Ve macera başlar; ilk durak Carnac

Gün 1

Yolculuğumuza yorucu olmayan bir başlangıç verelim dedik ve bu sebeple ilk gün sadece 30 km sürüp Carnac menhirlerine varmaya karar verdik. Orada Couchsurfing aracılığıyla bulduğumuz birisinin evinde kalacağız. 30 km çok uzun bir mesafe olmadığı için ve hala hazırlıklarımızı bitiremediğimiz için 15:30‘da yola çıktık.

Öncesi çantalara son şeklini vermek, yemek alışverişini yapmak, Türkiye’ye göndereceğimiz kargo için postaneye gitmek ve tabiiki günlük olmazsa olmazımız haline gelen internet sitemizde değişiklik yapmak ile geçti. Ayrıca misafirlerimiz vardı. Fransa’ya geldiğimden beri Nico’nun halası Linda’da kalıyorduk. Bu sayede Linda’nın babası Jean-Luc ve annesi Solange ile tanışmıştık. Linda 20 km uzakta oturan anne ve babasıyla normalde yılda bir görüşüyormuş ama biz geldiğimizden beri 4-5 kere Linda’ya geldiler. Her gelişlerinde de mutlaka bizim için bir hediyeyle geliyorlar. Eee haliyle bundan bizi evlat edinmek istediklerini çıkarıyoruz:) Jean-Luc beraber gittiğimiz bir restoranda pizzayı restoranın uyduruk bıçağıyla kesemediğimi görünce ertesi gün elinde bir cep bıçağıyla çıkageldi (Yolculuk boyunca sık kullanılanlar çantamda yerini alacak). Nico’ya ise koleksiyon parçası olan gümüş 10 €’yu kolye yapıp getirmişti şans getirsin diye. Tahmin edeceğiniz üzere kolyeyi anında hacıladım:) Bugünkü gelişlerinde ise ikimize de birer tane kafam kadar sürpriz çikolata getirmişler yolda kan olsun can olsun diye. Ama maalesef sıcaktan ötürü ancak fondü olabileceği için yanımıza almamaya karar verdik. Ve de minik bir alet çantası getirmişlerdi ama maalesef bunu da zaten yeterli aletimiz olduğu ve taşıyamayacağımız için Linda’da bırakmak durumunda kaldık.

D0001 (1)-FOW

Daha sonra Nico’nun dedesi Daniel uğurlamaya geldi. Linda’nın bizim için hazırladığı Bretonlara özgü tuzlu yağdan yapılan karameli de çantaya attıktan sonra Daniel ve Linda ile vedalaşıp düştük yollara. Ama yola düşmeden önce çanta ağırlıklarına değinmek istiyorum. O kadar eleme azaltmaya rağmen hala eşek leşi kadar yükümüz var. Ben 25 kilo taşıyorum Nico ise 35 kilo. Yemek alışverişi yaptığımızda onu da ben taşıyor olacağım. Gayet adil bir dağılım bence:)

İnişsiz yokuşsuz kasaba trafiğindeki ummadığımız hızda bir 20 km’den sonra daha sabah ziyaretimize gelen Jean-Luc ve Solange ile onların kasabasının çıkışında buluştuk. Bize son bir veda etmek istiyorlardı. Yine elleri hediyelerle dolu:) Sabah Nico, Jean-Luc’a kendi yaptığı bir kilitten ve yeterli olmayabileceği korkusundan bahsetmişti. Ve tabii bunu duyan Jean-Luc buluşmaya birkaç kilitle gelmişti. Ayrıca Nico’nun bisikleti için bir Breton bayrağı, su matarası, bira ve kola da getirmişlerdi. Ama en güzeli Nico’nun kolyesine el koyduğumu gördüğü için tekrar bir 10 € kolyesi getirmişti. Güzel muhabbet eşliğinde sıvı tedariğimizi (!) yaptıktan sonra 4 yıl sonra görüşmek üzere vedalaştık. Bu kadar emeği gördükten sonra 4 yıllık maceramızın en çılgın fanları bu muhteşem ikili olacakmış gibi geliyor.

Vedalaşmamızın ardından kısa bir süre sonra ilk turistik durağımıza vardık. Pedalladığımız bu yöre menhirlerin cenneti. Durağımız ise Carnac’takine göre minik bir menhir alanı. Aslında Carnac’ta kalmamızın sebebi en turistik menhir alanlarının burada olması. Motorla İngiltere’den sırf burayı ziyarete gelen bir çiftle karşılaştık. O derece turistik yani:)

D0001 (24)-FOW

10 km sonra Carnac’a vardık. İlk kıl şoförlerle de burada karşılaştık. Normalde Fransız şoförler bisikletlilere alışık oldukları için yavaşlayıp yanlarından uzaktan geçiyorlar. Ama her ırkta öküz illaki oluyor. Bunlar da sürtünerek geçmeyi sevenlerdendi. ‘Burası daha başlangıç kim bilir doğu ülkelerinde daha nelerle karşılaşacağız alışmak lazım’ deyip yolumuza devam ettik. Kalacağımız ev Carnac merkezinden 5 km uzaklıktaydı. Ama nereye doğru? Bol yokuşlu 9 km süren bir aramadan sonra nihayet evi bulabildik. Bu 8 km’yi Nico’ya ithaf ediyorum zira klasik bir Türk erkeğinden hiçbir farkı yok. Karanlık basana kadar kafasına göre dolanıp en sonunda yolu soruyor bizim bey. Aynı babam, Allahtan alışkınım:)

Hélène ve C-Henri’nin evini bulduğumuzdaki mutluluğumu tarif edemem. Çünkü hep içini görmek istediğim eski tarz Breton evi tam karşımdaydı ve biz içini görmekle kalmayıp 1 gece geçirecektik. İçeri girmeden önce C-Henri’den evin hikâyesini dinledik. C-Henri 2 yaşındayken dedesi satın almış bu eski çiftlik evini. İçindeki tüm ahşap yapı ve mobilya dedesinin el emeği göz nuru… C-Henri’de 2 yıldır modernizm ve eskiye saygıyı entegre ederek restore ediyormuş. Aslında kendisi Nico gibi uçak mühendisi ama bu uzak çiftlik evinde mutluluğu bulmuş. Ev 1644 yılında yapılmış. Dış cephede oyma ve kabartmalar var. Ev 50 yıl önceki restorasyonu öncesinde 2 metre daha yüksekmiş. Sağda atlar, solda ise diğer çiftlik hayvanlarının yaşadığı, üst kata hayvanların yiyeceği samanı yerleştirdikleri ve her tarafı çevrilmiş bu yapının ortasında insanların sıcacık yaşadığı bir sistemi var bu ve tüm eski Breton çiftlik evlerinin. Tabiiki 50 yıl önceki restorasyonla her şey değişmiş; hayvanlar dışarı alınmış ve tüm alan insanlara tahsis edilmiş. Isınmak için artık solar panel kullanıyorlar.

D0002 (47)-FOW

Biz, Hélène ve C-Henri’nin ilk Couchsurfing konuklarıyız. Kısa bir süre sonra Kanada’da yaşayan çocuklarını ziyarete gidecekleri ve gezecekleri için Couchsurfing’e üye olmuş C-Henri. Yemek öncesi için birer hafif içki ve atıştırmalıklar bizi bekliyordu. Sohbet eşliğinde bunları gümlettikten sonra Bretonya’ya özgü kreplerimizi yedik.  Burada önceden hazırlanmış kreplerin arasına somon, yumurta, kokoreç, peynir, domates yani özetle yaratıcılık dahilindeki her şeyi koyuyorlar. Yanında da alkollü bir içecek olan ‘cidre’ [saydır] içiyorlar. Benim için elma sirkesinden pek farkı yok. Yemekte Hélène ve C-Henri’yi daha iyi tanıma fırsatımız oldu. C-Henri’nin hobisi ormandaki ve hatta okyanus kenarındaki yenilebilecek bitkiler. Yemekte okyanustan toplayıp kuruttuğu ‘nori’yi tattırdı. Yüzerken bir yerime değdiğinde çığlığı bastığım bu bitkilerdeymiş meğer keramet. Özelliklerini anlata anlata bitiremedi C-Henri. Ben sadece ‘protein dolu’ kısmını attım hafızaya. Hélène ise bir sofrolog. Tam olarak ne olduğunu açıklamak için bir link vermek isterdim ama içime sinen bir link bulamadım. Özetle ve en basit şekliyle: bireyin zihnini belirli bir eğitimden sonra kontrol edebileceği, bu sayede sağlıklı bir yaşama kavuşabileceği ve hatta kendi amansız hastalığını bile tedavi edilebileceği söyleyen bir bilim sofroloji. Daha detaylı bilgi verebilecek olan varsa aşağıdaki yorum kısmında paylaşsın mutlu olurum.

Yemekler yenilip ertesi günün programını yapıp odalar çekiliyoruz. Odamızı anlatmaktan ziyade fotoğrafını paylaşmayı faydalı buluyorum.

D0002 (2) b-FOW

Günün genel hissiyatı ikimizde de henüz yolculuğa başlamamış gibi hissetmek yönündeydi. Sıcak duş ve içinde kaybolduğumuz aile boyu yatağımızdan dolayı olsa gerek:) 2. Gün nasıl olacak göreceğiz…

Gün 2

Sabah, Carnac’ta kalmamızın sebebi olan menhirlere doğru ev sahibimiz C-Henri ile bir gezi yaptık. Sadece tarihi bir gezi olmadı aynı zamanda botanik içeren bir gezi oldu. Çünkü C-Henri’nin büyüdüğü bu arazideki bütün yenilebilir bitkilerin toplanma zamanı nasıl pişirildiği gibi bilgileri öğrendik. Carnac bölgesindeki en uzun olan 6 metrelik menhiri ziyaret ettik. Taşın manyetik özelliği olduğu için yanına pusulayla geldiğinde pusula manyağa dönüyor. Menhirlerin ne amaçla yapıldığını sorduğumda bir şakayla cevap verdi C-Henri; ”Mantar yetiştirmek için”. Çünkü en kaliteli mantarlar iki menhirin arasında yetişiyormuş. Gezimizden sonra yola çıktık. C-Henri bize daha güzel ve güvenli yolları göstermek için bir süre bisikletiyle eşlik etti.

D0002 (33)-FOW

Amacımız 12:30’da Morbihan körfezini geçecek olan botu yakalamaktı. Botta tek yolcu bizdik. Görevli bisikletleri incelemekten ya da bize acıdığından olacak bilet sormadı. Böylece günlük bütçemizde kocaman bir delik yaratacak 16 € cebimize kalmış oldu. Nico bisikleti çok ağır olduğu için denge kurmakta zorlanıyordu iki gündür. Yokuşlarda, dönüşlerde, başlarken… En sonunda yokuşun birinde devriliverdi. Arabaların çok sık kullanmadığı bir yol olduğu için şanslıydık. Düşmesinin nedeni vites değiştirirken Rohloff’nun kilitlenmesiydi. Ama başlamadan zaten biliyorduk denge problemlerinin yaşanacağını ve Rohloff’a alışma sürecinin biraz uzun sürebileceğini. Bu gece için herhangi bir planımız yoktu. Gidebildiğimiz yere kadar gidip kamp atacaktık. İlk denediğimiz ev sahibinden bahçesine çadırımızı kurmak için olumlu cevabı aldık. Şanslıyız… Bugün Carnac – Muzillac arası toplam 52 km sürmüşüz.

Yolculuğa dair bütün fotoğrafları görmek için lütfen tıklayınız.

error: Content is protected !