Pamir ; Bu da mı gelecekti başımıza?

Dün gece yüksek rakımda olmamız sebebiyle hava serindi; günlerdir sıcaklarda uyuyamaz olmuştuk. Yüksekte soğuğu yiyince mışıl mışıl uyuduk. Kıyısına kampımızı kurduğumuz göle veda etme vakti geldiğinde hüzünlensek de uzun zamandır hasret kaldığımız asfalta yani M41’e varacağımızı bildiğimiz için zevkle bastık pedallara…

M41’e varmamız uzun sürmedi. Asfalta varır varmaz öptük tabii hemen. Bulunmaz nimet bu ülkede! Batı – doğu güzergâhında ilerleyen M41’in batı tarafında kocaman bir ‘girilmez’ levhası asılı çünkü buradan Khorog’a giden yol toprak kaymasıyla göle dönüştü. Yani 200 km güzel güzel gittikten sonra yoldan cup göle düşebilirsiniz! Birkaç aya da yeni yol yapılmaz.

D0486 (101)-FOW-Tajikistan

Solda geldiğimiz yol ve sağda ‘girilmez’ tabelası

Oturduk, tebeşirimizle yola haritamızı çizip vizemizde kalan gün sayımızla neler yapabiliriz diye toplantı yaptık. Pamir’in bu noktasında aklı olan insan evladı doğuya doğru asfaltlı M41’i takip ederken biz ‘ay yok olmaz, ben mazoşistim; illa ki taşta toprakta gidicem’ deyip direksiyonları batıya ve oradan da 1 km içinde sapacağımız Bulunkul’a doğru döndürdük. Neden? Çünkü biz çılgınız, manyağız, kim tutar bizi!

D0486 (113)-FOW-Tajikistan

‘kul’ göl demek… Bu heceyle biten kelimenin her kullanıldığı yerde küçük büyük bir göl var mutlaka. Ama bu sefer bizim amacımız göl görmek değil; sıcak su kaplıcalarına gitmek! Bu enteresan yola girme sebebimiz de bu kaplıcalar… M41 sapağından itibaren dalgalı (washboard) bir yola girdik. Yani yol boyu minik dalga şeklinde sert oluşumlar var. Sert girince canını acıtan, bisikleti orada bıraktıracak cinsten yapılar! Uzunca bu dalgalı yolda ilerledikten sonra çektiğimiz acıya değdi ve harika manzarasıyla gölün yanındaki Bulunkul belirdi. Burası 3600 metre yükseklikte bir plato aslında. Bir yerden sonra yol diye bir şey yok. Dümdüz arazi ve şimdiye kadar turist getiren bütün 4*4’ler istediği yerden geçmiş. Bu dalgalı yoldan çıkıp da başkasına girdiğimizde 5 km hızdan 20 m hıza çıkabildik.

Aslında plan Bulunkul’da alışveriş yapıp kaplıcaya ilerlemekti. M41’deki sapaktan 16 km sonra Bulunkul’a vardığımızda karşımızda beliren ilk evin üstünde homestay yazıyordu ve önünde 2 tane bisiklet vardı. Tam ‘aman burada da mı yalnız kalamayacağız’ derken içeriden dünyaca ünlü İsviçreli tur bisikletçisi Claude Marthaler kafayı uzattı. Şansa bak! Bu adam 7 kitap yazıp hayatını tamamen bisikletten kazanan bir idol! Charlotte ve Eric Fransa’dan başladıkları yolculuklarının ilk haftasında tesadüfen karşılaşmışlar. Evine kahveye çağırmış. Minik bir evi olduğu için ağırlayamamış ama arkadaş olmuşlar. Burada karşılaşmayı beklemiyorlardı. Meğer hakkında 52 dakikalık bir belgesel çekilmesi için Pamir’e gelmiş. Yanındaki eleman da profesyonel bisikletçi ve kameraman… Normalde kendi yemeğimizi kendimiz yapıyoruz ama burada sohbet hoş olacağı için onlarla beraber homestay’de yemeye (20 somoni = 3 dolar) karar verdik ve bölge hakkında harika bilgiler öğrendik. Buraya gelirken amacımız Yashilkul’un güneyindeki kaplıcalara gitmekti fakat Claude oranın çok turistik olduğunu, bütün 4*4’lerin oraya gittiğini ve gölün kuzeyindeki kaplıcanın ıssız olduğunu söyleyip yerini tarif etti. Güneydeki için yolumuzu uzatacaktık. Onun yerine yolumuzun üstündeki kuzey kaplıcasına gitmeye karar verdik. Claude ve arkadaşıyla vedalaştıktan sonra gölün çevresinden dolanarak kuzeye yöneldik.

Yolculuğumuzun şimdiye kadar ki en dik yokuşuyla karşılaştık. Eric denedi dura dura çıktı. Charlotte ve ben pedallamayı denemeden direk itmeye başladık. Nico ise deneyip ortada bir yerde büyük bir taşa gelip devrildi. Hacıyatmaz gibi devrilişine gülüp eğlenirken 15 dakika sonra fark ettik ki Nico’nun direksiyonu kırılmış. Tacikistan zaten genel olarak ıssız bir ülke, biz ise onun bile olabilecek en ıssız yerinde bisikleti kırıyoruz.

D0486 (187)-FOW-Tajikistan

Bu da yetmezmiş gibi kaybolduk! Şansımız zirve yaptı!!! Bir platoda olmamız gerekirken kendimizi kocaman bir çukurda bulduk. Kaybolmamızın nedeni her gelen 4*4’ün gelişigüzel bir yol seçmesi sebebiyle gerçek yolu ayırt edememiş olmamız. Bir göl görüyoruz ama görmemiz gerekenden çok çok küçük. Çukurdan çıkmak için hep beraber bütün bisikletleri ittik. En bombası Nico’nunki çünkü normalde direksiyondan destek alıp itiyorduk ama şimdi direksiyona dokunsan elinde patlıyor. 4 kişi olmanın, fiziksel destekten çok psikolojik destek açısından cidden çok önemli olduğunu anladım kan ter içinde 4 tane bisiklet iterken çünkü çukurdan çıkıp da düzlüğe varınca birbirimizin kaymış suratlarını görünce hepimiz birden kahkahalara boğulduk. O an ihtiyacımız olacak tek şey bu derken birden ne kadar da harika bir manzarada olduğumuzun farkına vardık. 3700 metre yükseklikte uçsuz bucaksız bir platoda bir başımızayız ve karşımızda sonsuza kadar uzayıp gidiyormuş gibi duran Yashilkul gölü var! Tacikistan’ın en yorucu günü ve en güzel manzarası bir günde bizi buldu. No pain no gain! Cennetteyiz. Kimse kırılan bisikleti sallamıyor. İşte hayat bu!

Yashilkul

Yashilkul

Manzaranın keyfini çıkardıktan sonra Claude’un verdiği tariften yolumuzu bulamadığımız ve akşam olduğu için, platodan fazla alçaktan akmayan derenin olduğu vadiye inip kampımızı attık. Sadece 40 km yapmış ve 380 m tırmanmış olmamıza rağmen bisikletleri itmekten harap olmuştuk dördümüz de.

Ertesi güne, çadırın hemen yanından geçen yakların ve onları atının üstünden yönlendiren Kırgız çobanın sesleriyle başladık. Hayata gel! Ömrümde ilk kez yak görüyorum! Yihuuu… Amcanın çekik gözlerinden anlaşılıyor Tacik değil de Kırgız olduğu. Gülümsemesi bile farklı; daha bir içten, daha bir gerçek! Yavru yakın inek kadar olmasına ne demeli?  Çadırların üstünden geçmedikleri iyi oldu! Yakı gördük, sıra da sütünü içmek ve yağını yemekte! Bakalım ne zaman kısmet olacak?

D0487 (47)-Tajikistan

Bugün dinlenme günümüz; dün fazlasıyla yorulduk. Beyler günün ilk yarısını elimizdeki bütün ipler, bantlar, klipsleri kullanarak Nico’nun bisikletini tamir etmekle geçirdi. Bu tamirin geçici olduğunu biliyorduk bisiklet gövdesinin değişmesi gerekecekti ve bunun için Çek Cumhuriyeti’ndeki bisiklet üreticimiz AZUB ile temasa geçmemiz gerekliydi. Dağın tepesinde! Hiçbir yerde çekmeyen Tacikistan telefon hattımızdan hayır yoktu tabiiki! Burada devreye ekipman sponsorumuz Globalstar Avrasya’nın verdiği uydu telefonu girdi. Daha önce kullandığımız yerler daha insani yerlerdi ve böylesine bir ıssızlıkta denememiştik. O sebeple çat diye AZUB’a bağlanınca algılayamadık birden. Bağlantı falan kesilmeden olayı anlattık ve çözümü AZUB getirdi. Kırgızistan Osh’a yeni bir gövde yollayacaklardı. Uydu telefonu taşıyan bisikletçiye denk gelmemiştik daha önce ama böylesi bir durumda hayat kurtarıcılığını bizzat kendimiz yaşayınca ‘ne kadar da doğru bir hamleymiş yanımıza almak’ diye düşünmeden edemedik! Daha önce de Ermenistan’da yine bir dağın tepesindeyken ve Türkiye’ye ulaşmamız imkânsızken bu uydu telefonu sayesinde ameliyat olan ablamla ameliyat öncesi ve sonrası konuşabilmiştim. Konuşamasaydım çok otururdu içime! Ablamla konuşabildikten sonra bu uydu telefonu benim için en önemli malzemelerimizden biri olmuştu. Ama üzerine bir de Pamir ıssızlığının ortasında 3700 m rakımda ‘’Kardeş bana Çek’den Kırgızistan’a yeni bir bisiklet çek bakalım’’ rahatlığını yaşattığı için bir kalp çizdim; içinden geçen okun bir ucu bana, bir ucu uydu telefonuna ve haliyle Globalstar Avrasya’ya!

D0487 (20)-FOW-Tajikistan

Bisiklet problemimizi çözdükten sonra günlük yaşayışımıza döndük. Charlotte çamaşırlarını nehirde yıkarken, ben de ateş için odun topladım. Odun dediğime bakma, 3700 m yükseklikte ağaç bulacak halimiz yok herhalde. Nehrin uzak diyarlardan getirip kıyıya attığı çalı çırpı işte… Biz kızlar günün geri kalanını güneşlenerek geçirmeyi tercih ettik. 3700 metre yükseklikte, Pamir’de! Sonradan Eric minik bir yürüyüşe çıktı ve sevinçle döndüğünde kaplıcayı bulduğunu söyledi. Pılımızı pırtımızı toplayıp platoya geri tırmandık ve 4 km içinde kaplıcadaydık. Kaplıcaya iniş bisikletlerle epey zor oldu. 2 kişi beraber indirdik bütün bisikletleri ama bu zorlanmaya değecekti!

Gündüz çok güneşli, akşam ise çok soğuk… Hava kararınca havanın soğumasıyla birlikte sıcak su havuzuna attık kendimizi! Gökyüzü mükemmel; tek bir bulut yok ve yıldızlar bir o yana bir bu yana kayıyorlar. Su o kadar sıcaktı ki dışarısı dondurucu olmasına rağmen bunalttı, başımı ağrıttı da çıktım. Zaten saunada falan da ömrüm 3 dakika! Sıcak sudaki kötü performansımı fotoğraf çekmekle geçiştirdim. 2 gün önce geçitte aşırı zorlanıp da başka dış koşullarında etkisiyle ağlamam artık çok geride kaldı! Bu huzur yok kimsede!

Sıcak suyu bulunca çamaşırları yıkayım dedim de pek bir sülfür koktuğundan vazgeçtim. Ertesi günü de dinleme günü ilan ettik. Her şeyimiz var; suyumuz, unumuz, mayamız. Ee daha ne duruyoruz? Nico bize pancake yapsana! Bastı pancakeleri!

DSC02941-PLQA-Tajikistan

Yolculuğumuza sıcak su kaplıcalarında verdiğimiz 2 günlük tatilin ardından Alichur’a doğru pedallayacağız. Kırık bisikletimizle başımıza daha neler geldiği sıradaki yazımızda…