Su bufalosu neymiş? Bildiğin manda!

Büyük şehirlerde yer bulmak, şehir merkezine girmek, her şey ayrı bir dert olduğu için Budapeşte’ye gitmemeye karar verdik. Zaten Nico önceden görmüştü orayı, ben de ‘bir ara gelirim dedim’ ve böylece direksiyonu güneye yönelttik.

6. ülkemiz Macaristan çok düzdü; o kadar ki kaldığımız 9 gün boyunca ulaştığımız ortalama hız sayesinde, bundan önce pedalladığımız 130 günün ortalama hızını arttırdık.

Yolculuğumuza başlamak için yanlış yılı seçtiğimiz aşikar; bütün haberlerde ‘şimdiye kadar görülmüş en yağışlı yaz’ deniyor ve maalesef biz bu yağışın içinde yaşıyoruz:(

Macaristan’daki 3. günümüzde Avrupa’nın en büyük termal gölü olan Heviz‘e varıyoruz. Yazın 33, kışın en düşük 26 derece… Nilüferle dolu bir göl… Biletler saatlik, 3 saatlik, günlük olarak satılıyor. Baktık ki günlerdir duş almıyoruz ve muhtemelen de günlerce alamayacağız; ‘3 saatlik olan bizi ancak arındırır pisliğimizden’ dedik ve o bileti aldık:) Sıcacık suda kaslarım, kemiklerim yumuş yumuş oldu vallahi:)

D0139 (4)-Hungary

Bir sonraki durağımız, Kis-Balaton’daki 1962 yılından beri koruma altında olan su buffaloları parkı oldu. Çamur deryası içinde oynaşan ‘su bufalosu’ yani aslında Türkçe’de manda dediğimiz bu arkadaşlarla vakit geçirince ‘manda gibi yatmak’ deyişini özümsemiş oldum:)

Balaton gölü hakkında çok güzel şeyler duymuştuk ama maalesef ardı arkası kesilmeyen yağmur sebebiyle ne yüzebildik ne de yerel insanlarla karşılaşabildik; sadece boş boş sürdük göl kenarında ilerlediğimiz 2 gün boyunca. Bir de ana yola sokmamak için dönüp duran bisiklet yolu fıtık etti bizi:/ 100 metre ileride devam eden yolu görmemize rağmen oraya ulaşmak için 3 km dolandıran bisiklet yolundan vazgeçtik bir süre sonra.

Macaristan’daki 5. akşamımızda, kamp yapabileceğimiz bir yer sormak için elinde taze topladığı mantarların sepetiyle yürüyen yaşlı bir amcanın yanında durduk. Vücut diliyle 1 gece için çadır kurabileceğimiz yer aradığımızı söyledik. Canım amcam ya, göbeği çatladı bize anlata kadar; sepeti falan attı yere, bize el, kol, tüm vücut bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Bir süre sonra yanımızdan geçen 3 adam durup yardıma dahil oluyorlar. Meğer birisi yıllar önce burayı beğenip kalmış bir Almanmış, bir diğeri biraz Fransızca biliyormuş. Almanca, Fransızca, Macarca, İngilizce karışık bir muhabbetle yakınlardaki futbol sahasında kamp yapabileceğimizi öğrendik. Futbol sahaları 10 numara 5 yıldız kamp yeri yeminle; elektrik, su, tuvalet, her şey var:) Hatta bu seferkinde altında yemek yapıp, eşyalarımızı kurutabileceğimiz bir alan da vardı; durmadık hemen sebeplendik tabii ki:)

D0142 (6)-Hungary

Baktık Balaton gölünde hava açmıyor, ee haliyle Balaton gölü de bizi açmıyor; çevresini dolanmaktansa Tihany’den bota binip karşıya kestirmeden geçtik.

DCIM100GOPRO

Bir süredir bisikletimin arkasından gıcır gıcır bir ses geliyordu. Artık dayanılamaz hale gelince ‘bir bakalım’ dedik. Bagaj taşıyıcımın bisiklete bağlandığı noktadaki vida, taşıyıcı borunun içini oyarak genişletmiş ve vida deliğinin o kısmını işlevsiz hale gelmiş. Çok şükür içerideki delik uzun olduğu için daha uzun bir vida ile değiştirerek sorunu hallettik.

Macaristan’daki son günümüzde Mohaç’taydık. Buraya uğramasaydık, Macaristan’ı gezdik demezdim çünkü kültür alışverişi anlamında bir şey yaşamadık ama Mohaç bambaşkaydı. İlk önce yöresel yemeklerinden olan balık çorbasını tattık. Macaristan’ı boylu boyunca geçen Tuna nehrinden tutulan balıklarla yapılan bir çorba. Uff çok ağır bir tadı vardı.

D0145 (4)-Hungary

Mohaç’taki etnografya müzesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun buraları fethetmesiyle yaşanan değişikliklere odaklanmıştı. Osmanlı’nın geçtiği topraklardan gelen göçlerle yaşanan din, dil, ırk değişimlerini anlatan güzel bir müzeydi. Şubat – Mart aylarında Mohaç’ta yapılan Buso adında bir festival varmış. Festivalin hikayesi çok enteresan; Osmanlılar buraya geldiğinde, yerli halk evlerinden kaçıp Tuna nehri üstündeki bir bataklığa sığınır. Osmanlı’nın fethiyle, kaçanların evlerine Osmanlılar yerleştirilir. Bataklıkta sığınan yerel halk her gece ateş başında topraklarına nasıl tekrar kavuşacaklarını tartışırlar. Bir gün yaşlı bir adam ormandan çıkar ve der ki “Çok fırtınalı bir gecede bir savaşçı yanınıza gelip vaktin tamam olduğunu, evlerinize geri dönebileceğinizi söyleyecek. Ama o güne kadar elinizdeki malzemelerden maskeler, değişik kıyafetler yapın. Zamanı geldiğinde anlayacaksınız”. Bunu duyan insanlar ellerindeki tahtalardan, koyunların derisinden maskeler ve kıyafetler yapmaya başlarlar ama o fırtınalı gece öyle hemen gelmez. Yıllar geçer. Ateş başında o yaşlı adamı görenlerin torunlarının torunları olur ve bu efsane onlara aktarılır. Bir gün o fırtına gelmiştir, beraberinde savaşçıyla… Savaşçı beklenen işareti verince, yıllardır bekleyen insanlar hazırladıkları kıyafetlerini ve maskelerini giyip heyecanla evlerine doğru koşmaya başlarlar. Yıllardır orada huzurla yaşayan Osmanlılar, bilinmez karanlıktan çıkan bu yaratıkları görünce her şeyi geride bırakıp kaçarlar ve bu sayede zafer kazanılmış, eski sahipleri kaybettikleri evlerine tekrar kavuşmuş olurlar. Hikayenin doğruluk payı nedir bilemem ama festivalin yüzyıllardır kutlandığı bir geçek.

1526 Mohaç Meydan Muharebesi… Tarih derslerinde yıllarca gördüğümüz, dinlediğimiz, bir de üzerine dizisi çekilen dönemin önemli savaşlarından birinin yaşandığı Mohaç’da, tam da savaşın yaşandığı meydanda yapılan anıtı ziyaret ettik. Kanuni Sultan Süleyman’ın elinde Macarların kafalarıyla gösterildiği tahta bir heykeli olan anıtta ayrıca İbrahim Paşa’nın da heykeli vardı.

Macaristan’dan Sırbistan’a geçebilmek için Tuna nehrine kıyısı olan Mohaç’tan feribota bindik. Bir süredir Budepeşte’den buraya gelen Eurovelo bisiklet rotasının yakınlarında pedallıyorduk ama inatla o rotaya girmek istemedik. Birçok nedeni vardı bu tercihimizin; Tuna boyunca giden rota kasabalardan pek geçmiyor, nehir akıntısını takip ettiği için dolandıkça dolanıyor, sıcaklık yüzünden delice sivrisinek kaynıyor, ayrıca sürekli aynı şey; düz yol, nehir, ağaç. Başka da bir şey yok. Bütün bu sebeplerden dolayı tercih ettiğimiz yan yollar kesinlikler bizi çok tatmin etti. Buralardan bisikletiyle geçmeyi planlayan varsa benden tavsiye:)

DCIM100GOPRO

Macaristan’a veda ediyoruz. Bekle bizi Sırbistan….