Van gölü'nün kardeşi Sevan gölü

Sabah bungalovdaki eşyalarımızı toparlayıp geçitten aşağı salıyoruz aşağı, 1250 m yükseklikteki Dilijan‘a doğru… Dilijan’ı internette araştırdığımızda bizim Safranbolu evlerinin bir versiyonu ile karşılaşmıştım. Hoşuma gittiği için rotamızda olmasa bile gelmek istedik. Keşke daha detaylı araştırsaymışım… Şu anda yurt dışında yaşayan zengin bir Ermeni’nin yenilettiği bir otelmiş fotoğraflarda gördüğüm. Bütün şehir böyle evlerden oluşmuyor yani. Otelin tek bir sokağında birkaç tane el sanatı ve hediyelik eşya dükkânı vardı. Başka da bir numarası yok yani:/ Burayı gezdikten sonra kasaba merkezindeki heykelin önünde öğle yemeği molası verdik. Bu ülkede sinir bozucu bir durum var. Durduğumuz anda etraftaki erkekler ama sadece erkekler bisikletlerin etrafına toplaşıp zili çalıyorlar, tekerlerin havasını kontrol ediyorlar, dokunmadık yerini bırakmıyorlar bisikletin. Aynı zamanda kahkahalarla bir şeyler konuşup birbirlerine vuruyorlar. Mutlaka birisi bizimle göz temasında oluyor, yavaşça bisiklete yaklaşıyor, kafamızı başka bir yere çevirmemizi bekliyor ve anında atmaca gibi atılıp bisiklete oturuyor. Ee haliyle kafamızı geri çevirip vaziyeti gördüğümüzde ‘lalalalala’ naraları eşliğinde dağıtıyoruz ortalığı. 3 günde 3 kez yaşadık. Adam gibi izin alsana, niye durduk yere sinirlerimizi hoplatıyorsun? Bu durumlara önceden daha toleranslıydık, ta ki Selanik’te 10 Kasım’da Atatürk’ün doğduğu evdeki anma törenine katılıp geri döndüğümüzde onlarca Türk’ün izinsiz bisikletimize oturup, fotoğraf çektirip en sonunda da bisiklet dayanağımı ve direksiyonumu parçalayıp kaçmasına kadar.

Bu maceralı öğle yemeğinden sonra internette pek bir methedilen ve bu sebeple geceyi geçirmek için yolu uzatma pahasına da olsa gitmeye karar verdiğimiz Parz gölüne doğru yola çıktık. İnmeye devam ettik ve 1100 m’den sonra tekrar tırmanmaya başladık. 9 km’de 1380 m’ye tırmandık. 9 km’de 280 m irtifanın çok bir numarası yok. Ama bu 9 km sıradan bir 9 km değildi. Allah kahretsin öyle 9 km’leri. Yağmur, çamur, delikler, hayvani tümsekler, yolun ortasındaki kocaman dallar, soğuk, yağmurluk giyip terlemeler, ıslak kıyafetler… Yürünemeyecek yolda bisiklet sürmeye çalıştık. Bütün yolculuğumuzun şimdiye kadarki en kötü kısmıydı kesinlikle. Haa dur dur daha bitmedi. En kötü kısmı, zirveye vardığımızda gölün orda olmadığını öğrendiğimiz andı. Göle varmak için inmemiz gerekiyordu ki bu da demek oluyor yarın bu iğrenç inişler tekrar tırmanılacak. Orda saldım gitti, bıraktım kendimi…  Göl de göl olsa, bok rengi resmen:( Yolculuğun güzel tarafı; ne kadar sinirlensen, yorulsan, nefret kussan da en fazla 20 dakika sonra seni normal hayatta sakinleştiremeyecek bir şeyle karşılaşıp huzura eriyorsun. Silkeleniveriyorsun o gerginlikten…. Süper ya…. Şimdi olayı yazarken bile bi rahatladım yeminle… Karşılaştığımız şey ise içinde ateş yanan ahşaptan yapılmış şeker mi şeker bir restorandı. Ateşin başında çaya verince kendimi, sinirlerim alındı; üzerimdeki ıslak kıyafetlerin kururken çıkardığı dumanla hayallere daldım. Bu mutluluk yeterli derken 6 tane Rus bisikletçiyle karşılaştık. Kör itin öldüğü yerde ne işiniz var be evladım? (Dön de kendine bak!) Meğer bu gençler ‘Bizi düz yollar paklamaz, biz bi Ermenistan’ın karlı dağlarında bisikletimizi süremeyip sırtımızda taşıyarak gezelim’ deyip uçağa atlayıp gelmişler 2 haftalığına. Aralarında da benim yarım kadar 2 kız var. Yaptıklarını dinleyince üstteki paragraftan utandım yeminle:)

Cümbür cemaat kamp attık göl kenarına. Bu kadar kalabalık ilk kampımız. Masalı kamp yerleri bir Ermenistan klasiği oldu bizim için. . ‘Masa olmazsa kalmam abi! Avrupa’da 7 ay süresince masada oturmadığımız kadar oturduk 4 günde Ermenistan’da. Masada Ruslar olur da, alkol olmaz mı:) Aralarından bir tanesi sadece alkol taşımakla görevli:)

Ertesi gün, kahvaltıda Ruslardan yeni bir tarif öğrendim. Tarif dediğime bakmayın! Bazen çok basit bir şeyi akıl edemiyor insan. Kahvaltı için bayat ekmek parçaları üzerine sıcak su döküp yumuşatıyorlar ve bal veya şeker ile tatlandırıyorlar. Bayat ekmeklere çözüm! Ah ah ne oldu o ‘anne ben bunu yemem kötü kokuyor, anne bana bunu pişirme’ diye mızmızlanan şımarık çocuğa? Canım annem, şimdi ne bulsam yiyorum! Bu tura çıkmama en çok annem seviniyor olsa gerek:) Bütün annelere sesleniyorum, yemek beğendiremediğiniz mızmız bebeniz varsa, yollayın bisikletle dünya turuna, adam olup gelsin:) Cidden bak!

Önceki gün geçtiğimiz o berbat yoldan geri dönüp Dilijan’a vardık tekrar. Dilijan’dan çıkışta zorlu bir tırmanış bizi bekliyordu.15 km’de 850 m tırmanacaktık. Allah gariban kulunu sevindirmek için önce eşeğini kaybettirir, sonra buldururmuş. 13,5 km yaptıktan sonra ne haritada ne de GPS’te olan bir tünel çıktı karşımıza. Hacı ne ayak? Zira daha önce bu tarz şaşırtmacalar sebebiyle helak etmişliğimiz var kendimizi. Ama karşıdan gelen araçları görünce daldık tünele. Şimdiye kadarki en huzursuz tünel maceramızdı çünkü 2,2 km uzunluğundaki tünelde tek bir ışık bile yoktu ve tırmandığı için fazla hız yapamıyorduk. Yine de içimden ‘ ahahaha o 170 metreyi tırmanmadık ahahaha’ nidaları yükseliyordu:) Tünelden önce yeşilliklerin arasından tırmanırken tünel sonrasında çat diye çoraklığa çıktık. Tırmanış hakkında ne kadar bıdı bıdı etsem de, manzaralı bir tırmanışı, ruhsuz bir inişe tercih ederim! İnişin sonunda Ermenilerin Van gölünün kardeşi olduğuna inandıkları ve Kafkasya’nın en büyüğü olan Sevan gölü bizi bekliyordu. Göl çevresi piknik alanlarıyla dolu fakat sezon olmadığı için hepsi kapalıydı. Bir tanesine girip attık kampı. 1900 m yükseklikteki gölün kenarında ateşimizi yakıp daldık yıldızların dünyasına.

Ertesi sabah birkaç km uzaklıktaki, kartpostalların olmazsa olmazı Sevan Manastırı’nı gezdikten sonra Erivan’a doğru bastık pedalı. Erivan 970 m’de. Ee haliyle çılgın bir iniş bekliyor insan… Ama öyle olmadı. Gölden Erivan’ın birkaç km dışına kadar ölümüne tırmanışlar, inişler sonra ardından tekrar tırmanışlar vardı. Buradan o yolu yapan mühendis arkadaşları tekrar kutluyorum! İnsan evladı için yapmamışsınız! Ama sonrasında sanki yıllar boyu tırmanmışta hiç inmemişsin gibi bir iniş vardı taa şehir merkezine kadar… Cümlemize öyle inişler eyle ya Rabbim! Resmen oyup da yapmışlar merkezi:)

Daha fazla fotoğraf için: Fotoğraf albümü

Bültenimize abone olun!

Bültenimize abone olun!

Şu anda nerede olduğumuzdan, hakkımızdaki gelişmelerden, ülkelere dair son yazılarımızdan ve son fotoğraflarımızdan haberdar olmak için lütfen bültenimize abone olun!

Teşekkür ederiz!