zorlandıkları için hep aynı hızdaydık. Yani yatay bisiklet normal bisiklet ile aynı hızda yokuş tırmanabiliyor. Fotoğraflarını görünce ilk tepkisi ‘tırmanamaz bu ya’ olanları aydınlatır umarım bu söylediklerim. Bizim için de bu ilk tecrübeydi normal bisikletle bizimkileri kıyaslamak için.

Bu ilk tırmanışta geçide geldiğini sandığında çılgınca bir iniş seni bekliyor. Sonrasında tekrar tırmanıp 1795 metredeki esas geçide varıyorsun. İnişte bizi yağmur bekliyordu. İnerken yağmur sakat iş: kayıp da bilumum yerlerini dağıtmak an meselesi. O yüzden o güzelim iniş hiç oldu minnak minnak inmekten 🙂 İner inmez attık kampımızı şahane bir yeşilliğin ortasında. Yağmur sonrası çıkan güneşin dağlara vurduğundaki renkleri izleyerek kendimizden geçtik. 1173 metre tırmandık bugün. Zor bir gündü ama güneş bize ödülümüzü verdi sağ olsun:)

Dünkü inişi bitirmemişiz meğer bisikletle güne daha güzel başlanılabilir mi? İnişten sonra şarabıyla ünlü Arpi kasabasına vardık. Günün başında olmasak bir kadeh denerdik:)

D0388 (9)-FOW-Armenia

Arpi

Ermenistan, Rus bisikletçilerin cenneti; yolda çok sık karşılaşmaya başladık. Hepsi birer ya da ikişer haftalık bisiklet turuna geliyorlarmış.

DCIM100GOPRO

Rus bisikletçiler

Günlük hedefimiz 2341 metredeki geçitti ama ne zaman evdeki hesap çarşıya uydu ki? Sürekli tırmanmayı planlarken sinir bozucu minik çıkışlar sonrasında inişlerle dolu bir parkurdu burası. Avusturyalı Roland ile karşılaşmamız, durmak için bahanemiz oldu ve beraber kamp atmaya karar verdik. Sonradan bu amcanın Avusturya’nın ünlü turcularından olduğunu öğrenecektik. Adam hiç çaktırmadı ha, helal olsun bu kadar mütevazılığe. Günün sonunda toplamda 874 m tırmanıp 1666m rakımda pes etmiştik. Kamp yerinde su bulamadığımız için survivorcılık oynadık ve gerdiğimiz gölgelikte biriken suları içtik.

Ertesi gün, 13 km’de 700 m yükselerek vardık zirvemize. Ağrı artık ufacık minnacık kalmıştı gerilerde bir yerlerde. Hava 11 derece olmasına rağmen rüzgârdan bilumum yerlerimiz donduğu için zirve fotoğrafı ardından hemen saldık aşağıya ve çıkarkenkinden daha da harika bir manzaranın kucağına düştük. Güneş bulutların arkasından merhaba der demez kemiklerimizi eritmek üzere yemek molası verdik göle nazır çimenlerin arasında. Bitmek bilmeyen iniş çıkışların ardından akşama Ermenistan’ın Stonehenge’i olarak bilinen Zorats Karer’e vardık. Anayoldan 1,1 km içeride olan bu turistik yer, harika bir vadi manzarasına sahipti, bu manzaraya karşı kamp atmazsak ayıp olurdu. Turistlerin arasından sinsice sıyrılarak taşların arkasına sızdık ve gitmelerini bekleyip kalıntılara zarar vermeyecek uzaklığa vardığımızda kurduk çadırları 1750 metre yükseklikte. Şimdiye kadarki en güzel kamp alanlarımızdan biriydi.

Çek Cumhuriyeti’ndeyken Rus bir bisikletçiyle pedallamıştık birkaç gün. Çok sevdiğim bir kuralı vardı. Güne tırmanarak başlamıyordu. Eğer bir yokuş varsa itiyordu bisikletini. Bu sabah %9’luk tırmanışa uyanınca, onu anmadan edemedim. Sabahın körü, hava soğuk, önümüzde daha nice tırmanışlar olduğunu biliyoruz; yorgunu yokuşa sürmek deyiminin hikâyesi bence bu rampanın başında vukuu bulmuş. Allah’tan bugün süper bir yere varacağımızı biliyoruz da onun gazıyla pedallıyoruz. Çıktık da çıktık, bitmedi! Ama sonunda öyle bir manzarada indik ki, offf of… Keşke yine olsa da yine çıksam! Böyle inişi kutlamak lazım derken terkedildiğini sandığımız bir evin önünde mola verdiğimizde elinde alkol şişesiyle çıktı amcam karşımıza. Daha ne isteyelim? Bir kadehten sonrası dokunur dedik içmedik biz hanımefendiliğimizi bozmadık ama beyler sömürdü resmen şişeyi! Tırmanırken bikbik yapanın bi ben olduğumu sanıyordum, meğer herkesin bi acısını çıkarası varmış. İçimizi ısıtıp başımızı döndürdükten sonra vardık çok ünlü Wings of Tatev’e (Tatev’in kanatları). Ne ola ki bu diyenlere; Teknolojinin unuttuğu Ermenistan’ın dağlarında Ermenistan’da yaşamayan zengin bir Ermeni’nin işgüzarlığı olarak özetliyorum ben. Karşı tepedeki güzeller güzeli Tatev Manastırı’na tırmanmaya üşenen zengin turistlerin altına teleferik… Vadinin bu tarafındayken ki düşüncelerim bunlar. Karşıya geçtiğimizde ‘Allah belamızı versin, niye binmedik ki?’ diye söyleniyordum. Neden mi? Bulunduğumuz yerden vadi tabanına kadar mükemmel asfalt yolda inip, oradaki Şeytan Köprüsü’nü gördükten sonra asfaltın ulaşamadığı yolda 5,8 km boyunca %12’lik eğimde, sıcağın altında pedallamak zorunda kaldığımız için! Toplamda 1161 m tırmanmış olduk. Tırmanış biter bitmez kamp yeri falan bakmadık tabii ki, deli miyim ne bakıcam be? Koştuk köyün tek bakkalından bir şarap aldık. Sonra kampımızı kurduk turizm bürosunun arkasındaki düzlüğe. Öğlenki amcanın verdiği beyaz peyniri şaraba katık edip Fransız Fransız takıldık.

D0390 (32)-FOW-Armenia

Sağda teleferik

Ertesi gün çadırları toplayıp manastırı gezmeye gittik. Ermenistan’da sürüsüne bereket manastır var ama böyle manzara hiçbirinde yok. Bu manzaraya bir gece daha kalınmaz mı ulen? Kalmazsan ayıp! Wings of Tatev’in wi-fi’yının etkisi de olmuş olabilir bu kararımızda:) Akşama da çaktık ateşte çadır-made pizzaları:)

Bu kadar mesudiyetin acısının nereden çıkacağını merak ediyordum. Meğer Tatev’den sonra bir iniş yokmuş. Daha da tırmanıyormuşuz asfalta varmak için. Bütün gece yağan yağmur suyunun doldurduğu çukurların arasından slalom yaparak çamurlu yollardan ilerledik baya. Yolun sağıyla solu arasında 1 m yükseklik vardı dönemeçlerde. Gözünde canlandırmak bile imkânsızken biz çıktık oraları işte. İki tane çok fakir dağ köyünden geçtik. Bulutların arasındaydık pedallarken; çok yüksekte olduğumuzdan değil ha, bulutlar aşağı inmiş ağırlıklarından! Bu sancılı yol beklediğimizden uzun sürdü. Öğlene varırız dediğimiz Syunik’e, 4’e doğru vardık ve yanımızda yemek olmadığı için karnımız sırtımızda pedalladık o elek gibi delik deşik yolu. Asfalta kavuşup da bir de market bulunca değmeyin keyfimize. Bütün ıkınmalar geride kaldı. Beklesin bizi çılgın öğle yemeği! Nasıl acıktıysak, deli gibi saldırdık, yerken kendimden utandım resmen, tövbe tövbe! Hemen ardından Kapan’a vardık. Burası İran’dan önceki son büyük şehir… İran’da para çekemeyeceğimiz için burada bol miktarda çektik. Charlotte’a İran’da giymesi için tunik aldık. Alışverişimizi yapıp çıktık şehirden ama şehir vadide olduğu için yanlara açılamayıp uzanmış nehir boyunca. O yüzden çıkmak o kadar da kolay olmadı şehirden. Evler biraz seyrekleşince günlerdir bizi yalnız bırakmayan yağmurdan kaçmak için durmaya karar verdik ve bir evin bahçesindeki boyumuz kadar otların arasında attık çadırları. Sadece iniş olduğunu sandığımız bugünde 881 metre tırmanmışız. Haritaya neremizle baktıysak artık?

Daha fazla fotoğraf için: Fotoğraf albümü

D0392 (4)-FOW-Armenia

Khor Vrap – Kapan arası profilimiz