Su birikintisinden babam çıksa…

Gün 6

6 gündür nerede bir okyanusa ya da su birikintisine denk geldiysek mutlaka o su birikintisinden bir şeyler toplayan birilerine de denk geliyoruz.  Bu sefer minik midye toplayan iki kadınla konuşma fırsatımız oldu. Topladıkları bu midyeler bu bölgeye özgüymüş ve kremayla pişirip yiyorlarmış.

D0006 (2)-FOW

Akşama doğru bir grup bayanla karşılaştık. Bayanlardan balerin tavşan gibi giyinmiş olanın bekârlığa veda partisiymiş. Kendisi de Bretonlu olduğundan Nico’nun Bretonya bayrağını görünce durdurmuş bizi. Haa bir de çok sarhoş olduğundan:) Günün konsepti: bisikletleriyle ilerleyerek kasabadaki her barda bir içki içmekmiş:)

D0006 (9)b-FOW

Le Gois – Les Sables d’Olonne arasında 74 km pedalladıktan sonra geceyi geçirmek için yer ararken atıyla gezinti yapan bir bayana rastladık. Florence… Florence bize çadır kurdurtmadı ve evindeki misafir odasında konuk etti. Fransızları daha soğuk sanırdım. Gün geçtikçe bu düşüncenin bir şekilde aklıma yerleşmiş bir tabu olduğunu ve ne kadar yanlış olduğunu görüyorum. İşte bu sebeple yollardayız biz. Yerleşmiş tabuları yıkmak için… Florence, eşi Bruno ve tavşanları Kral Arthur ile hoş bir akşam geçirdik ve çok ilginç şeyler öğrendik.  Nico’nun migreni var uzun yıllardır. Florence da yıllarca migren ile uğraşmış. Sonra bir şekilde bu ağrıların nedeninin şeker olduğunu keşfetmiş. Şekeri bırakmasıyla ağrılar da tamamen kesilmiş. Nico da bunu duyunca hemen denmeye karar verdi. Aynı sonucu verecek mi zamanla göreceğiz.

Gün 7

Bugün, 2 yıl önce karavanla Avrupa – Asya turuna çıktıklarında Ankara’da ev sahipliği yaparak tanıştığımız ve daha sonra tur dönüşlerinde Gürcistan’da buluşup birkaç gün geçirdiğimiz Sarah ve Guillaume ile buluştuk. Buluşacağımız yer dün gece kaldığımız yerden gerideydi. Bu sebeple dün akşam geçtiğimiz yerlerden tekrar geçtik. Sarah ve Guillaume Fransa’da tatil olması sebebiyle Sarah’nın babası ve eşiyle Les Sables-d’Olonne’da birkaç gün geçireceklermiş. Ne kadar şanslıyız ki bu çok sevdiğimiz ikili ile yollarımız tekrar enteresan bir şekilde dünyanın bir köşesinde kesişti.

Bugün Paskalya olduğu için tatilde tüm Fransa. Hristiyanlıkta İsa’nın dirilişini kutladıkları gün. Çocuklar içinse aile büyüklerinin boyayıp sakladıkları yumurtaları bulma günü:) Ayrıca bol bol da çikolata var bugünün konseptinde; bu sebeple çocukların favori bayramı… Sarah’da bize ördek çikolata almış.

Sahilde hep beraber bir yürüyüşe çıktık. En güzel yanı Asya turunda hamile kalan Sarah’nın ve eşi Guillaume’un 9 aylık bebekleri Olga’nın okyanusu keşfetmesine şahit olmaktı. İsminin Fransızca bir isim değil de daha çok Asya’da kullanılan Olga olması, seyahatlerinin bir hatırası…

D0007 (47)-FOW

Bu gece Asya’yı turladıkları karavanlarında yatacağız. Guillaume’un kendi elleriyle ahşapla döşediği bir karavan.  Çok zekice düşünülmüş ve tüm günlük ihtiyaçları karşılayabilen bir sistemi var. Daha önceki buluşmalarımızda hep kalmak istemiştim. Kısmet bugüneymiş:)

D0007 (95)-FOW

Bugün Les Sables-d’Olonne ve plajı arasında geriye doğru 12 km sürmüş olduk.

Gün 8

Sarah, Guillaume ve Olga’ya veda etme zamanı… Kendisi bir dansçı olan Sarah, ağrılarımı duyunca dansçıların kullandığı bir krem olan Arnica’yı almamız için bize bağışta bulunuyor bir çiçek eşliğinde… Ne zarif insanlar…

Bugün normalde takip ettiğimiz rotadan ayrılıp doğuya doğru pedallıyoruz. Çünkü Avrupa’da kullanacağım “ aile birleşimi” vizesini almak için Rennes’de bir randevum var 2 gün sonra. Büyük bir şehir olan Luçon’a ulaşıp orada birkaç gün kalıp araba kiralayarak 2,5 saat uzaklıktaki Rennes’e gideceğiz. Luçon’a 2 günde ulaşmayı hedeflerken bugün ulaştık.

Geceyi geçirmek için yer bulma konusunda şansımız yaver gidiyor çünkü çiftlik evinin karşında kamp işleten Damien ve Christiane planımızı duyunca 3 gece için bizi bahçelerinde ağırlamayı kabul ediyorlar. Kampın duşunu ve tuvaleti bize serbest ve hatta akşam yemeğine davet ediliyoruz. Damien, Christiane ve iki çocuklarıyla makarnasız bir akşam yemeğinden sonra çadırımıza çekiliyoruz.

D0008 (1)-FOW

Gün 9

Rennes’deki randevumuz yarın olduğu için bugün Luçon’u gezdik. Mola vermemizin en güzel yanı turizm danışma bürosunda 30 dakikalık ücretsiz internet bulmamızdı. Çünkü ailemle ilk kez Skype aracılığıyla konuşma fırsatı buldum.

Luçon’da turistlerin ilgisini çekebilecek tek yer kilisesi. Normalde kilise gezmek çok ilgimi çekmez çünkü hepsini benzer bulurum. Ama bu sefer Nico’nun rehberliğinde gezdiğim için daha önce dikkatimi çekmeyen ama bu sefer keşfetme fırsatını yakaladığım “İsa’nın çarmıha gerilmesinin 14 tabloda resmedilmesi” ilgimi çekti. Meğer bu 14 tablo her kilisede olurmuş. Şimdiye kadar tablo der geçerdim. Hikâyenin kendisi ve çok güzel resmedilmiş olmasıydı sanırım ilgimi çeken. Ha bundan sonra kiliseye girer miyim? Değişik bir yapısı olmadığı sürece sanmam.

Luçon’da arabamızı kiraladıktan sonra kampımıza dönüyoruz zira yarın büyük gün.

Gün 10

Dün kiraladığımız arabamızla Rennes’deki OFII bürosuna gidip Schengen’de kullanacağım vize pulumu aldık. Bu pul sayesinde Fransa’da 1 yıl ve ek olarak geri kalan Schengen bölgesinde 3 ay kalabileceğim. Yani Fransa’dan çıktıktan sonra Balkanlara, Türkler için vizesiz bölgeye ulaşana kadar Schengen’de 3 ay gezebileceğiz. Aile birleşimi vizesinin normal Schengen’den farkı sadece bu. Tabii bir de daha zor alınıyor olması:)

2 gecedir konakladığımız Luçon’a geri dönüyoruz. Yarın kaldığımız yerden pedallamaya devam…

Gün 11

İki gündür pedallamamanın verdiği hızla düştük yollara fakat yağmur bizi durdurmakta gecikmedi. Hâlbuki bizi takip eden kara bulutlardan pedallayarak kaçabileceğimizi düşünmüştük:)

Yolda bisikletçi İngiliz bir çiftle karşılaştık.  1 ay boyunca Fransa’da güneye doğru pedallayacaklarmış. Sonra da yine Fransa’da gezmeye devam edeceklermiş çünkü iş yerlerinden 1 yıl izin almışlar. Evet böyle ülkeler de var. Bizim gibi 2 hafta izinle yetinmek zorunda bırakılmıyorlar.

Bu karşılaşmanın ardından yağmurdan korunmak için beklediğimiz otobüs durağının karşısında oturan bir amca yağmur dinene kadar bir kahve için bizi evine davet etti. Sağ olsun. Moralimiz yerlerdeyken, neden yollara düştüğümüzü tekrar hatırlattı bu amca. Emekli olmadan önce jandarmaymış. İş sebebiyle gezdiği ülkelerden sakladığı hatıra eşyalar arasında bir de Osman Gazi heykeli vardı. Bu iç ısıtan moladan kısa süre sonra La Rochelle’e vardık fakat yağmur hala çılgınca yağdığı için çok istememize rağmen gezemedik. Direk geçmemize rağmen gördüğümüz kısmı bile tavsiye etmeme yeter.

Yağmurdan bunaldığımız için erken kamp atmak istedik. La Rochelle’den ayrıldıktan sonra karavanların park ettiği bir alana çadırımızı kurduk. Yemek yaparken ilerdeki karavanın sahibi İngiliz, halimiz acımış olacak ki su kaynatıp getirmiş. Canım benim ya… Ne insanlar var… Adamın İngiliz olduğunu anladığımızda İngilizce konuşmaya başladık ama adam sadece “hot water” (sıcak su) diyerek uzaklaştı. Bence Fransa’ya gelen İngilizler, Fransızlar bilseler bile İngilizce konuşmadıkları için dil konusunda herhangi bir beklenti içinde değiller. Bu sebeple karşılarında İngilizce konuşsan da farklı aksan yüzünden Fransızca konuştuğunu sanıp dinlemiyorlar. Ama bu sıcak temasa engel olmuyor.

Bugün Luçon – La Rochelle aradında 61 km sürdük.

Yolculuğa dair bütün fotoğrafları görmek için lütfen tıklayınız.

error: Content is protected !