Misafirperverlik ve yitirilmiş masumiyet; Tacikistan – Alichur

Önceki yazımda Nico bisikletini kırmıştı. O yazıyı henüz okumadıysanız şuan geri dönüp okumak için güzel bir zamanlama; biz Alichur’da bekliyoruz.

Uğruna girdiğimiz garip gurup yollarda bisikleti kırdığımız sıcak su kaplıcalarında 2 günlük molamız sebebiyle aklimatizasyonumuzu biraz kaybettiğimizi fark ettik; kampı attığımız nehir kenarından, yolumuzun devam edeceği platoya bisikletleri daha kolay ittirmek için henüz çantaları yüklememiştik. Yine de herkes nefes nefese kalmıştı.

D0489 (7)-FOW-Tajikistan

Çantaları bisikletlere yüklemeden çıkarsak da zorlandık

 

En yakındaki kasaba olan Alichur’dan 30 km uzaktayız.  Yol şimdiye kadar ki en kötü yol; sürekli minik minik inip çıkıyor ve taş dolu. Biz bile zorlanırken Nico kırık direksiyonla ne yapsın? Direksiyonun hareket kabiliyeti epey azalmış olduğu için taşlardan sıyrılamayan Nico sürekli düştü durdu. Hepimizin morali çok kötü, suratlarımız asık… Hele bir de 10 metre mesafede 2 defa düştüğünü görünce hepimizde ipler koptu. Nico’nun düştüğünü görmeye dayanamıyorum. Charlotte ve Eric de öyle ve bu sebeple onlar önden sürdü bütün gün. Biraz ara açılınca oturup beklediler Nico’yu. Ben de aynı şekilde Nico’yu göremeyene kadar pedallayıp, durup, tekrar görebilince sürdüm yine. Yardım da kabul etmediği için bundan başka yapabileceğim bir şey yok; sadece düştüğünü görmememi istiyor. Öğle molasını verdiğimizde tişörtündeki deliği görünce zorla açıp baktım ve o an yıkıldım; tüm sırtı sıyrılmış ve kanıyordu.  O ise bizi telaşlandırmamak için hiçbir şey söylememişti. Görmüş olmam da bir şey değiştirmedi zaten; dokundurtmadı. 30 kilometrede defalarca düşüşün ardından sonunda Alichur’a vardık. Belki 3 gün önce M41 anayoluna devam etseydik ve Bulunkul’a hiç dönmemiş olsaydık bunların hiçbiri olmayacaktı. Bulduğumuz kaplıcaya ve güzel anılarımıza sevineyim mi, yara bere içindeki Nico’ya üzüleyim mi bilemiyorum.

D0489 (20)-FOW-Tajikistan

Charlotte ve Eric beklerken

30 km pedallayıp 464 m tırmandıktan sonra Alichur’a varır varmaz Marco Polo Homestay’in güzel İngilizce konuşan sahibi Taibek sayesinde bir tamirhane bulduk. Toplamda 20 haneyi geçmeyen bir köy burası ama tamirhane var. Tamirci amca gayet şaşırmamış bir yüzle karşıladı bizi. Sonradan sohbette öğrendik ki Wakhan vadisinden çıkıp da bu tamirci de durmayan bisikletli yokmuş… Bir tek biz değilmişiz!!! Bizim bisikletler alüminyum ve kaynakçısını Orta Asya’da büyük şehirlerde bile bulmak nerdeyse imkânsız iken bu küçücük köyde bulmayı zaten beklemiyorduk. Ama tamirci amca aşırı titizlikle ve birkaç farklı metot deneyerek geçici olarak da olsa tamir etmeyi başardı. Osh’a kadar gider diye düşünüyoruz. Kırgızistan-Osh’da Nico’yu yeni bir gövde bekliyor olacak; sponsorumuz Globalstar Avrasya’nın verdiği uydu telefonu sayesinde, bisiklet sponsorumuz AZUB’u dağın tepesinde arayabildik ve ücretsiz yeni bir gövde göndermeyi kabul ettiler.

D0489 (87)-FOW-Tajikistan

Pembe şapkalı kurtarıcımız

Bütün tamirat boyunca başımızda bekleyen ve tercüme eden Taibek’e bir nevi teşekkür, ayrıca biraz da bu yorucu günü güzel sonlandırmak amacıyla onun homestay’inde kalmaya karar verdik. Akşam yemeği, sabah kahvaltısı dahil kişi başı 10 dolar.

Beyler tamirhanedeyken biz de Charlotte’la bakkala gittik. Köyün çocuklarının sayesinde minik kasabaya yayılmış 3 bakkalı da bulduk. Bakkaldan aldığı şekerlerden çocuklara dağıttı Charlotte. Sonrasında homestay’e gidince fark ettik ki Charlotte’un kilometre sayacı, kablosunun ortasından koparılarak alınmış! Çalınma ihtimalini düşünmek istemeyen saf ve temiz Charlotte bütün geçtiğimiz yollara tekrar bakmak istedi. Ben de yalnız bırakmadım tabii ki. Bulamayınca homestay’e geri dönüp Taibek’e olayı anlattık. Adamın bir telefonuyla 5 dakika içinde bizimle en çok vakit geçiren çocuk, annesiyle ve Charlotte’un kilometre sayacıyla geri geldi. Yerde bulduğunu söyledi ama oradaki herkes biliyordu ki o kablo öyle kendiliğinden asla kopmaz! Üzerine gitmedik ama geride bıraktığımız hayattan uzaktaki bu diyarda da masumluğun yitip gitmiş olmasına gerçekten çok üzüldük! En çok da bu masumluğun kaybolmasına, yaşamlarına girmekte inat eden biz turistlerin sebep olmuş olması çok sarstı bizi. Böyle bir duyguyu sözcüklere dökmek çok zor…

Bu üzücü olaydan sonra homestay’de soluklanırken birden önümüze çay, ekmek ve yağ geldi. Akşam yemeğine daha vakit olduğu için atıştırmalık iyi gitti. Taze ekmek bulmak çok zor… Taş gibi bir şey; çaya bandırmadan diş geçirmek imkânsız! Bu ikramdan sonra minik köyün sokaklarında dolanmaya çıktık. Bir evden çay daveti geldi. Burada yaşayan insanları ve yaşamlarını daha yakından tanımak için bulunmaz fırsat. Para verdiğimiz homestay’den çok daha fazlası getirildi önümüze; yak yoğurdu, yak kaymağı, yak yağı, bekletilmiş yak yağı (daha sarı) ve taze ekmek! Daha 2 gün önce hayatımda ilk kez yak görmüş ve ‘Acaba ne zaman yak ürünü yiyebileceğiz?’ diye konuşmuştuk. Daha yarım saat önce ‘taze ekmeği çok özledik’ demiştik. Bütün dileklerimizi yerine getiren bu ailede muhatabımız evin oğlu… Bize servis yapansa yaşlı annesi… ‘Aman dur teyze, zahmet etme’ derken çat çut 2 dakikada döşedi sofrayı süper anne!

Homestaye geri döndüğümüzde Mongol Rally’e katılan araçlardan birinin ekibinin de burada kalacağını öğrendik. Son günlerde çok sık karşılaşır olmuştuk bu araçlarla. Avrupa’dan çıkıp istedikleri rotayı kullanıp Moğolistan’a varıyorlar. Tam olarak bir yarış değil.  Yarışa katılma şartlarından biri eski ve küçük araba kullanmak. Diğer bir şartsa her takımın çeşitli hayır işleri için 1000 pound bağış toplamış olması… 2004’ten beri devam eden bu ralli, ‘dünyadaki en büyük motorlu macera’ olarak tanımlanıyor.

Homestayda duş macerası… Dağın başında, ıssızlığın ortasında bu insanlar nasıl temizleniyor? Buranın dağlarında yetişen bir otu ya da hayvan dışkısını ateş yakıyorlar ve su kaynatıyorlar. Banyoda duvara yerleştirilmiş 2 kutu var. Siz duşunuzu alırken, Bu kutuların yerleştirildiği duvarın öteki tarafında kaynayan suyu kutuya boşaltan biri bekliyor. Tasla kaynamış suyu, normal suyla ılıştırıp tepenizden döküyorsunuz. Yani banyo 2 odadan oluşuyor; biri otların depolandığı ve ateşin yakıldığı kısım, diğeri ise duş aldığınız yer. Duşa girmek için tek hazır olan bendim ve ilk girdim. Sistemi görünce; ‘Ay yazık adam uğraşmasın suyu kaynatmak için’ diyerek 3 dakikada çıktım banyodan. Benden sonraki 7 kişi ise hamama gitmişçesine durdular da durdular. Ee adam da yazık suyun başında dikildikçe dikildi. Arkadaş bende mi sorun acaba?

Banyosunu yapan, akşam yemeğine katıldı. Yemekte patatesli pilav vardı. Daha 2 saat önce ölesiye yediğimiz için yemeğe gömülme performansım düşüktü. Bugün, kaplıcalardan başladığımız, Nico’nun düşmeleriyle devam eden, Alichur’a varıp bisikleti tamir ettirebildiğimiz, Charlotte’un kilometre sayacını çaldırtıp hemencecik bulduğu, hayatımda ilk kez yak ürünü yediğimiz, Mongol Rally gibi enteresan bir maceranın katılımcılarıyla tanıştığımız, kutucuklarla banyo yaptığımız çok uzun, yorucu, hüzünlü, heyecanlı, keşifli ve güzel bir gündü.

 

D0490 (33)-FOW-Tajikistan

Marco Polo Homestay’in sahibi Taibek

error: Content is protected !