Pamir nehirlerle kesilmiş

Yoğun yağışlar yüzünden ülkenin her yerinde meydana gelen toprak kaymaları sebebiyle kapanan Pamir’in açılmasını Duşanbe’de fazlasıyla bekledik, sıkıldık ve en sonunda ‘biz oraya vardığımızda hala açılmamışsa geri döneriz’ deyip çıktık yola. Ermenistan’ın başkenti Erivan’da tanıştığımız Eric ve Charlotte’la pedallıyoruz. Geride kalanlarla, bizden önce çıkanlarla ve hatta tanışmadığımız ama bir şekilde hakkında duyduğumuz bisikletçilerle toprak kayması ve benzeri konularda haberleşmek üzere bir whatsapp grubu oluşturdum. Bir şey duyan yazacak (Güncelleme: Pamir çıkışına kadar birçok kişinin işe yaradı. Hatta Kırgızistan ve Çin’e devam edenler kullanmaya devam etti.)

Pamir boyunca bisikletçilerle karşılaşacağımızı biliyorduk ama daha Pamir’e girmeden orayı bitirmiş ve Duşanbe’ye dinlenmeye gelen 2 Koreli, 1 Hollandalı bisikletçiyle karşılaştık.

Burada da Özbekistan’daki gibi sarhoş ve sarkıntı tipler var. Bugün bana ve Charlotte’a haddinden fazla yaklaşan bir tanesiyle karşılaştık. Adam ikram olarak kavun ve su verdiği için bir şey de diyemedik. Sadece bir an önce ortamdan ayrılıp, arabasıyla takip etmediğinden emin olmak için dikkatli davrandık.

Duşanbe’den beri asfalt olan yolda 71 km’de 1085 m tırmandık ve Kalai Dasht’a vardık. Akşam için elma bahçesini budayan amcadan izin istedik. Kampı kurarken bütün aile toplaştı. Bize hediye edilen kavunumuzu paylaştık onlarla. Güzel bir döngü olmuş oldu. Kavun döngüsü çok yaşa!

Ertesi sabah 6:30’da kalktık. Sıcaklar beni ve Eric’i çok etkiliyor. Öğlen sıcağına kalmamaya çalışıyoruz ama yine de genel olarak sıcak. Öğlen molası için tek düzlük olan baraj inşaatı çevresinde durduk. Tam uykuya dalacakken 2 tane patlamayla zıpladık yerlerimizden. Aslında patlamaya zıplamadım çünkü etkilenmek için epey uzaktaydık ama günlerdir beynimizi kemiren toprak kayması sorusu bu seferde; ‘bu sese toprak kayar mı?’ olarak geldi. Herhangi bir hareketlenme olmadığına kanaat getirince sızdık tekrardan. Biraz uykumuzu alınca çığlıklara uyandık bu sefer de… Aman bir dirlik vermediniz adama ya! Çığlıkların kaynağını anlayınca mutlu olduk tabii çünkü hostelden bizden sonra ayrılan bisikletçi arkadaşlar yakalamıştı bizi. ‘Siz gidin, yetişiriz’ deyip bir süre sonra peşlerinden tırmanışa başladık. Asfalt olmayan yolda yaptığımız tırmanışı bitirdiğimize sevinirken Eric, tekerini kırdığını fark etti. Pamir’e beraber gireceğiz diye sevinirken olacak şey mi bu? Bir yandan da klasik bisikletçi çift kavgası; Charlotte ‘Ben sana Pamir’e girmeden değiştirelim demiştim. Sense bir şey olmaz demiştin. Al işte bak ne oldu’ diye carlıyordu. Kız sonuna kadar haklı carlamakta. Tek çözüm Duşanbe’ye geri dönüp tekeri yenilemek. Onlar için otostop çekerken diğer yönden gelen bir araba durup 2 kavun verdi. Sonra başkası ekmek, bir başkası su, bir diğeri ise çay verdi. Duşanbe’ye giden ilk büyük araç ise sorgusuz sualsiz aldı iki bisikleti.  Yollarımız yine ayrılıyor. Güzel bir durakta durup bekleyeceğiz onları. Umarım uzun sürmez, zira vizemiz kısıtlı.

D0465 (37)-FOW-Tajikistan

Onları kamyonete bindirip toparlanırken, hostelden bizden sonra ayrılıp yetişen ve tırmanışı bitiren Amerikalı Mary ve Phil yanımıza geldi. Allah eşeğimizi kaybettirip, tekrar buldurmuştu bir kez daha! Eric ve Charlotte’tan sonra en çok sevdiğimiz çift!  Onlarla biraz pedallayıp, gün boyu toplamda 47 km’de 571 m tırmanıp durduk bir köyün arkasında. Köyün çocuklarının yardımıyla kamp alanımızı temizledik. Nico suyu filtreden geçirirken çocuklardan biri şişeyi tuttu dakikalarca gık demeden. ‘Ne yapıyoruz biz ya? Neredeyiz?’ Bu sorular sıkça aniden geliveriyor düşüncelerime. Nico’yu ve ona yardım eden çocuğu izlerken yine geldi bu sorular. Genelde bu soruları yüzümde beliren bir tebessümle cevaplıyorum. Sonra salak salak sırıttığımı fark edince toparlanıyorum. Köylere yakın kamp atmanın dezavantajları da var. Mesela tuvalete gitmek için köy kalabalığından uzaklara minik bir yürüyüşe çıktığında mutlaka seni merakından takip eden bir ufaklık oluyor. Ne yapacağını anlayınca kızarıp kaçıyorlar tabii.

D0465 (60)-FOW-Tajikistan

Phil hayatını dağcılıkla ve rehberlikle kazanıyor. Tam hayalini kurduğum meslek. Tabii sorularım bitmek bilmeyince sabah erken uyanmamıza yola erken çıkamadık.

Öğlen son köyden erzakımızı aldıktan sonra Kırgızistan yol ayrımına geldik. Polis kontrol noktası var, çünkü Pamir’e giriyorsun bu noktada. Normalde olmamasına rağmen pasaport fotokopisi istediler. Yanımızda tesadüfen vardı. Yoksa arka odadaki uyduruk fotokopi makinası kullanmak ve saçma bir para bayılmak zorundasın. Para almak için bahane, ciddi bir uygulama değil. Hemen whatsapp grubumuza yazdık bizden sonrakiler için!

Kontrol sonrası hemen orada verdiğimiz öğle molasında dün öğlen karşılaştığımız bisikletçi arkadaşlarla tekrar karşılaştık. Kırgızistan yönüne doğru birkaç km pedallayıp market aramışlar. Mary’nin midesi kötü olduğu için molamızı uzun tuttuk. Onlar devam etti. İlerde illaki tekrar karşılaşacağız. Bu yol ayrımı, delik deşik olan asfalta tamamen veda edip dağlara doğru yükseleceğimiz nokta. Artık ıssızlığa çeviriyoruz pedalları…

D0466 (18)-FOW-Tajikistan

Yollar yukarıdan gelen nehirlerle kesilmiş… Yolu mahvetmiş olmasına üzülmek yerine, kafamı sokup serinleyeceğim bir su bulduğuma seviniyorum. Sıcaklar öldürüyor. Birkaç evden oluşan köyü ve ayranımsı bir şey satmaya çalışan çocukları geride bırakıp bulduğumuz ilk düzlüğe atıyoruz çadırı. Bugün 51 km’de 979 m tırmandık ve Ogush’tayız.

D0466 (90)-FOW-Tajikistan

Dün bizim gençlere yetişiriz diye ummuştuk ve mesaj atmıştık neredesiniz diye. Gölün kenarında kamp attık mesajı gelince haritaya bakmış ve gölü göremeyince olduğumuz yere kampı atmaya karar vermiştik. Bu sabah yola çıkıp da 1 km bile yapmadan bizimkileri görünce ilk işimiz göl nerede diye sormak oldu. Meğer su birikintisiymiş, haritada olmaması gayet normal. Ama su kenarı kamp fırsatını kaçırmış olduk. Bizimkileri yakaladığımıza mutluyuz. 10 bisikletçi bir aradayız.

Bugün biraz yorucuydu benim için çünkü böyle kalabalık bir grupla pedallamak sandığım gibi eğlenceli değil aksine stresliydi. Özellikle sağımızda uçurum akarken, tek arabanın bile sığamayacağı yollarda sağımdan geçen bir bisikletli olunca huzura ermek imkânsız. O kadar yol yapmışsın, hala mı öğrenemedin sağdan geçilmemesi gerektiğini ee be kardeşim? Yol nehirlerle kesilmiş; nehirde önümde geçen arkadaşın düşüşünü izlerken dikkatim dağılınca ben de hacı yatmaz gibi devrildim. Ama şikâyetçi değilim çünkü zaten durup suya girecektim. Zahmet etmeden ıslanmış oldum. Ama sonraki nehir geçişlerinde adabımla bisikletten inip ittim. Riske gerek yok dağın tepesinde! İlerlediğimiz yolun devamını nehir sularının götürdüğünü görünce 10 bisikletçi bisikletleri ite kaka dağları aştık resmen. Yılmak yok! Öğlen vardığımız Tavildara kasabasında son ihtiyaçlarımızı aldık. Buna son kullanma tarihi geçmiş Çin makarnası (noodle) da dâhil. Sonra Duşanbe’den aldıklarımıza baktım; onlarınki de geçmiş, sıkıntı yok o zaman. Ye gitsin… Su bulmak sıkıntı; suyun tadı topraklı olduğu için direk su yerine çay yapıyorlar, hem de kaynattıkları için mikroplardan kurtulmuş oluyorlar. Biz de bir eve su sorduğumuzda 3 lt çay verdiler. Adetlere uymak lazım deyip, su aramaktan vazgeçtik. Yoldaki nehirlerden arıtacağız ilerleyen günlerde… Tavildara sonrası Pamir’in polis kontrollü kısmına giriyorsun. Kapıda polis noktası var ve GBAO iznin olmadan giremezsin. Bu noktayı geçsen bile daha çok kontrol noktası var, illaki o izin gerekli. Geçiş noktasındaki köprüyü sular götürdüğü için, yığma toprakla yapılmış yeni yoldan tıngır mıngır ilerleyip vardık polislerin yanına. Uzun sürmeden hallettik kayıt işlerimizi.

Duşanbe’de bizi evinde ağırlayan Vero’nun söylediğine göre bu yakınlarda bir yerde güzel bir kamp yeri olmalıymış. Onu bulamadık ama öğle yemeğinde ayrıldığımız bizimkileri bulduk. 10 bisikletçi aynı yerde kamp yapıyoruz. 60 km’de 1022 m tırmanış ile Langaro’ya vardık.

Diğer 6 bisikletçi erken çıktı yola. Biz ise biraz laklak yapmak biraz da Nico’nun patlayan tekerini onarmak için geç çıktık. Bugün yola, yolculuğumuzun en zorlu günü olacak diyerek çıktık çünkü 28 km’de 1500 km yükselecektik ve bunu tamamen taşlı topraklı yollarda zıpzıp zıplayarak yapacaktık. 14 km’yi öğlene kadar ancak geride bırakabildik (633 m tırmanış) ve Safederon köyüne vardık. Vero’dan aldığımız bilgiye göre burada bir market olması gerekiyordu. Market yerine köy düğününe ve damadın erkek kardeşine denk geldik. Düğün olur da yemek olmaz mı, ev sahibine denk gelinir de yemeğe çağrılmaz mı? Hopp cennete düştük. Orta Asya’dan beklemeyeceğimiz bir bolluktaydı yemek. Önümüzdeki yolu düşündükçe akşam kalma davetini de kabul ettik. Ertesi günkü tırmanışa dinç başlayacaktık. Plan böyle olmasına rağmen, gerçek böyle olmadı çünkü tüm köy sırayla bizi görmeye geldi ve defalarca aynı muhabbeti etmekten yorgun düştük. Arada bahçeyle ilgilenen kadınların yanına gidip te tanıdık otları görünce sevindim. Baktım madımağı yemeyi bilmiyorlar, hemen gösterip tarifini verdim. Sarımsaklı yoğurtlu madımak… Ay bak nasıl canım çekti şimdi.

D0468 (39)-FOW-Tajikistan

Ertesi gün, aileyle vedalaşırken Phil tutturdu ‘para vereceğim ben’ diye. Israrlarıma rağmen verdi de. Çok değil ama yine de misafirperverlikle evlerini kalplerini sana açan insanların bakış açılarını değiştirmek bu bence. Bundan sonra gelecek bisikletlilerden para isteme olasılıklarını yükseltecek. Ayrıca bunlar Müslüman insanlar, evine kim gelirse Tanrı misafiri mantığıyla yaklaşıyorlar ama para herkeste olduğu gibi dağın tepesinde yaşayan bu insanları bile etkileme gücüne sahip. Zira bunu geçtiğimiz köylerde de görecektik. Yola atlayan çocuklar, bisikletlerin önünü kesip para istiyorlar.

Dün 3258 metredeki geçide ulaşmak için 600 metre yükselmiştik. Bugünse 900 metre daha yükselerek zirveye vardık. Pamir’deki ilk geçidimiz! Kutlamalar başlasın, asın bayrakları… Yihuuu….

D0469 (72)-Tajikistan

Zirveye pedallarken önümde giden Mary’nin çılgın düşüşüne şahit oldum. Daha doğrusu tam düşerken bisikletten süper atlayıp kurtuldu. Bisiklet o kadar şanslı olmasa da Mary’ye bir şey olmadığı için mutluyuz. Derken, inişte dağıttı Mary… Kafam kadar taşların arasından ben minnak slalomlarla ilerlerken Mary yardırıyordu. Tam ‘Mary az yavaş git be annem’ diyecekken birden havada salto attığını gördüm. Yandaki uçuruma fırlamadığı için şanslıydı. Önüme düştü çuval gibi. Bisikleti ise gayet cool bir şekilde tekerin sıkıştığı kaya sayesinde park edilmiş gibi ayakta kaldı. Ay gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Kayalar tekeri cimcikler gibi iki yandan sıkıştırmış ve dış tekeri 2 taraftan yarmışlardı. Phil ise bu sırada önde yardırmış gidiyordu. Acil durum planı ile ben Phil’i yakalamak için hızla ama kontrollü bir şekilde devam ettim. Nico ise kalıp Mary’e yardım etti. Phil’i bulduğumda ortamdaki tek uzun bitkinin gölgesinde oturmuş bizi bekliyordu. Olanları anlatınca istifini bozmadı bile. Oturmaya devam etti. Nico böyle bir şey yapsın o bisikleti kafasında paralarım valla! Nico ve Mary yanımıza gelince şimdiye kadar kasksız iniş yapan ikili birden kaskları kafalarına geçirdi! Bu arada söylemeden edemeyeceğim, geçidin tırmandığımız tarafındaki manzara güzeldi ama inişteki manzara bambaşkaydı… Off offff… Keşke yolun berbatlığı yüzünden dibimize değil de etrafa daha çok bakabilseydik. Vadi tabanına ulaştığımızda Mary yaralarını yıkamak için nehre girdi. Ardından biz de bahanemiz olmasa da daldık suya. Duşanbe’den beri 6 gündür taşın toprağın arasında ilerlemekten rengimiz kararmıştı. Nehir maceramız sonrasında renk attık resmen…

D0469 (104)b-FOW-Tajikistan

Molamızın ardından Khost’taki polis kontrol noktasına gelmiştik. Geceyi burada geçirmeye karar verdik. Görevliler ilk başta yanaşmasa da kedi gibi miyaklamalarımızı görünce izin verdiler. Oradan geçen bir araba sayesinde Özbekistan Buhara’da tanıştığımız başka bir bisikletçi çift olan Flo ve MinXin’in hemen arkamızda olduğunu öğrendik. Pamir boyunca araçların bu bilgi paylaşımları çok faydalı olacaktı.

Flo ve MinXin genel de otelde kalmayı tercih ediyor ve bütçeleri de uygun. Bu sebeple birkaç km ilerideki Kalai Khumb’a doğru devam ettiler biraz sohbetin ardından. Biz ise askerlerin atış talimi yaptıkları alanda boş kovanların arasında toplamda 39 km (14 km’de 815 m tırmanış) pedallamanın verdiği yorgunlukla attık kendimizi çadırlarımıza.