Okyanusta gelgit bir başka oluyor…

Gün 3

Bugünün bonusu okyanus tuzu toplama havuzları ve midye, istiridye gibi deniz kabuklarını üretme çiftliği oldu.

Öğle yemeği için yer ararken buralara denk geldik. Sahibi bizi görünce 15 dk sonra bir okul gezisi olduğunu, onların para ödediğini ama öğretmenler izin verirse herhangi bir şey ödemeden geziye katılabileceğimizi söyleyerek bizi davet etti.  Öğretmenlerin de izin vermesiyle çocukların arkasındaki yerimizi aldık. Geziden önce öğretmenler turumuzdan çocuklara bahsetmemizi istedi. Çocuklar ise bizi dinlemekten çok “Aaa bu ne garip bir alet” modundaydı.

Ardından çiftlik sahibi kocaman bir midye maketi üstünde midyenin yaşamını anlattı. Üreme organları sindirim sistemi vs. Bazen kabukların arasından 2 tane boru çıkar. Belki bazılarınız denk gelmiştir. Hah işte ben onları göz sanıyordum. Meğer birisi sudaki oksijeni aldığı nefes borusu, birisi de sudaki planktonları yediği yemek borusuymuş. “Utan cahilliğinden” deyip attım hafızaya.

Daha sonra yıllar önce çiftliği ilk kurduğunda çekmiş olduğu bir videoyla okyanus suyunu kanallar aracılığıyla nasıl taşıdığını ve midyeleri nasıl ürettiğini gösterdi. Bu âlemin besin zinciri; planktonu yiyen midye, midyeyi yiyen yengeç, yengeçi yiyen martı şeklindeymiş. Artık martıyı kim yiyor onu bilemeyeceğim. Ardından saha turuna çıktık. Okyanus suyuyla gelen ve midyeleri yiyen yengeçler için hazırlanmış kafeslerden yengeç çıkarıp erkek mi dişi mi olduğunu nasıl ayırt edeceğimizi sordu çocuklara. En az 3 tanesi cevabı biliyordu. 10 yaşındaki bir çocuk bu bilgiye nasıl ulaşır ya da bende mi sıkıntı var acaba? Meğer altındaki üçgen şekli sivri ise erkek, oval ise dişi oluyormuş. Çocukların karşısında tekrar bir “Utan” çektim kendime ama tabii delikanlılıktan ödün vermiyoruz. “Hah tabiiki canım işte orası sivri olunca erkek bunda bilinmeyecek ne var” suratına sahibim! Fotoğraftaki erkek mesela…

Genel olarak ilgimi çeken ve zihnimde sorular yaratan kısımları burada paylaşmak istiyorum. Neden ilkokul çocuklarını bir midye üretim çiftliğine getiriyorlar? Geleceğe nasıl mükemmel bir yatırımdır bu? Hayatı daha zengin kavrayabilme adına bir adım önde bu çocuklar bence… Ve neden bizde yok? “Midye çiftliği gezip de ne yapacaklar?” diyenleriniz olabilir ama bence bu sadece bir geziyle kalmayacak. Çocukların zihninde parça parça da olsa yer edecek. Biz de sadece zorla stadyuma götürme alışkanlığı var. Ha ben bayılırdım 23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda stadyumda yürümeyi o ayrı ama yanında yaratıcılığa da katkısı olan birkaç gezi daha olsa eğitim sistemimiz çok daha ilerde olurdu diye düşünüyorum.

Haa diğer bir konu da şapkasız tek bir çocuk bile yoktu! Küçük ve gereksiz gibi görünen bir ayrıntı ama belki ama nasıl bir pozitif kontrol mekanizmasına sahip olduklarını gösteriyor bence.

Bu naçizane fikirlerden sonra gezimize tekrar dönüyorum. Midye çiftliğinin yanındaki tuz toplama alanlarında da okyanus tuzunu nasıl ede ettiklerini gördük. Yine kanallar aracılığıyla getirdikleri okyanus suyunu kurutup çamuru ayırıyorlar. Basit bir işlem… Alanın sahibi Tuz Gölü rezervimiz hakkında baya bir bilgiye sahipti!

Gezi sonrası tekrar yola düştüğümüzde Bretonya bölgesinde 1,5 aydır görmeye alıştığım evlerden daha farklı yapıda evler görmeye başladık. Şimdiye kadar bulunduğumuz yörede evlerin çatısın siyah minik taşlardan oluşuyordu. Bunlar daha yeni nesil evlermiş. Yeni dediğime bakmayın en az 150 yıllık tarihi var. Bu yöredeki evler ise biraz daha eski ve çatıları uzun otlarla örtülü. İki tarz da çok sempatik… İlerdeki evimi düşleyerek pedallıyorum.

D0003 (31)-FOW

Bu akşam için yine şansımıza bakıyoruz. Muzillac – Guérande arası 58 kilometrelik yolculuğumuzun ardından boş bir araziye kampımızı atıyoruz. Tabiiki yandaki evden su isteyerek… Utanmak sıkılmak yok:)

Gün 4

Bugün Veloarebours adındaki projesiyle haziranda dünya turuna başlayacak olan arkadaşımız François’nın yaşadığı şehir ola St. Nazaire’den geçtik. Halen uçak mühendisi olarak çalıştığı Airbus’a gidip François’yı ziyaret ettik. Bu ziyaretten sonra bizi zorlu bir sınav bekliyordu. Fransa’nın en uzun köprülerinden birini arabaların arasından geçmemiz gerekecekti. Çünkü bisiklet yolu yoktu. Henüz bisikletlerdeki dengemizi tam sağlayamadığımız için bir arabanın önüne devrilivereceğimiz korkusuyla girdik köprüye. Allah’ın şanslı kuluymuşuz ki şeritlerden biri bakım için kapalıydı ve bize yayla gibi yer sağlıyordu. Ama %5’lik eğimde 25 dakika boyunca yükselmemiz gerekti. Bacak kaslarım nasıl çılgınca yandıysa hala hissediyorum. Ama inişi paha biçilemezdi doğrusu:)

İniş bittiğinde bundan sonra takip edeceğimiz Eurovelo 1 bisiklet rotasının girişine gelmiştik. Bu mola esnasında yanımıza gelen adam gençliğinde sadece nehirleri kullanarak botuyla Türkiye’ye gelmiş ve Akdeniz’den ülkesine geri dönmüş. Ne adamlar var yaaa… Ve bu adamın Türkiye’de en çok beğendiği yer Hititlerin başkenti olan Çorum civarındaki Hattuşa. İstanbul ya da Kapadoya değil! İlginç değil mi?

“Şimdiye kadar hiç düşme tehlikesi geçirmedin oleeey” diye düşünürken ormandan çıkıp üstüme koşa koşa gelip çat diye önümde duran tavşan sebebiyle baya riskli bir fren yapmak zorunda kaldım. Durup uzun bir süre bakıştık. “Gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi bakmak” deyimini bizzat yaşamış oldum.

Guérande – Pornic arasında 66 km yaptıktan sonra La Tabardière adlı bir kamp alanında indirim yaptırıp 3 gün sonra sıcak duşa ve elektriğe kavuşmuş olduk. Bu kamp yerinin sahibi bayan 9 yıl önce Adıyaman’da 1 aylığına yaşamış ve hala biraz Türkçe hatırlıyordu. Türkçe konuşmayı unutmuşum ya:(

Gün 5

Bretonya bölgesinde evlere isim veriyorlar. Postacılar bu isimlere göre mi buluyor yoksa ayrıca numaraları da var mı merak ediyorum. Bence çok sempatik çünkü evi kişiselleştiriyor ve aile bireylerinden biriymiş gibi hissettiriyor.

D0005 (5)-FOW

Fransa sahillerinde gelgit öyle bir gelip gidiyor ki bazen yüzlerce metreye varıyor. Bizdeki gibi öyle 2-3 metre değil. Bu sebeple sahilde suların en son ulaştığı yere yükseltilmiş kulübeler yapmışlar ve bunlardan aşağı ağ sarkıtmışlar. Sular geldiğinde balıklar ağa doluşuyor.

D0005 (13)-FOW

Le Gois adasına gitmek için kanalların arasından dolanırken Toulouse’dan kuzey Bretonya’ya pedallayan bir bisikletli ile karşılaştık. Toulouse yolu hakkında birkaç ipucu aldık. Ardından adaya giden yolun girişine kadar geldiğimizde geç kaldığımız gördük çünkü gelgit yüzünden yol çoktan sular altında kalmaya başlamıştı. Biz de trafiğe kapanan bu yolda yürüyüşe çıktık. Adadan uyarılara rağmen ayrılan iki arabadan arkadaki virajı kaçırıp suya battı. Yolda yürüyenlerin yardımıyla zor kurtuldu. Fotoğrafta arabanın arkasındaki insanlar arkadaki arabaya koşuyor. Yazık içindeki çocuklar ağlaya ağlaya mahsur kalmışlar. Hayır girişte koskoca uyarı var. Ne akla hizmet köprülü diğer yola gitmeyip inatla buradan geçiyorsun evladım? Bugünün felsefesini “ doğa ne yapar eder insanoğlundan üstün çıkar” olarak belirliyoruz. Okyanus suyunun yolu hızla yutuşunu izlemek gerçekten büyüleyiciydi. Adaya gidemediğimiz için üzülmedim açıkçası. Deneseydik hem zorlanacaktık hem de bu anı arkamızda bırakacaktık.

Bisiklet parkuru bu bölgede çok dolandırdığı için GPS’den başka bir bisiklet parkuru olarak görünen bir kestirmeye daldık. Toprak yol giderek çimleniyordu. Bir süre sonra boyumuz kadar otların arasından geçtik. Daha kısa otların arasında sürerken ilk düşüşümü yaşadım ama baya yumuşak bir düşüş oldu. Yolun sonunun olmadığını anladığımızda bisikletleri 1 km itmiştik bile. Eee haliyle başlangıca geri itmek zorunda kaldık.

D0005 (44)-FOW

Bu itiş kakış bizi çok yorduğundan bulduğumuz ilk evin bahçesinde kalmak için izin istedik. Şanslıydık evlerine duş almamız için davet ettiler. Böylece Pornic – Le Gois arasında 62 km pedallamış olduk.

Yolculuğa dair bütün fotoğrafları görmek için lütfen tıklayınız.

error: Content is protected !